Geçtiğimiz yüzyılın Orta Doğu açısından belirleyici olan ve dönemin emperyalist güçleri tarafından hazırlanıp imzalanan iki anlaşması vardı: Lozan ve Sykes-Picot. Bu iki anlaşma günümüze kadar kalıcılığını sürdürdü ve sürdürmeye devam ediyor. Emperyalist çıkarlara hizmet edip, bölge halklarının aleyhine olan her anlaşma gibi, bu anlaşmalar da kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi.
Gündemde varlığını koruyan Lozan antlaşması PKK fesih kongresi’nin sonuç bildirgesiyle yoğunluk kazandı. PKK değerlendirmesinde Lozan ve 1924 Anayasasının dayattığı Kürtleri inkar ve imha politikasına karşı yürütülen mücadelede ortaya çıktığını ilan etmişti. Bir anlamda Lozan ve 1924 Anayasası (çeşitli şekillerde) varlığını koruduğu müddetçe hiçbir isyanın son bulmayacağının diplomatik ifadesinin Türk tarafından algılanışı ve cevabı klasik refleksten öteye gitmedi. “Lozan tapumuzdur. Ne tartışmaya açarız, ne de arsamızı satarız.” Tarihten günümüze hangi devlet olursa olsun sonsuz derecede bir sınıra sahip değil ve bütün sınırlar tartışmalı olarak varlığını koruyor. Yapılan bunca savaşın nedeni ne, sanıyorlar? Arabulucu olmak için can attıkları Rusya-Ukrayna savaşı herhalde bir simülasyon değil.
Lozan’a geliş; Lozan süreci ve sonuçları itibariyle bir bütün olarak Lozan daha çok tartışılacaktır. Madem “tapu” diye tanımlıyorlar öyleyse anladıkları dilden yanıt vermek gerekir. Lozan istimlak edildi, hem de Kürtler tarafından. Korkularının temelinde haksız bir şekilde elde edilen bir anlaşma bulunuyor. Elbette dönemin Kürt temsilcilerinin Türk tarafına inanarak kurulacak yeni devleti beraber yöneteceklerini sanmalarının oluşturduğu büyük hatanın bedeli halen ödenmeye devam ediliyor. Kısacası Lozan, yeni sınırların belirlendiği Orta Dogu’da bir süre sonra yeniden oluşturulacaktır. Kürtlerin bir kez daha Türk tarafına inanıp hata yapmak gibi bir tutumu olamaz, çünkü, ikinci kez yapılan hata artık tercih demektir.
Gündemde yeteri kadar ağırlık oluşturmayan ancak aynı ölçüde önemli olan ABD Büyükelçisi T. Barrack yaptığı açıklamada Sykes-Picot anlaşmasının Batı tarafından yapılan bir müdahale ve hata olduğunu ama artık o dönemin bittiğini söyledi. Ayrıca yeni dönemde bölgede Türkiye, Körfez ülkeleri ve Avrupa ile birlikte yol almak istediklerini ekledi. Sykes-Picot daha önce DAİŞ’in 2012 yılında bir hashtag açarak “SykesPicotOver” (Sykes-Picot bitti) diye açıklamasıyla gündeme gelmişti. Irak-Suriye sınırı kaldırıldı demişlerdi. Hatta Sykes-Picot’un sonu diye bir video da yayınlamışlardı. Hedefleri açısından baktığımızda DAİŞ’in ilk bildirisinin buna atıfta bulunması o dönem garipsenmişti. O dönem DAİŞ içinde fazla önemi olmayan Colani’nin şimdi atandığı göreve baktığımızda tablo daha da netleşiyor.
ABD Büyükelçisinin açıklamasını geri plandaki açılımına baktığımızda Ingiliz-Fransız anlaşmasının kendileri tarafından bozulduğunu, daha geniş katılımlı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunun niyeti olarak algılanabilir. Elbette kendi çıkarlarının öncelikli olduğunu belirterek. Böylelikle DAİŞ ile başlayan Hamas saldırısı ile devam eden süreci bir bütün içinde değerlendirebiliriz. Ancak Sykes-Picot anlaşmasının içeriğine bakarsak Lozan ile bir çelişki içerdiğini görebiliriz. Büyükelçinin davet listesinde yer alanların görev dağılımı ise Körfez ve Batı ülkelerinin siyasi destek sağlayarak ve ekonomik kaynak yaratarak sonradan da misliyle geri almayı üstlendiklerini Türkiye’nin ise muhtemelen uyarılarak ayakbağı olmamasının istendiğini servis ediyorlar. En fazla üstlendiği görevin Kürtlerle bir noktada anlaşmak olduğu söylenebilir. Son süreçte gündeme gelen Bahçeli sürecinin temelini belki de bu oluşturuyor olabilir. Çünkü ülkeler arası politikaların öyle basına servis edildiği gün başlamadığını biliyoruz. Analiz diye önümüze sürülen “ABD ve İngiltere Türkiye’ye Kürtlerle anlaş yoksa bölüneceksin” anlatımına ne demeli? Türkler de koşa koşa sayın Öcalan’a gitmişler…
Sürece baktığımızda i̇srail, ABD ve diğer ülkelerin rotayı Kürtlerden Türklere doğru çevirdiğini görüyoruz. Bunun kalıcı değil geçici olduğu sürece bakarak anlaşılabilir ancak Kürtlerin Türk devletinin yapıcısı olması tartışmaya açıktır. Yaşanılan dönemin bir benzerini 1890’lardan 1923 yılına kadar yaşayan Kürtler, Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler o süreçteki hatalarının bedelini yüz yıldır ödüyorlar. Bedelinin kan ve gözyaşıyla ödendiği tecrübeyi yeniden bir hataya çevirecek hakkımız yoktur. Daha ne yeni sınırlar, ne de yeni anlaşmalar belirlendi. Tüm ülkeler koşulları sürekli yeniden değerlendirerek değişken tutumlar alıyorlar. Kürtlerin de kendilerini şimdiden bir ülke veya bir anlaşmaya bağlaması pek sağlıklı değildir.
DAİŞ’in ortadan kaldırılacağını, ABD’nin de kaldırıldığını açıkladığı Sykes-Picot anlaşmasını DAİŞ’e karşı mücadelesiyle Kürtler ortadan kaldırdı. Öyle Kürtlerin emek ve mücadelesini sahiplenmeye hakları yok. Bu gücünün farkına varmayıp yeni süreci Türk devletiyle beraber göğüslemesi yeni bir Sykes-Picot olmaz ama yeni bir Lozan olur.










