*Dürüst olmak gerekirse savaş hazırlıkları ön planda. Ve kendimizi kandırmayacağız. Ama yine de diyalog devam ediyor, çünkü temel hedefimiz diyalog yoluyla bir anlaşmaya varmak, Suriye’nin geleceğini diyalog yoluyla çözmek.
*Temel hedefimiz; Suriye halkının tamamının -Dürzilerin, Alevilerin, Hıristiyanların, Türkmenlerin ve Kürtlerin- haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır…Bizim için demokratik entegrasyon, kimliğinizi, varlığınızı, renginizi, iradenizi korumak anlamına gelir.
*Geçici bir hükümet kuruldu. Görüşümüz sorulmadı. