Kapitalizm… İnsanlığı ölümcül kollarıyla saran ve ne kadar görmezden gelinirse gelsin onunla hesaplaşıp dayattığı tüm ilişkileri paramparça etmeden insanlığın kurtulamayacağı sistem. Kapitalizmin nasıl ortaya çıktığı, hangi tarihsel dönemde oluştuğu bir bireyin doğum anı gibi kayda geçilemeyeceği için üretim güçleri ve üretim ilişkilerinin kapitalist sistemi oluşturmaya başladığı dönemin esas alındığı tarihten (şimdilik) günümüze kadarki süreci kabul edebiliriz. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da başlayıp, 18. yüzyıldan itibaren egemenliğini dünya üzerinde kurmaya çalışan ve insanlık tarihinin gördüğü en barbar bir sistem olarak kapitalizm, doğası gereği büyümek ve büyürken de kendisiyle beraber insan ve doğayı yok etmek zorundadır. Kapitalizm üzerine değerlendirme yaparken ve doğal olarak Marxizme bakmak gerekirken söylem veya yazılar kaçınılmaz olarak teorik bir düzey içermekte, bu da geniş kitlelere ulaşmayı ve anlaşılmayı geciktirmektedir. Bu nedenle olabildiğince sadeleştirmek bir tercih olarak sağlıklı olabilir.
Kapitalizm tıpkı faşizm gibi sahipsiz bir doğumun ürünü. i̇deolojik olarak sadece “sol” dünya görüşü tarafından K. Manifesto’da belirtildiği gibi: “…Komünistler kendi görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler…” sol kendi düşüncesini açıkça ilan ve kabul ederler. Bir tane “kapitalist” veya “faşist” bu kimlikleriyle ortaya çıkmazlar. Çünkü savundukları sistemin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Toplumsal olarak köleleştirilmiş bir sınıf yaratmanın ve o sınıfı en insanlık dışı koşullarda yaşatmanın nesi savunulabilir? Bu nedenle egemen sistem olarak ellerindeki tüm (medya, okul, parlamento, mahkeme, inanç kurumları, asker-polis) gibi olanaklarla bu sömürüyü sürdürmeye yönelik faaliyet yürütürler.
Kapitalizmin bu kadar açık bir şekilde insanlığa ve doğaya karşı ilan ettiği savaşa karşı direnişe geçen ve “işçi sınıfı” olarak tanımlanan sınıfın “kendiliğinden” değil, “kendisi” için bir sınıf olma kararlılığı, bu sınıfı da kapitalizmin artan zenginliğine paralel kendisinin artan yoksulluğu nihayetinde örgütlü bir mücadele ve geleceği dayatacaktır. En sonunda “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesiyle” bu kavga bitecek ve insanlığın “tarih öncesi” dönemi sona erecektir. Teorik olarak yaklaşık 180 yıl önce böyle tanımlanan Marxist i̇deolojik görüş yanlışlanmadan ve yalanlanmadan yolculuğuna devam ediyor.
Marxizm eleştiriden muaf mıdır? Bunu savunacak bir Marxist bulamayız, çünkü Marxizme terstir. Ancak Marxizmi kavramak bir yana temel kitaplarını bile okumadan i̇deolojik olarak Marxizme saldıran milyonlarca insan bulabiliriz. “Eleştiri” ile “akla geleni dillendirmek” arasındaki ince çizgi çok çabuk geçiliyor. Sadece Marxizm değil, başka bir i̇deolojik düşünceyi de eleştirebilmek için bütünü hakkında boşluk bırakmadan okumak gerekir. Bir ideoloji “bana göre yanlış” demekle eleştirilmiş veya çürütülmüş olmuyor. Genel anlamıyla bir ideoloji ekonomik, politik ve felsefik temellere dayanır, öyleyse eleştiri veya çürütme bunlar hakkında bilgi sahibi olunarak başlar. Yüzeysel bilgi değil elbette, kılı kırk yararcasına araştırılmış ve edinilmiş bir bilgiden söz etmek gerekir. Yerine konulacak olan yeni i̇deolojik düşüncenin de ekonomik, politik ve felsefik ayaklarının olmasi gerekir. Örneğin Marxizmin önermesinde ortadan kaldırılacak olan “büyük mülkiyet ilişkileri, bankacılık, ticaret” gibi kavramlar olacak mı veya yerine ne konulacak? Felsefik olarak nasıl bir dünya yorumu yapılacak, politik olarak hiyerarşik bir örgütlenme mi gerçekleştirilecek yoksa başka bir model mi uygulanacak? Örneğin kapitalizme, anarşizme veya dine bakış açısı ne olacak?
