“Hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir.”
Hannah Arendt
Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın kurumsallaştırdığı diktatörlüğün son despotik baskıcı uygulamalarının, kendilerini ülkenin sahibi olarak görenleri de kapsadığını artık görüyoruz. Ülkede durum böyleyken, basın özgürlüğünden ancak tırnak içine alınarak bahsedilebilir hale gelindi. Dünya demokratik normlarına göre, tüm demokratik uygulamaların temel ölçütü basın özgürlüğüdür. Bir ülkenin demokratik olup olmadığını anlamak için, ülkedeki gazeteciler üzerindeki baskılar ele alınarak değerlendirilir.
Tüm siyasi ve toplumsal yapıların ve güçlerin en fazla baskı altına almak ve kullanmak istediği grup, toplumların aksine, en başta bilgiyi veren gazetecilerdir. Daha sonra diğer topluluklar gelir. Tarih boyunca siyaset, kültür, magazin, ekonomi ve savaş gibi birçok konuda ilk etkiyi her zaman gazeteciler yaptıklarıyla yansıtır. Demokratik ve antidemokratik tüm güçler medyaya muhtaçtır. Durum böyle olunca, iktidarlar fikir ve uygulamalarına rıza yaratmak için medya kuruluşlarını kullanırlar.
Bir fotoğraf veya bir video ile toplumları ne kadar etkileyebileceklerini, “Kral çıplak!” demenin ne kadar aydınlatıcı bir etkisinin olduğunu ve bu etkinin yeni nesil dijital medya ile de devam ettiğini görüyoruz. Hannah Arendt tam da bundan söz ediyor. Onlar (Erdoğan iktidarı), gazetecilerin ne yaptığını görüyor ve üzerine oldukça düşünüyor. Bunun sonucu olarak, kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya oldukları diktatörlüklerini korumak için bizim yaptığımız şeyleri bizden daha çok düşünüyorlar.
Bütün dünya medyası, İstanbul’da iki gazetecinin çektiği iki fotoğrafı konuştu. Türkiye’de bir yıl öncesine kadar mesleki faaliyetleri ve kalemi dışında ellerine bir çakı bile almayan Kürt gazetecilerin öldürülmesi, gazete binalarının bombalanması ve çok sayıda Kürt gazetecinin tutuklanması, Türkiye medyası ve entelektüel camiası tarafından “Aa ama canım, bunlar da terörist!” tepkisiyle karşılanmıştı. Bunu unutmamışken, bugün ülkenin ‘vatansever’ hatta İsveçli gazeteci Joakim Medin’in ‘örgüt üyeliği ve Erdoğan’a hakaret’ gerekçesiyle tutuklanmasına kadar uzanan bir absürtlükle karşı karşıyayız.
Söz konusu Kürt gazeteciler olduğunda, birçok kişi onların durumunu zaten ‘kuşkuyla’ değerlendirip, potansiyel terörist olarak kabul ettiği için bu baskıları demokratikleşme sorunu olarak görmüyordu. 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 158’inci sırada yer aldı. Yine basın endeksi raporlarına göre, Erdoğan iktidarı şu anda Türkiye’deki medyanın %85’ini kontrol ediyor.
İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ortaya çıktı ki, birçok gazetecinin gözaltına alınmasıyla beraber bu durum iyice ayyuka çıktı. Erdoğan’a karşı yapılan protestolara yer verdiği için birçok televizyon kanalı yayın cezası aldı. CHP ve öğrencilerin protesto eylemlerine yer veren Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Saraçhane yayınları nedeniyle Sözcü TV’ye 10 gün yayın durdurma, Halk TV ve Tele 1’e 5’er program durdurma cezası verdi.
Medyanın %85’inin sadece Erdoğan ve çevresine yer vermesinden bu durumu anlayabiliriz. Tele 1, Haber 13 programında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Saraçhane mitinginde Akın Gürlek ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri nedeniyle İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapmıştı. RTÜK, bu yayınlar nedeniyle kanal hakkında “halkı kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği iddiasıyla %5 idari para cezası ile 5 kez program durdurma cezası verdi. Kanala ayrıca Sabah Pusulası programında RTÜK Başkanı’na yönelik değerlendirmeler nedeniyle %3 idari para cezası kesildi.
Now TV’ye, Orta Sayfa programında Ekrem İmamoğlu soruşturmasıyla ilgili işlemlerin “hukuka aykırı ve talimatlarla yapıldığı” yorumları nedeniyle %2 idari para cezası verildi. On gün boyunca İstanbul ve Türkiye’nin birçok kentinde devam eden protesto eylemlerini takip eden 10 gazeteci gözaltına alındı ve polis şiddetine maruz kaldı.
2024 yılı gazeteciler için tüm dünyada ölümcül bir yıl olurken, 68 gazeteci görev başında hayatını kaybetti. Kürt gazeteciler Nagihan Akarsel, Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Gülistan Tara ve Hero Bahaddin, Erdoğan iktidarının talimatıyla özel hedef seçilerek SİHA’larla katledildi. Kürt gazetecilerinin katledilmesinin meslektaşları tarafından protesto edilmesi Türkiye’de suç sayıldı ve 31 gazeteci gözaltına alındı. 7’si tutuklandı. Ve maalesef Türk medyasında katledilen Kürt gazetecilerin haberi yapılmadı. Kürdün ölüm haberi bile suç sayıldı…
Öyle görünüyor ki, Erdoğan seçimle koltuğunu bırakmayacak. Erdoğan ve AKP’lilerin ağzından demokrasi kelimesi düşmüyor. Ancak gelecek seçimi garantilemek ve kendi diktatörlüğüyle yarattığı antidemokratik cehennemin açığa çıkmasını engellemek için çalışan tüm gazeteciler birinci derecede hedefte. Son 15 günde Türkiye’de yaşananlar bunu bir kez daha gösterdi.
Türkiye’de kameraların kapatılması, ekranların karartılması, kalemlerin kırılması yeni değil, yeni olan artık tüm Türkiye’ye sirayet etmiş olmasıdır…