Evin Zapsu: İçeriden Dışarıya; Sessiz Çığlıklar

GündemKadın

Dokuz yıldır bir demir kapının ardındayım.

Hava aynı, su aynı… Ama gökyüzü artık aynı değil.

Ve içimde her sabah yeniden doğan bir şey var: Kadın olmanın yüküyle baş etmek değil, onu dönüştürme cesareti.

Bu satırları bir cezaevi koğuşunda, sessizliğin bile yankı yaptığı bir yerde yazıyorum.

İçeri girmeden önce de kadındım. Şimdi de.

Ama artık biliyorum:

Kadın olmak bu coğrafyada her gün yeniden öldürülmek demek.

 

Kader Diye Yazılmış Ölüm Fermanları

23 yıl önce bir kadın şöyle demişti: “Doğmadan kaderimiz belirlenmişti.”

Ben de o kaderin içinde büyüdüm. Evcilik oynarken evcilleştim.

Susarak büyüdüm. Sustukça silindim, yok sayıldım.

Dışarıda kaldığım yıllarda da çok kadın tanıdım. Birinin abisi saçını kestiği için ağladığını hatırlıyorum. Bir başkası, istemediği bir adamla zorla nişanlandığında kan kusmuştu.

Bugün o kadınların çoğu ya ölü, ya kayıp, ya da bir başka dört duvarın içinde.

Ve her ölüm, içimde bir parçamı daha eksiltiyor.

 

Sayılar Değil, Sessiz Çığlıklar

Her gün kadınlar öldürülüyor bu ülkede. Ama adı “kadın cinayeti” konulmuyor. “Kıskançlık”, “çok sevgi”, “ayrılığı kaldıramamış…”

Bize aşk diye sunulan şey, aslında şiddetin ta kendisi…

2024 yılında 394 kadın öldürüldü. Şüpheli ölümlerle sayı 650’ye yaklaştı.

Her biri bir hayat, bir dünya, bir mezar gibi kazınıyor yüreğime. Koğuşta bu haberleri okurken boğazım düğümleniyor.

Çünkü bir kadın öldüğünde sadece bir beden değil, bir anne, bir kardeş, bir çocukluk arkadaşı da toprağa gömülüyor.

 

Bir İsim Daha: Gülizar Yıldız

Ve şimdi bir isim daha; Gülizar Yıldız.

Üç gün önce, Şırnak’ın Silopi ilçesinde, çalıştığı iş yerinde bir erkek tarafından katledildi. Bir kadın daha öldü.

Bir emekçi kadın, sabah işine giderken artık yok. Yine “kıskançlık” diyecekler. “Sevgiymiş” diye süsleyecekler.

Ama biz biliyoruz: Bu da bir kadın cinayetidir. Ve tıpkı diğerleri gibi, erkek egemen sistemin bir sonucudur.

Gülizar’ın adı bu satırlarda yaşayacak. Onu unutmayacağız. Onun için de yazıyoruz, onun için de direniyoruz.

 

Devletin Sessiz Ortağı: Cezasızlık

Yargı, kadınları değil; erkekleri koruyor. “Kravat taktı”, “pişman oldu” diyerek katilleri serbest bırakıyorlar.

Ben burada, sadece düşüncelerim yüzünden yıllardır tutsakken, bir adam karısını öldürüp sokakta elini kolunu sallayarak gezebiliyor.

Bu mudur adalet?

Bu mudur vicdan?

İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğimiz günden beri kadınlar daha çok ölüyor.

Devletin geri çektiği imza, erkeklere yeni bir imtiyaz verdi: “Öldür ama iyi anlat, seni affederiz.”

 

Sessiz İntiharlar, Görülmeyen Cinayetler

Nice kadın, intihara sürükleniyor. Ama dışarıdan bakınca “bunalım geçirmiş” diyorlar.

Hayır! O kadınlar öldürüldü. Kendi elleriyle değilse bile, toplumun elleriyle.

Batman’da kendini yakan kadınlar, Van’da kendini kuyuya atan genç kızlar…

Onlar unutulmadı. Sadece anlatılmadı.

Bu bizim kaderimiz değil…

Buradayım. Tutsak. Ama suskun değilim.

Kalemimi susturamadılar. Ruhumu kapatamadılar.

Ve buradan, dört duvar arasından haykırıyorum:

Bu bizim kaderimiz değil!

Kadınların ölümünü seyreden bir toplumda yaşamak değil, direnmek onurdur.

Ve ben, tüm öldürülen kadınlar adına yaşamayı seçiyorum.

 

Son Söz: Kadınlar İçin, Kadınlar Tarafından

Bu satırları yazarken, belki başka bir kadın daha öldürülüyor.

Ama aynı anda bir başka kadın da uyanıyor olabilir:

Kendine, bedenine, fikrine, yaşamına sahip çıkmaya…

Ben bir tutsak kadınım, evet. Ama zincirleri kıran her kadının sesi içimde yankılanıyor.

Dışarıdaki hevalime, dostuma, yoldaşıma sesleniyorum:

Yalnız değilsin. Yalnız değiliz.

Çünkü her kadın hikâyesi bir direniştir.

Ve her direniş, zincirleri kırar.

 

Duvarların Ardında Bir Başka Savaş: Siyasi Kadınlara Yönelik Kışkırtmalar

 

Bu satırları yazarken, yalnızca dört duvarla değil; dört bir yandan örülmüş bir sistemle mücadele ediyorum.

Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde geçirdiğim yıllar boyunca gördüm: Devlet sadece bizi içeriye hapsetmekle kalmıyor,

Birbirimize karşı da kışkırtıyor. Biz siyasi kadın tutsaklar, sık sık adli mahpusların sözlü ve fiziki saldırılarına maruz kalıyoruz.

Revir yolunda, hastane sevkinde, koridorlarda…

Göz göre göre üzerimize salıyorlar bu tehditleri.

Çünkü birlikte durmamızı, direnmemizi, dayanışmamızı istemiyorlar.

Bu yaşananların adı: Devlet eliyle cezaevlerinde kadınlar arasında düşmanlık yaratma politikasıdır.

Amaç açıktır: Siyasi kadın tutsakları yıldırmak, yalnızlaştırmak, korkutmak.

Ama bilsinler ki bu oyunu görüyoruz.

Ve biz daha çok sarılarak, daha çok yazarak, daha çok direnerek yanıt veriyoruz.

Bu yüzden bir kez daha sesleniyoruz:

Adli mahpuslarla siyasi tutsakları aynı yerde, aynı koridorda, aynı ring aracında karşı karşıya getirme!

Bu, doğrudan can güvenliğimize yönelmiş bir tehdittir.

Ve biz bu tehdidi asla kabul etmeyeceğiz…

*

(Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi)

İlginizi Çekebilir

Dört binden fazla çocuk cezaevinde
Özgür Özel: CHP’yi, kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez

Öne Çıkanlar