:
* Bütün sırları henüz bilimsel olarak çözülememiş olmasına rağmen sadece günlük hayatta değil medyada ve akademide de çok sayıda uzman, felsefeci, sosyolog ve psikolog, GÜLMEK üzerine çalışıyor.
Bir dilde bir nesneyi, bir eylemi, bir kişiyi tanımlayan çok fazla sözcük, deyim, atasözü varsa muhtemelen iki nedeni vardır: Ya bu nesne, eylem, kişi o dili konuşanların hayatında çok sık gündeme gelmektedir ya da çok nadirdir. Eskimo dilinde mesela kar ve buzu tanımlayan 40’ın üzerinde sözcük varmış. Normal, çünkü kutuplarda 365 gün kar ve buz mevcut.
Bizde de mesela gülmek konusunda onlarca sözcük, deyim ve atasözü var. Oysa ki Anadolu toplumu gülme, gülümseme, sırıtma konularında dünya listelerinde ilk 10’a girebilecek bir konumda değil.
Ağız dolusu gülmek… Katıla katıla gülmek… İçin için gülmek… Bıyık altından gülmek… Gevrek gevrek gülmek… Pis pis gülmek… Kıs kıs gülmek… Patlayıncaya kadar gülmek…
Her sabah aksatmadan dinlemeye çalıştığım France Inter Radyosunun 6-9 diliminde haber, kültür-sanat, mizah, müzik aktüalitesi gündeme geliyor. Geçen gün ‘’Gülmenin Felsefesi’’ konusunda yeni çıkan iki kitabın yazarıyla iki söyleşi vardı:
– Kadınların Gülmesi – Bir İktidar Tarihçesi, Sabine Melchoir-Bonnet
– Gülmenin Paradoksu – Ya hep komik değilse?, Olivia Gazalé
Karı gibi gülme!… Güler misin ağlar mısın?… Ağlatan gülmez!…Bir göz ağlarken diğer göz gülmez…
Kadınlar bütün dünyada uzun yıllar eğitimden, düşünce ve ifade özgürlüğünden, siyasi ve iktisadi iktidardan mahrum bırakıldığı için yeteri kadar gülemediler. Çünkü gülmek, bir boyutuyla yıkıcı gücü olan bir duygu patlaması, bir eylem, bir tutum. Erkek egemen toplumun ahlakı ve pratiği kadını evde oturtup, çoluk çocuk bakmaya, kocasına hizmet etmeye mahkûm etti. Erkek yurttaşlarla eşit haklara sahip bir birey olarak topluma katılmasına izin vermedi. Ama artık Comedy Club’larda stand-up show’larda kadınlar, tabuları gülerek, güldürerek yerle bir ediyor.
‘’Gülmek bizi hem fiziki hem de manevi olarak rahatlatır hatta özgürleştirir. Gülerken korku, sıkıntı, kızgınlık, üzüntü ve yasaklardan uzaklaşırız. Gülerken karın kaslarımız gevşer, bünyemiz dopamin, serotonin ve endorfin gibi hormonlar salgılar. Ohhh!’’ Olivia Gazalé
Gülmenin ne olduğunu tam olarak anlamak, kavramak için gülmeye karşı olan kesimlere bakmak lazım. Din bilgim yeterli olmadığı ve dinlediğim radyo programı Fransa’da yayınlandığı için Hıristiyanlıktan örnekler aktaracağım: İsa peygamberin, İncil’de ve hayatında güldüğüne dair kayıt yok. Ama ağladığına dair var. Kilise bizatihi zaten komik bir şey olmasına rağmen gülmenin düşmanı. Dini literatürde sadece Şeytan, Cadılar ve Fahişeler gülüyor. Oysa ki zoologlar çoktan saptadı: Hayvanlar da gülüyor!
Ayrıca şurası kesin ki iktidarlar da gülmekten hoşlanmaz.
Norbert Elias ‘’Ahlaki Geleneklerin Uygarlığı’’ kitabında ‘’Mozart’ın Gülüşünden’’ söz eder. Henri Bergson ‘’Gülme’’ başlıklı eserinde, gülmenin kimi zaman insanların yerleşik düzene geri getirilmesi işlevine dikkat çeker. Terry Eagleton da ‘’Mizah’’ başlıklı çalışmasında gülmenin diyalektiğini anlatır.
Gülmek, çok öznel bir duygu, eylem ya da refleks. Kimin neye güldüğüne göre tanımı değişir. Patronun anlattığı fıkra ile işçinin anlattığı fıkra çok farklıdır. Herkes aynı fıkraya gülmez. Zamana, mekana ve kültüre göre değişir gülmenin niteliği ve etkileri. Çoğu zaman iyi bir şeydir çünkü egemeni, iktidardakini çaresiz bırakır hatta aşağılar, alt eder. İktidarın kutsallığını, haşmetini bozar.
S. Freud, bir kitabında aktarıyor: Cezaevinde, idama mahkûm olan bir adamı Pazartesi günü idam sehpasına götürüyorlarmış. Adam gayet sakin, etrafına bakınmış ve demiş ki ‘’Hafta iyi başlıyor!’’.
(SON/RD).