Çok değil 2000 yılından önce bilgiye ulaşmak için araştırmak, okumak ve sonuç cikarmak gerekiyordu. Artık bunlara gerek yok. Sunulan fikir bilgi diye kabul edilip savunuluyor. Dijital medyanın bilgiye ulaşma kolaylığına rağmen günümüzde sadece yüzeysel bir fikir yetiyor. Herhangi bir ideoloji için “eksik, yetersiz veya uygulanabilirliği yok” demek yetiyor. Örneğin Marxizme dair külliyat okunmadan konuşmak yetiyor. Kapitalizm kendi teorik veya pratik savaşçılarından çok “Marxist” görünen kahramanların! kendi adına savaşmasına gereksinim duyar. Çünkü her düşünce içten aldığı darbelerle daha kolay yaralanır.
Marxizm kendisinden değil, uygulamalarından kaynaklanan hataların bedelini ödüyor. Rusya’dan başlayarak nerede kendi adına bir sistem kurulduysa Rusya’ya veya oluşan parti diktatörlüğünün görüşüne uygun olarak kurulan ve adına “Marxizm” denilen yönetimlerin kurbanı oldu. Türk devletinin kuruluşunda SSCB ile kurduğu ilişkiler sonucu Kürt ve Rum soykırımlarının gerçekleşmesinin neresi Marxist bir tutumdur? Dönemin TKP’sinin Kemalist hamurla yoğrularak Kurdistan gerçekliğine bakışı hangi “komünist” anlayışa sığar? Günümüzde de devam eden Kurdistan’ın sömürgeleştirilmiş halini dört devlet arasında eritmek Kemalist ulusolcuların hedeflerinden değil midir?
Marxizmi eleştirmemek ona en büyük saldırıdır. Eleştiri adı altında yapılan temelsiz iddialar ise daha büyük bir saldırıdır. Kabul edilmekte zorlanılan bir gerçeklik olarak yazmak gerekir: Marxizmi eleştirmek için tarih, ekonomi, felsefe, fizik, kimya gibi alanları çok ama çok iyi incelemek gerekir. Bir şeyi yıkmak için yerine ne koyacağimızı da hazırlamamız gerekiyor. Marxizmin günümüz toplumsal ilişkilerine çözümleyici bir perspektifle yaklaşması, bu konuda öncülük edeceklerin hazırlıklı olması gerekir. Kurdistan Özgürlük Hareketi tarafından sayın Öcalan’ın önerisiyle kurulması muhtemel yeni bir enternasyonalin öncesinden yapılacak kongre toplantılarının altyapısını oluşturacak teorik çalışmalar kapsamlı olmak zorundadır.
Komün örgütlenmesinin altında kurulacak olan yeni üretim ilişkilerinin temeli, mülkiyet sorununa bakış, ulusal ve sınıfsal yenilikler gibi konu başlık çalışmalarının yapılmadan kurulacak bir enternasyonalin yararı olmayacaktır.
Kapitalizme karşı utangaçca değil, açıkça cephe alınarak bir savaş yürütmek sınıfsal ve ulusal sorumluluktur. Bu; yoksulların ve ezilenlerin sesi olmak demektir. Marxizmle kapitalizmi aynı torbaya koyup çözüm yaratmak düşüncesi sosyal demokrasi denilen sahipsizlikten daha da kötü bir düşüncedir.
Toplumsal ilişkileri ve doğayı tükenişe götüren kapitalizme karşı açıkça tutum alınmadan sürdürülecek bir savaş; kapitalizmi “sol”dan savunmaktır.









