🔴 Ortadoğu’da değişen dengelerle birlikte Lozan Antlaşması’nın artık anlamını yitirdiğini ve yeni anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Zübeyir Aydar, bütün Kürdistani güçleri 26 Temmuz Cumartesi günü Lozan’da düzenlenecek yürüyüşe çağırdı.
24 Temmuz 1923’te Türkiye, İngiltere, Fransa ve müttefikleri arasında Lozan Rumine Sarayı’nda imzalanan Lozan Antlaşması’nın 102. yılı vesilesiyle, Kürtler 26 Temmuz Cumartesi günü Lozan’da bir yürüyüş ve miting düzenlenecek.
ANF’den Serkan Demirel, Lozan Antlaşması’nı KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar ile konuştu.
26 Temmuz Cumartesi günü Lozan Anlaşması’nın 102. yıl dönümüne ilişkin Lozan’da büyük bir yürüyüş düzenleyeceksiniz. Bölgedeki gelişmelerde dikkate alındığın bu yürüyüşün temel mesajı ve amacı ne olacak? Bu yılki etkinlik, önceki yıllardan hangi yönleriyle farklılaşıyor?
Lozan Anlaşması yıllardır bizim gündemimizde, bütün Kürtlerin gündeminde. Çünkü bu anlaşmayla, 1. Dünya Savaşı’nın galipleri 100 yıl önce bir araya gelerek ülkemizi parçaladılar, farklı devletlerin egemenliği altına soktular ve Kürtlerin adını bile anmadılar. Bu anlaşma bizim için büyük bir travmadır. Bugün hâlâ bu anlaşmanın yarattığı sonuçların acılarını yaşıyoruz. Bizim açımızdan bu anlaşma bir soykırımın başlangıcı, yok edilme sürecidir; bir katliamlar zinciridir.
Lozan Anlaşması’nın yarattığı tarihsel etkiler halen sürmektedir. Bu nedenle anlaşma sürekli gündemimizdedir. Kürtler, Avrupa’da örgütlenmeye başladıkları günden bu yana her yıl dönümünde mutlaka etkinlikler düzenlemişlerdir. Ayrıca önemli günlerde konferanslar organize edilmiştir. 75. yıl dönümünde bir konferans yapılmıştı.
O konferansa Başkan Abdullah Öcalan’ın da bir mesajı iletilmişti. Bu etkinlik, genel olarak hareketimize yakın çevreler tarafından örgütlenmişti. En son 100. yıl dönümünde, Lozan’da Kürdistani güçlerin katılımıyla büyük bir konferans düzenlendi. Orada bazı kararlar alındı ve şimdi 102. yıl dönümündeyiz. Bu vesileyle yine bazı etkinlikler gerçekleştireceğiz. Ancak bu yılki etkinliğin farklı bir özelliği var.
Neden bu yıl, diğerlerinden daha kritik görülüyor? Bölgede yeni bir jeopolitik yapılanma ihtimali varken, Kürtler bu süreçte nasıl bir pozisyon almalı?
Şu anda bölgemizde büyük bir altüst oluş süreci yaşanıyor. Özellikle Ekim 2023’te HAMAS’ın başlattığı saldırının ardından bölgede yaşanan gelişmeler Kürdistan’ı da kapsamaktadır. Bu son iki yıla yakın süreçte hem Sykes-Picot düzeni hem de Lozan düzeninin artık yürürlükte kalmadığı ve aşılmakta olduğu görülmüştür.
Bölgemizde büyük bir savaş yaşanıyor. Bu savaş yalnızca Filistin’le sınırlı değil; orada başladı ama tüm bölgeyi etkisi altına aldı. Kürdistan da bu sürecin içinde yer alıyor. Muhtemelen haritalar değişebilir, Ortadoğu’da sistem ve statüler dönüşebilir.
İşte bu nedenle tüm Kürtleri Lozan’a davet ediyoruz. Bu yılki etkinliğin odağı Lozan’ın geçmişinden ziyade, bugün ve geleceğidir. Elbette tarihsel boyutu ve yarattığı tahribat her zaman aklımızdadır.
Ama bu yılki ana temamız şu: Lozan statükosu aşılmaktadır. Biz Kürtler bu yeni dönemde ne yapmalıyız? Bölge yeniden şekillenirken, Kürtler nasıl bir tutum almalıdır? Ana mesele, tartışmamız gereken konu budur. Bu nedenle bu yıl dönümü, diğerlerinden farklı bir nitelik taşıyor.
Kürdistan’da bir diyalog ve barış süreci söz konusu. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümüne dair görüşmeler, tartışmalar ve çabalar var. Bu tüm Kürtler için son derece önemli bir süreçtir.
Bu konuda herkesin sorumluluğu var. Ne yapmalıyız? Bu soru bütün Kürtler için büyük bir anlam taşıyor. Çünkü Bakur en büyük parçadır; hem nüfus olarak hem de coğrafi olarak diğer parçalarla sınırları vardır, onları doğrudan etkiler. Ayrıca Türkiye, işgalci devletler arasında en çok Kürt düşmanlığı yapan devlettir. Bu nedenle oradaki çözüm, bir Kürdistan çözümü anlamına gelir. Bu da gündemimizdedir.
