Kenan Azizoğlu: İçimdeki Tuğlalar

Genel

Toz tutmuş bir sessizliğin arkasında duruyorum. Ne bir ses geçer içimden ne bir nefes geri döner. Ben, yankının bile vazgeçtiği yerde yükselirim. Sadece bir sınır değilim; sadece unutulmuş bir hatıra gibi beklerim. Gölgeler uzadıkça ben büyürüm.

İnsan, kendini korumaya karar verdiği gün beni inşa etti; taş değildi ilk harcım, korkuydu. Sonra ayrılık, öfke ve en son suskunluk da karıştı harca. Hiçbir şey söylemeden, o da bir duvar daha ördü. Ben, kelimelerin sustuğu yerde başlarım.

Evet, ben duvarım…

Victor Hugo şöyle der: “Sizi diğer insanlardan ayıran duvarları kaldırın, göreceksiniz ki herkes aslında aynı gökyüzünün altında.”

Ama insanlar çoğu zaman gökyüzünü değil, sınırlarını sever.

Ben, işte o “sevgiden” doğarım. Toplumun sözleşmeleriyle, aidiyetin sınırlarıyla örülürüm; bu sınırlar bazen sevgiyle, bazen korkuyla yükselir.

Dışlarlar, ayırırlar, gizlerler — beni gerekçe göstererek..

Oysa ben sadece varım; Siz kurdukça yükselirim.

 

Beni sadece devletler örmez.

Bazen bir ebeveynin susturduğu bir çocuğun içinde başlarım.

Bazen bir öğretmenin tek kelimesinde.

Bir sofrada konuşulmayan konuyla, bir arkadaş çevresinde ima edilen “fazlalıkla”.

Kimse ördüğünü bilmez; ama herkes tuğla koyar.

Ve ben, o sessizliğin gündelik hâline karışırım.

Bazen kocaman sınırlar dikerler; hem yağmalayıp talan ettikleri toprakların çocukları içeri giremesin, hem de yaptıkları görülmesin diye.

Beni oraya koyan el sadece fiziksel değil, niyettir.

Ben, o niyetlere dokunamam ama ruhlarına sızarım.

Haruki Murakami her yüksek duvardan söz ettiğinde, onun karşısına çarpan yumurtayı da anar.

Çünkü ben sadece güçlülerin değil, ezilenlerin de hikâyesindeyim.

Bazen beni yıkmak devrim olur, bazen beni örmek yalnızca bir suskunluk.

Ama her hâlükârda, ben sessizliğin şekil almış hâliyim.

 

Ben duvarım…

Çünkü ben bazen dile gelmem, ama üzerime yazılanlar dile gelir.

Ve o yazı, bir toplumun sustuğu yerden konuşur.

Çünkü her iz, bir direniştir ve

hiçbir duvar sonsuz değildir.

Ve ben, arkamda bir direnişin izini taşırım.

Zaman zaman bir cümle kazınır taşlarıma, kimi zaman yasaklı bir kitaptan sızan tek bir satır olurum. Kimi zaman isyan içerikli çizgiler, graffitiler, karikatürler kaplar bedenimi…

Bazen içimde bir çatlak belirir; bir kelime içeriden dışarıya süzülür.

O kelime beni aşındırır; bazen bir mısra olur, bazen bir stran, bazen bir çığlık.

Ve bazen bir çatlak, her şeyi başlatır.

Ben, yalnız bireylerin ya da halkların arasında değilim.

Bazen dört duvarın içinde, hiç görünmeden yükselirim.

Ve bazen, sesi hiç çıkmayanların dili olurum.

Ahmed Arif sorar: “Haberin var mı taş duvar, demir kapı, kör pencere…”

Bazı duvarlar sadece ayırmaz, hapseder.

Bir kimliğin, bir düşüncenin susturulduğu yerde yükselirim.

Ses içerde boğulur, dışarı sadece sessizlik sızar.

Beni örerken harca yalnızca kum değil, devletin düşünceden ve bir halktan duyduğu korku karışır.

Ve o suskunluk büyüdükçe ben daha da sertleşirim…

Bazı duvarlar adalet değildir; sadece içerdekiler unutulsun diye vardır.

Ben oradayım. Beni ördünüz, ben de sessizce kaldım.

İnsanın zihninde de varım, yüreğinde de.

