Şöyle başlayalım: CHP’de ciddi bir ideolojik kimlik sorunu vardır. “İktidar kavgası” gibi görünen ya da öyle algılanan bu sorun, CHP’yi iyiden iyiye açmaza almıştır. Onu günümüze taşıyan Ulusçu-Kemalist yapı çökmek üzeredir.Yaşadığı eksen kayması, “Devlet sahipleniciliği” ve “laikliği” önceliği olmaktan çıkmıştır.
Bunun iki önemli nedeni vardır: Birincisi, CHP’nin kendini güncellemeyip çağa ve ihtiyaçlara yabancılaşmış oluşudur. CHP’nin laik Kemalist tutuculuğun odağına gömülmüş olması politik- zihinsel körelişinin de nedenidir. Bu da, Cumhuriyetten günümüze yeni argümanlar üretememesine, kendini tekrar ederek toplumsal sorunsalın dışında bulmasına yol açmıştır. İkincisi ise, demokratik kimlik kazanmak yerine, akıl almaz biçimde kendini etkisiz muhalefet konumunda tutmuş oluşudur.
Gözden kaçan bir diğer hakikat ise şudur: CHP Ulusçu-Kemalist kimliğe sabitlenirken, AKP ise, CHP’nin oturduğu halıyı altından çekmiştir. CHP’nin oturduğu ideolojik zemini zayıflattıkça, politik tutum bakımından kendi tarihin en zayıf dönemini yaşamaya başlamıştır. 2000’li yıllar CHP’nin etkin muhalefet konumundan çıkarak AKP tarafından yedeklediği yıllar olmuştur. Aynı yıllar, AKP – MHP ittifakının yanı sıra bir de zımni AKP – CHP ittifakına tanıklık etmiştir.
* * *
AKP tazyikinin, İlber Ortaylı’nın dediği gibi: “AKP toplumu geriye götürmedi. Geri olan toplumu meşrulaştırdı. Cahiller çoktu ama cüretkar değildi. AKP cehaleti yüceltti.” ile sınırlı kalmadığını söylemek gerekir. AKP, Cumhuriyetin dolaysıyla bu zeminde bir tür varlık bulan CHP’nin ideolojik, siyasal ve kurumsal dayanaklarını da zayıflatmıştır. AKP, pratik olarak geleneksel ulus-devlet söyleminin dışına çıkarak, “dokunulmaz” denen bir çok şeye “dokunarak” toplumdaki klasik devlet algısını yıkmasa da sarsmıştır.
* * *
Söylemeye çalıştığım şudur: AKP – CHP probleminin özü sıradan bir iktidar kavgasının ötesinde, rejim meselesidir. Bu meselede AKP, pragmatizmi hayli ilerdedir. CHP tamamen tasfiye edilmemiş olsa da oturduğu ideolojik temel ve argümanlar zayıflatılarak kendi içinde ve dışında tutucu tasfiyeci bir yapıya dönüş(türül)müştür. Dönüş(türül)mekle de kalmamış, Türkiye’nin en muhafazakar, en tutucu ve anti demokratik güçlerinden biri haline gelmiştir.
Ancak kemikleşmiş takıntılı aklının yarattığı politik körlük ve kaçıştan dolayı CHP dün olduğu gibi bugün de, bu hakikati görmek ve algılamaktan hayli uzaktır. Özellikle 2. ci İnönü dönemiyle (1925) güçlenen müstemlekeci, Takrir-i Sükûn’cu eğilim günümüze kadar bir biçimde varlığını sürdürdürmüş ve demokratik talepleri baskılayan bir rol oynamıştır.
Kemalist devrimin, “otoriter ve jekoben” olduğunu söyleyen ve Cumhuriyet’in hakla değil bürokrasiye dayandığını ileri süren “İkinci Cumhuriyetçilerin” (1990’lar) tasfiyesiyle Türkiye’deki politik aydınlanma ve yapılanma arayışı dumura uğramıştır.
Geleneksellik ya da merkeziyetçilik CHP’yi gerici bir forma sokmakla kalmamış, son olaylardan da anlaşılacağı gibi, kapsamı büyük bir tasfiye sürecine de almıştır.
Sorgulamayı bu hakikate oturtma yerine “AKP ile kapışmaya” indirgenmesi CHP’deki tasfiyeci siyaseti, iç tasfiyeciliğe evirme dışında bir işe yaramamıştır.
/Kaynak:munzurpress.com/










