Siyasal olayların en trajik tarafı, başarısız olduklarında dipte ve geride çok büyük yıkım bırakmalarıdır. Yani, hayallerle açtıkları defterin önemli bir kısmı “yozlaşma” başlığında biriktiğinde, son sayfası da acılarla kapanır.
İlkeler, idealler, karizmatik kişi ve kuramlarla başlayan mücadele uzadıkça; hayatın gerçeği, toplumun akışkanlığı, zamanın ve metanın önlenemeyen gücü bu başlangıcı, hedeflerden ziyade deforme olmuş bir iskelete dönüştürür.
Zannımca, içinde yenilgi de olsa en şanslı siyasi hareket, başlangıç ile varış noktasını kısa tutabilendir. Böylesi hareketlerin ayakta kalabilmesi ve manevi üstünlüğünü koruması her zaman mümkündür.
Ancak ister devletlerarası, ister ülke içi, ister grupsal ve isterse örgütsel olsun; uzun süren her olayda toplumun etkilenme oranı katlanır ve yıkım sıradanlaşır. İçteki çelişkilerin tekil satıhlar oluşturması, ahlaki ve hukuki yükümlülüğün sınırlı kalması, bozulmanın fark edilmesini zorlaştırıyor.
Son on yıldır Türkiye gündemli ama Kürdistanlı insan kaynağına dayalı suç örgütlerinin artışı; fuhuş, mafya ve uyuşturucu işlerinin gündüz gözüyle artması, adli olgular gibi görünse de arka planında siyasi bir el var.
Kuşkusuz bu kadar hassas bir konuyu Kürdistan meselesine bağlamak biraz abartı gelebilir. Ancak bu suç örgütlerine dâhil edilenlerin kimlikleri ne yazık ki Kürdistanlı çıkıyor.
Çünkü yaşadıkları ve suça karışıp mafyalaştıkları mahalleler, her türden altyapıdan yoksun yerler. Doğum tarihleri 1980’in üstünde olan, kent varoşlarında büyüyen bu gençlerin önemli bir kısmı yakılan köylerin çocukları, torunları.
1960 sonrası şehirde tutunmak için oluşan “babalar düzeni”nin tersine, kolay yoldan para kazanan ve çeteleşerek kendi abisini yaratan bir mafya kuşağı yetişiyor buralardan. Mario Puzo’nun meşhur romanındaki Don Corleone gibi nam salan Kürt İdris, İnci Baba, Dündar Kılıç veya Ömer Lütfü Topal’ların orta direk ve üstündeki mafya işleyişi de yok bu kuşakta.
Peki, nasıl oluyor da devletlerin en büyük gözetim şebekesi oldukları dönemde toplum, adım başı çete üretebiliyor?
Cevap hem çok hem de basit.
Kürdistan’da süren savaş, Türk devlet düzeninde hukuk dışı yapıları çoğaltırken; Kürtlerde de toplumsal çürümeyi hızlandırdı.
1960’larda siyasi örgütler; 1990’larda koruculuk ve Hizbullah gibi birimler bu işi örgütlerken, şimdi de savaşların nitelik değiştirmesiyle beraber tüm toplum hedef haline gelmiş durumda.
Yani devlet,1960’larda kentleri kontrol etmek için kullandığı siyasi ağların adli modelini geliştirerek Kürt toplumunda çeteleştirme çalışması yapıyor.
Bugün tuhaf isimlerle kurulan çetelerin çoğu, 2000–2010 sonrası türemiş.
Milyonlarca oy alan siyasileri tutuklamak için helikopter ve jet kaldıran, partileri bir gecede kapatan devlet; çete liderlerinin mahalle parsellemesini ve gençleri etrafına toplamasını duymuyor. Savaş yön değiştirip siyasi alana dayandıkça, devlet Kürtlerin moral değerlerini çökertmeye çalışıyor.
Bizler, barajı aşma, anayasal haklar ve demokrasi yarışına bayrak sallarken; devlet, yozlaşmayı hızlandıran kapıları çoktan açmış. Kürtler mevki kazansa da mutlu olmamalarının hesabını detaylıca yapmış.
2000 sonrası gençliğin teknoloji üzerinden bilgilenmesi, ekonomik ve sosyal uğraşların çoğalmasına karşılık ; arka kapıdan mafya tünellerine doğru hat döşeyerek suçu teşvik eden bir kamu politikası ile karşı karşıyayız.
Daltonlar, Şirinler, Çirkinler, Casperlar, Gündoğmuşlar ve Redkitler, tetikçilik işinde öne çıksalar da, sahada bunlardan fazlası var.
Kuşkusuz Kürt mücadelesi çok katmanlıdır. Ancak bu davayı sadece belli tekrarlara ve argümanlara indirgemek artık mümkün değil. Trump’ın eski dünya düzenini Şarm El-Şeyh’te kuma gömdüğü bir süreçte, Kürt halkının tüm kişi ve kurumlarla sivil, demokratik taleplerde buluşması kaçınılmazdır.
Bu savaşın uzadığı ve amacından saptığı gün geçtikçe doğrulanıyor.
Savaşın fiilen bittiği son on yılda yitirdiğimiz gençlerden fazlasını mafyaya, tarikatlara, çetelere, cemaatlere, uyuşturucuya kaptırmış durumdayız.
Eğer siyasi ve entelektüel dünyamız bu gerçeklere göre bir tartışma ve yüzleşme yapamazsa; İran’ın, uyuşturucu ve idamlarla yok etmenin sınırına getirdiği halkımızın bir kısmı gibi, kuzeyde de yaşayan ölüler bulacağız karşımızda.
Ulusal birlik, yurtseverlik, Kürdistanilik; illa parti ve liderlerin masada tokalaşmasını beklemek değildir. Ulusal birlik; mahalleden, evden, arkadaşlıktan ve farklı fikirleri halkın hizmeti için dinlemek ve buluşturmakla başlar.
Aksisi, aksisi ortada. Yeni nesillerimizi mafyaya, çetelere kaptırmaya devam edeceğiz.