Rojhılat’a baktığımızda, İran büyük bir savaşın eşiğindedir. İsrail ile bir ateşkes sağlanmış olabilir ama iki taraf da savaş hazırlıklarına devam ediyor. Sorunlar çözülmedi. İran’ın nükleer programı sürüyor, İsrail ve ABD ise nükleersiz bir İran planı peşinde.
Bu gelişmeler Kürdistan’ı doğrudan etkiliyor. Rojhılat, nüfus ve coğrafya açısından Kürdistan’ın ikinci büyük parçasıdır. Bu nedenle orada yaşanacak her değişiklik bizleri çok yakından ilgilendiriyor. Kürtlerin bu sürece hazırlıklı olması gerekiyor.
Başûr’a baktığımızda ise orada resmi bir federal statü var. Ancak sorunlar çözülmüş değil. Irak Anayasası’nın 140. maddesi hâlâ uygulanmadı. Bu maddeye göre Şengal’den Musul’a, Maxmur’dan Kerkûk’e kadar uzanan büyük bir bölgede 20 yıl önce referandum yapılması gerekiyordu. Ama bu adım atılmadı. Birçok başka mesele de çözüm bekliyor.
İran’ın Başûr üzerindeki etkisi ve zaman zaman müdahaleleri, Türkiye’nin askeri müdahaleleri de devam ediyor.
Şengal bizim için önemli bir konu. Orada yaşanan katliamlar henüz bitmiş değil. Maxmur meselesi de sürüyor. Güney’e bakıldığında çok sayıda çözüm bekleyen sorun olduğunu görüyoruz.
Rojava’da 13 yıllık bir de facto statü var. Ancak bu statü anayasal ve hukuki olarak tanınmış değil. Bu yapının resmiyet kazanması gerekiyor. Suriye’de yeni bir yönetim şekilleniyor. Radikal İslamcı gruplar Suriye’de hâlâ etkili. Şam’da egemenlik kuran bu gruplar, Dürzilere, Alevilere ve Hristiyanlara saldırıyor. Bu saldırıların Kürtlere yönelme ihtimali de var. Tüm bu konular, içinde bulunduğumuz dönemde mutlaka tartışılması gereken meselelerdir.
Tüm bu bölgesel gelişmeler karşısında Lozan’daki etkinlik nasıl bir kolektif refleks yaratmayı hedefliyor ve kimlere nasıl bir çağrınız olacak?
Bölgesel gelişmeler bizleri sorumluluğa çağırıyor. Mevcut koşullar bize yeni görevler yüklüyor. Bu nedenle Lozan’ın 102. yıl dönümünde tüm Kürtleri bu sorumlulukla Lozan’a davet ediyoruz. Diyoruz ki: Gelin bu süreci birlikte tartışalım.
KNK bu konuda bir tartışma başlattı. Bu ayın ilk haftasında yaptığı Yürütme Konseyi toplantısında bu sürece ilişkin bir planlama oluşturuldu. Ulusal birlik meselesi acilen önümüzde duruyor. Lozan’ın 100. yılında düzenlediğimiz konferansta, bir ulusal birlik konferansı kararı alınmıştı, ancak henüz pratiğe geçirilmedi. Bu nedenle Lozan’a sözlü olarak katkı sunmak isteyen herkesi oraya çağırıyoruz. Bu yalnızca bir yürüyüş veya miting değil, aynı zamanda bir fikir etkinliğidir.
Etkinliğin formatı da buna göre şekillendirildi. Yarı meclis, bir platform biçiminde olacak. Her parti, kurum ve kişi orada düşüncelerini, önerilerini dile getirecek. Sadece Kürtler değil, tüm Kürdistanlılar davetlidir. Asuriler, Süryaniler de orada olacak. Tüm inançlardan temsilciler katılacak. 26 Temmuz’da Lozan’da, Kürdistan adına dünyaya bir ses vermek istiyoruz.
Bu çağrıyı hem Kürtlere hem de dünyaya yapıyoruz. Diyoruz ki: Bölgemizde bu kadar sorun varken, yeni bir Lozan süreci konuşulurken, eski statüko aşılmışken, oluşacak yeni düzende Kürtler nasıl bir konum alacak? Gelin hep birlikte düşünelim, tartışalım. Bir ulusal birlik konferansında bir araya gelelim. Bu tür çağrılarımız olacak.
Ayrıca dünyaya da bir çağrı yapacağız: 100 yıl önce yapılan büyük haksızlığın giderilmesini isteyeceğiz. O zamanın galip güçleri toplandılar, Kürdistan’ı dörde böldüler, Kürtlerin adını bile anmadılar. Bu, büyük bir haksızlıktır. Bu haksızlığa karşı dünya güçlerini göreve çağıracağız. Aradan 100 yıl geçmiş olsa da bu adaletsizlik görülmeli ve giderilmelidir. Kürtlerin doğuştan gelen haklarının tanınması çerçevesinde destek isteyeceğiz. Bu çerçevede çağrılarımız olacak.
