Suriye, 2025 sonrasında savaş sonrası bir döneme giriyor, ancak henüz barış aşamasına ulaşmış değil. Cephe hatları gerilemiş olsa da, siyasi, sosyal ve ekonomik bölünme hatları ülkenin yeni haritasını çizmeye devam ediyor. Silahlı çatışma azalmış, siyasi coğrafya mücadelesi başlamıştır: Şam merkezi otoritesi ile ülkenin kuzey ve doğusundaki Özyönetim ile kuzeybatıda Heyet Tahrir el-Şam arasındaki meşruiyet, kaynaklar ve nüfuz mücadelesi sürüyor.
Bu bağlamda Suriye’nin geleceği sorusu, “politik olanak” sorusu hâline geliyor: Savaş ve bölünmenin mirasını aşan tek bir devlet yeniden inşa edilebilir mi, yoksa zorunlu çokluk uzun vadeli bir kader mi haline gelmiştir?
1. Savaş Sonrası Otorite Yapısı Şam:
Egemenliği tam olmayan bir merkez Hükümet, büyük şehirlerin çoğuna hakim olmasına rağmen, fiilen birleşik bir yönetim sağlayamıyor. Devlet kurumları, yerel topluma değil, Rusya ve İran ile bağlantılı karmaşık bir güvenlik ve ekonomik çıkar ağı içinde hareket ediyor. Sistem artık bir “devlet yönetimi” değil, “kriz yönetimi” olarak çalışıyor; rakiplerini yıpratarak ve bekleyerek varlığını sürdürüyor, kapsayıcı ulusal bir projeden yoksun.
Özyönetim:
Merkez dışı tutarlı bir model Demokratik Özyönetim, kurumsal yapı açısından en istikrarlı oluşum haline gelmiştir; örgütlü bir ordu (SDG) ve yerel meşruiyeti nispeten olan sivil yönetimler bulunuyor. Buna rağmen Türkiye’den sürekli baskı, Arap çevresinden diplomatik izolasyon ve ABD koruması ile Şam ve Moskova’ya sınırlı açılım arasında kırılgan bir dengeyle karşı karşıya. Bugün Özyönetim, siyasi merkeziyetsizliğin işlevsel bir modelini temsil ediyor, ancak bölgesel güç dengeleri değiştikçe sınırlandırılma tehlikesiyle karşı karşıya.
Colani Otoritesi:
Kurumsallaşmış Radikalizm İdlib’de Ebu Muhammed el-Colani, Heyet Tahrir el-Şam’ı fiili bir otoriteye dönüştürdü; güvenlik kontrolü ve yerel yönetimi bir araya getirdi. Ancak bu otorite uluslararası olarak meşru değil ve Türkiye ile savaş ekonomisine bağlı bir dengeye dayanıyor; bu da onu her an patlayabilir kılıyor.
Bölgesel Boyutlar
Bölgesel ve uluslararası güçler, yerel aktörlerden daha fazla Suriye krizinin seyrini belirliyor. Rusya, Şam’ı egemen bir ortak olarak değil, nüfuz aracı olarak görüyor ve Özyönetim’i ABD varlığını azaltacak bir anlaşma çerçevesinde devlete entegre etmeye çalışıyor. İran, Akdeniz’e erişim hattını güvenceye almak için güney ve doğuda varlığını güçlendiriyor, ancak federatif bir düzeni reddediyor çünkü bu kendi iç politikasını etkileyebilir. Türkiye ise kuzeyde demografik değişim ve Ankara yanlısı eğitim müfredatını yaymaya devam ediyor. ABD, minimum dengeyi yönetmekle yetiniyor; IŞİD’in geri dönmesini önlemek ve İran nüfuzunu sınırlamak, kapsamlı bir siyasi vizyon sunmamak. Bu denklem stratejik bir tıkanıklığa yol açıyor: Her güç, mağlup olmamak için yeterli güce sahip, ancak zafer için değil.
10 Mart 2025 Anlaşması; Eksik Bir Girişim
Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşma, taraflar arasında resmi bir müzakere kanalı oluşturma girişimiydi. Anlaşma, gerilimin durdurulmasını ve kaynak paylaşımı ile yerel yönetim üzerine mutabakatlar içeriyordu. Ancak uygulamada sembolik kaldı; çünkü hedefler çelişiyordu: Şam, herhangi bir özerk yönetim biçimini reddediyor, Özyönetim ise anayasal garantiler istiyor. Petrol, sınır kapıları ve eğitim müfredatı konusundaki anlaşmazlıklar ise uygulanmayı engelledi. 2025 sonunda anlaşma, koşullu bir sakinleşme düzeyini aşamadı; karşılıklı şüpheler devam ediyor.
