Hasan Zirak’ın “Newroz”, Şivan’ın “Kîne Em”, Nasir Rezazî’nin “Êware” ve Şeroyê Biro ‘dan “Metê” kılamlarını dinlediğimde, karşıma çıkan tarihsel duygu bütünlüğü, sanatsal tahayyülümün çok ötesine geçiyor.
Yaşanmışlıkların müzikal bir tonla yeniden tarihlendirilmesi hem gerçeği güncelleştiriyor hem de sanatın dönüştürücü gücünü ortaya koyuyor. Bu nedenle bazı eserlerin kendine özgü bir konjonktürü vardır ve çoğunlukla tekrarlanamazlar.
Büyük sanatçı ve eserlerin kitlelerce benimsenmesinde ve milyonlarca hayran bulmasında bu biriciklik belirleyicidir.
Dünyanın sayılı zengin müzik kültürlerinden birine sahip olan Kürdistan’da, bu durum geçmişte fazlasıyla kendini göstermiştir. Ulusal mücadelenin dört parçada ivme kazandığı, etno-politik kırılmaların yaşandığı her dönemde sanatçıların rolü artmış; bilhassa şair ve müzisyenler, halkın ortak duygularını unutulmaz şiir ve kılamlara konu etmiştir.
Dengbêjliğin zirve yaptığı ve kasetli dönemin son evresine denk gelen kuşağım için dinleyici olmak hem kültürel bir aktivite hem de duygusal bir faaliyetti. Teypte söyleyen dengbêj ile benzer mekânlarda yaşamak, ortak kelimelerde yaşanmışlıkları anmak doğaçlama sanatın son örneği sayılır.
Öyle ki, pek çok kılam ve destanın kahramanı ya komşu illerden, ailelerden, akrabalardan ya da bir tanıdığın yakını çıkacak kadar iç içelik söz konusuydu. Ya olayların birinci veya ikinci tanıkları aramızda dolaşıyordu ya da dinlediğimiz dengbêjlerin kendisi tanıdık bir adreste yaşıyordu.
Dengbêj, radyo ve kasetlerle ortaya çıkan sanatsal beslenme kimi konularda güçlü temeller edinmemizi sağlıyordu.
Şartların hızla değişmesi, enstrümantal müziğin gelişimi, televizyonun yayılması ve dış dünya ile temasın çoğalması ufkumuzu daha da renklendirdi.
Ancak buna rağmen, Kürdistan müzik piyasası uzun süre kasetlerle varlığını sürdürdü. Kürt müziğinin duayenleri olan Cizrawî’ler, Tahsin Taha, Mamlê gibi isimlerin yanı sıra; Şivan Perwer, Ayşe Şan, Koma Berxwedan, NÇM grupları ve Baran gibi kült sanatçılar, CD ve MP3 döneminde bile yerlerini korumayı başardılar.
2000’lerde yeni kuşaktan solist ve gruplar teknolojik imkânlarla birlikte piyasayı yeniden dizayn etmenin ilk denemelerini yaptılar.
2010 sonrasında ise Kürdistan’ın tümden küresel kültürel formlarla tanışması hızlandı. Festival, konser ve farklı prodüksiyon biçimleri ile müzik sektörü birçok açıdan hareketlilik kazanmaya başladı.
Bu süreçte, ulusal marka sayılan kişiler yerlerini korurken; yeni kuşak daha özgür, tarafsız, bireysel ve çoğunlukla liberal bir çizgi benimsedi. Bu yaklaşım, aslında geç kalınmış bir gerekliliğin de işaretiydi.
COVID-19 sonrası dijital uygulamaların çoğalması ve yayılması ile kendi yeteneğine inanan, imkânını bulan ve pazarın ihtiyacını gören herkes bir tür dijital fenomen olarak kendi sanat alanını yaratmaya başladı.
Bu dijital ortam, maddi açıdan üretimi kolaylaştırsa da ses, söz ve etki kalitesini ikinci plana atıp; görselliği ve gösteriyi öne çıkarıyor. Artık güzellik, şıklık, konfor, kamera karşısındaki hâkimiyet, jest ve mimikler temel mesajı oluşturuyor. Müzik sektörünün önceliği neredeyse bu cover çalışmalarla sağlanan parçalara indirgenmiş durumda.
Bir süredir, Hasan Zirak, Şivan Perwer, Nasir Rezazî ve Şeroyê Biro’nun albümlerini yaz müzikleri kapsamında dinliyorum. Bir siyasi mazi örneği olan bu albümler müzik dünyamızın seçkileri olarak yerini alırken, onların tahtına aday olabilecek olası potansiyeli de merak etmemek elde değil.
Kısa ve dar bir taramada, müzik dünyasının nasıl kozmopolit bir yapıya büründüğünü, yerel ve ulusal ölçütlerin nasıl iç içe geçtiğini gördüm. 100 bin kaset satışının rekor, 50 bin kişilik konserin destan sayıldığı bir dönemden; milyonlarca izlenme, on binlerce beğeni ve paylaşımın olduğu bir dijital müzik dünyası çıktı karşıma.

Cover çalışmaların ağırlıkta olduğu bu yeni dünyada, özgün beste ve sözlerle üretim yapanlar da var; klasik şiirleri besteleyerek kendilerine yer edinmek isteyenler de. Dev bir ekonomik ve dijital pastadan herkes kendince payını almanın yöntemlerini geliştirmiş.
1 milyon izlenmeyi bir eşik olarak belirlediğim bu sınırlı gözlemde, tanımadığım pek çok yeni isme denk geldim. Ocak 2025’ten itibaren YouTube’da en çok dinlenenler listesinde hem bildiğimiz kılamların Cover hali hem de bir kez dinlenip geçilecek çalışmalar yer alıyor.
Ancak tüm bunlara rağmen, Kürtçe müzik yapan sanatçıların büyük oranda hem maddi hem de manevi destekten yoksun oldukları görülüyor. Bu nedenle her kılam, her albüm, her yorum bir kültür hizmetidir. Kürtçe albüm yapabilmek için en başta egemenlerin baskılarını göğüsleyen, ulusal ve yerel marka haline gelmiş tüm sanatçıların siyasi ve kurumsal otoritelerimizden ayrımsız destek görmesi; kültür ve sanatımızın daha kalıcı ve nitelikli miras bırakması açısından önemlidir.
Yazımı, 2025 yılının ilk yedi ayında YouTube’da en çok izlenen Cover kliplerin oranları ile kapatıyorum:
2025’in İlk 7 Ayında En Çok İzlenen Bazı Klipler:
Hozan Serwan – Te Ji Min Xêre: 1.197.809
Furkan Dilanar – Emman Eman: 1.799.393
Dilşad Zaxoyî – Bêje 3: 1.191.847
Şenol, Kenan ve Onur Aktaş – Hab Eyşê: 3.472.729
Helina Kurdî – Ba Banîya: 1.455.087
Bawer Taylan – Narim Narim: 4.989.367
Şakir Axreyî – Xanima Min: 1.622.358
Araz Berwarî – Silav Canê: 1.237.364
Aziz Weysî & Sera Osman – Balê Baz: 1.644.706
Ruken – Serxwebuna Mirîşka: 1.499.719
Bahri Altay & Abuzer Osman – Tu Li Kuyî: 985.447
Serkan Xoce – Şevînîm Lawo: 2.063.549
İyi pazarlar!