Bu nedenle bu yılki etkinliği farklı bir biçimde ele alıyor ve çok önemsiyoruz. Tüm Kürdistanlıları ve dostlarını Lozan’a davet ediyoruz.
Sizin de belirttiğiniz gibi, 7 Ekim Hamas saldırısının ardından Ortadoğu’da dengeler değişiyor. Yeni statükolar oluşuyor. Bu değişen dengeler içerisinde Kürt halkının statüsü için Lozan’ın yeniden tartışılması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Zaten onu tartışıyoruz. Biz yıllardır bunu tartışıyoruz. Bu haksızlığın giderilmesi lazım. Lozan statükosu olamaz. Bu Antlaşma bize dayatılan bir ölüm fermanıdır. Bunun aşılması gerekir. Kürtlerin de yeni statüko içinde kendi kimlikleri, kültürleri ve hakları ile yer almaları lazım. Bunu bu şekilde tartışıyoruz, bu şekilde ortaya koyuyoruz. Kimseye karşı bir mesele değil. Biz o bölgede varız, bir ülkeyiz, bir milletiz. Bizim de bir statüye kavuşmamız lazım. Lozan’da oluşturulan statü, yok olmamız üzerine kurulan bir statüdür. Bunu kabul edemiyoruz, edemeyiz de. Ona isyan ediyoruz. Yeni bir durum, yeni bir anlaşma, yeni bir sözleşme istiyoruz.
Yeni bir anlaşmadan kastınız, uluslararası güçlerin tabi olduğu bir anlaşma mı?
İçinde kim olursa olsun. İlgili herkesin de kabul edebileceği, özellikle bölge halkları, biz kendi aramızda yapabilirsek, dışarıdan fazla bir şey gerekmeyebilir. Ama orası dünyanın, herkesin ilgilendiği bir şey.
Bölgede yürüyen, bir dünya savaşıdır. Sürece yayılmış bir üçüncü dünya savaşı var. Bu anlamda ilgili herkesin katıldığı bir tartışma istiyoruz. İlgili herkesin onayladığı bir tartışma istiyoruz. Yeni bir statüko ve Kürtlerin içinde yer aldığı yeni bir statüko istiyoruz.
26 Temmuz’da gerçekleştirilecek yürüyüşte bu talepleriniz de açıkça dile getirilecek değil mi?
Evet, bu taleplerimiz orada dile getirilecek. KNK orada bir deklarasyon yayınlayacak. Orada bir tartışma başlatılacak ama orada sonuçlanmayacak, devam edecek. Kürtlerin önüne bir gündem konulacak. Bundan sonraki gündemin böyle olması gerektiğine inanıyoruz.
Lozan Anlaşması’nın yenilenmesi gerektiğini, yeni bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu dile getirdiniz. Bölgedeki gelişmelerde dikkate alındığında, kısa vadede sizce böylesi bir tartışmanın açılması mümkün mü?
Böylesi durum bizim açımızdan her zaman mümkündür. Yani olması gerekir. Ortada büyük bir haksızlık var. Bunun giderilmesi gerekir. Bunun mücadelesini veriyoruz.
Lozan Antlaşması’nın 100. yılında Lozan’da çok önemli bir konferans gerçekleştirildi. Üstelik bu konferansa sadece dört parça Kürdistan’dan değil, dünyanın birçok farklı bölgesinde yaşayan Kürtler de katılım sağladı. Konferans sonunda yapılması gerekenleri kapsayan bir sonuç bildirgesi açıklandı. Bu kararların ne kadarı hayata geçirilebildi? Eğer geçirilmediyse, bunun önündeki en büyük engeller neydi?
Oradaki o konferansın organizatörlerinden, yani bu konferansın başından sonunda kadar organizasyonunda yer almış biri olarak, konferansın tüm kararlarına sahip çıkıyoruz. Gereklerinin yerine getirilmesini istiyoruz. En önemli konu ulusal birlik meselesidir. Bunu henüz istediğimiz kadar sonuçlandıramadık. Bu nedenle, cumartesi günü, tekrar o konferansın sonuçlarını yeniden haykıracağız. Zaten bu yılki etkinlikte de büyük ölçüde ona atıfta bulunarak devam edecektir.
Son olarak eklemek istediğiniz bir husus veya Lozan Antlaşması’nın 102. yıl dönümü vesilesiyle 26 Temmuz Cumartesi günü Lozan’da düzenlenecek yürüyüşe dönük bir çağrınız var mı?
Özellikle herkesi, bütün Kürdistani güçleri, içinden geçtiğimiz sürecin aciliyetini dikkate alarak gelip Lozan’da sözünü söylemeye ve sonrasında da o söz çerçevesinde birlikte hareket etmeye çağırıyorum.