Bazen bir kelimenin yutulduğu yerde, bazen bir bakışın kaçırıldığı anda kurulur ilk tuğlam.

 

Albert Einstein, “Önyargılar, insanların zihinlerinde inşa ettiği en kalın duvarlardır,” der.

Ben sadece taş ile değil, düşünceyle de örülürüm…Kalplerde, beyinlerde, sözlerde de yükselirim.

Ama her düşünceyle değil; korkuyla yoğrulan, baştan şüpheyle bükülen düşünce verir bana ilk tuğlayı.

 Birini görmeden yargılayan bakışlarda yeniden doğarım.

Ve insan zihninde bir duvar örüldüğünde, bazen kendi içine bile ulaşamaz.

Sessiz kalır; kendini duymaz hâle gelir.

Çünkü önyargı yalnızca başkalarıyla arasına değil, kendisiyle arasına da benden bir parça ekler.

Toplum beni önyargıyla, devlet baskılarla örer.

Bir sözleşme imzalanır, kimse okumaz; bir suskunluk paylaşılır ve herkes bunun ne olduğunu bilir. Ben o suskunluğun gölgesinde, sessizce yükselirim.

Ben, çoğunluğun “makbul” kabul edildiği, farklı olanın ise sessizliğe itildiği görünmez bir toplumsal mutabakat olan Türklük Sözleşmesi’nin yaşayanı ve tanığıyım.

Ve ben, yalnız bugünün değil, dünün de iziyim.

Zaman da beni yalnız bırakmaz.

Dün yıkılan taş, bugün başka bir binanın temelidir.

Aynı harç, farklı dillerde karılır; ama koku aynıdır.

Unutulmaz sanılanlar yer değiştirir, isim değiştirir, ama ben hep aynı kalırım.

Hatıralar silinir, ben kalırım.

Tarihin yükü bazen kitaba yazılmaz.

Bazen yalnızca duvara siner.

Ben o suskun belleğim.

Yüzeyim silinse de altımda hep iz kalır.

Ve ben bugün artık dijitalim de.

 

Zamanla ben de değiştim. Artık sadece çimento ile değil, ekranda da örülürüm.

Bazen bir ekranın gerisinde kurarım kendimi; filtreli görüntülerde, sus pus geçen mesajlarda, okunmamış iletilerde yükselirim.

Her odada görünmem, ama her sessizlikte yerim hazırdır.

Kimi beni yükseltir savunmak için, kimi kendi yalnızlığından korunmak için sığınır bana.

Ama ben hiçbirine ait olmam.

Ben sadece oradayım, sessizliğin suretiyim.

Bazen dua değer bana, bazen beddua.

Kutsalın yükünü de kötülüğün mekânlarının sessizliğini de taşıdım.

 

“Burada Tanrı yok” diyenlerin kurduğu mekânlarda direnir, insanlık onurunu yükseltirim.

Ben bazen sadece gölge değilimdir.

Bazen yaslanılan, bazen sırt dayanan sessiz bir dost olurum.

Yıkılmam, ama dinlerim.

Bazen sadece ayakta durmak için bile yeterim.

Bazen insanlar susar, yerler konuşur.

Ben o anların mekânıyım.

 

Bir durakta, bir evde, bir kilisenin önünde gözlerin konuştuğu, yüreklerin buluştuğu yerlerdeyim.

 

Ben yaşanan en temiz aşkların şahidiyim.

Bir bakışla, bir dokunuşla, bir duruşla yazıldı duvarıma.

Aşkın en çok hissedildiği, belki de hiç konuşulmadığı yerim.

Çünkü bazı aşklar kelimeye değil, kalbe ve mekâna siner.

Ve ben o mekânım.

Zaman geçer, insanlar değişir.

 

Ama ben hep oradayım.

Unutulsun diye örüldüm belki, ama şimdi hatırlatmak için çatlıyorum.

Bastırılan ne varsa, taşlarımın arasından sızıyor.

Ben artık sessizlik değilim.

Ben artık susmayan duvarım.

Ve bu kez anlatmak için buradayım.

Ben duvarım…

 

İlginizi Çekebilir

Ukrayna Rusya’nın yaz taarruzunu durdurduğunu açıkladı
İtalya Başbakanı Meloni: Filistin Devletini tanımanın zamanı gelmedi

Öne Çıkanlar