İdeolojik ve Sosyal Çatışma
Bugünkü Suriye sahnesi, üç farklı otorite modeli arasında keskin bir ideolojik çelişkiyi gösteriyor. İdlib’de, Colani’nin örgütü dini selefi müfredatları dayatarak özgürlükleri kısıtlıyor ve kurumsal radikalizmi yeniden üretiyor.
Öte yandan Özyönetim, eşitlikçi, laik ve çoğulcu bir medeni model inşa etmeye çalışıyor. Şam otoriteleri ise 2022’den itibaren dini ve eğitim müfredatını yeniden şekillendirerek ideolojik bir alan oluşturdu; itaat ve dini bağlılık üzerinden ulusal sadakat inşa ediliyor. Bu durum, kadınların rolünü sınırlandıran ve vatandaşlık değerlerini zayıflatan sağlıksız bir eğitim ortamı yarattı. Şam’ın dini politikaları ile İdlib’in uygulamaları, kapalı ve muhafazakâr bir kültür yaratırken, Özyönetim tek istisna olarak sivil düşünceyi destekliyor. Bu politikaların sürmesi, herhangi bir ulusal projenin başarısını tehdit ediyor; toplum, karşıt ideolojiler üzerine yeniden şekilleniyor.
Ekonomi ve Nüfuz Aracı
Suriye’nin en önemli ekonomik kaynakları Özyönetim kontrolündeki bölgelerde: petrol, gaz ve buğday. Bu kaynaklar Şam’a karşı pazarlık aracı olarak kullanılıyor; merkezi hükümet ise dış finansman ve koşullu yardımlara bağımlı. Herhangi bir siyasi entegrasyon, servet paylaşımı ile yetki paylaşımı denklemine dayanacak. Ancak güven eksikliği ve kurumların çöküşü, uzun vadeli uluslararası aracılığa bağlı.
Olası Senaryolar :
1- Rusya-ABD destekli kademeli çözüm: Özyönetim’in sınırlı idari entegrasyonu ve özel statüye resmi tanıma.
2. Mevcut durumun dondurulması: Fiilen merkeziyetsizliğin sürmesi, hukuki tanınma olmadan; en gerçekçi senaryo.
3. Yeni Türk saldırısı: SDG’yi Şam ile ittifaka zorlayabilir, ancak kuzeydoğuda dengesizlik yaratır.
4. Yavaş toplumsal dönüşüm: Açık savaş olmadan ideolojik ve kültürel bölünmenin derinleşmesi.
Suriye Devletinin Yeniden Tanımlanması
Artık Suriye meselesi “kim yönetiyor” sorusundan çok, “nasıl yönetiliyor” sorusuna odaklanıyor. Eski merkezi model fiilen sona erdi; tam federasyon ise bölgesel itirazlarla karşılaşıyor. Çözüm, hibrit bir devlet modelinde: idari olarak merkeziyetsiz, egemenlikte merkezi, çoğulculuğu kabul eden bir yapı. Ancak ulusal bir projenin başarısı, eğitim, vatandaşlık ve sosyal adalet alanında köklü reform olmadan mümkün değil. Devlet yeniden inşası konferanslardan başlamaz; bilinç kolektifinin korku ve itaat kültüründen özgürleşmesi, eleştirel düşünce, akıl ve eşitlik değerlerinin pekişmesiyle başlar.
Bugün Suriye, “askeri coğrafyanın ötesi” aşamasında; sınırlar artık toplu taşıma veya silahlarla değil, müfredatlar ve kimliklerle çiziliyor. Mücadele, toprak kontrolünden bilinç kontrolüne kayıyor. Ülkenin geleceği, güç dengelerinde değil, politik olanak ölçeğinde belirlenecek: •
Şam tarihsel merkeziyetçiliğini aşabilir mi? Özyönetim, demokratik projesini kaybetmeden müzakere yapabilir mi? • Savaş yorgunu Suriye toplumu, çeşitliliğini reddetmek yerine onunla barışabilir mi?
Yol uzun olabilir; ancak merkezi olmayan, kendisiyle barışık sivil bir Suriye umudu, gerçekçi tek gelecek seçeneği gibi görünüyor; bir gelecek ki tüfeklerle değil, akıllarla şekillenecek…










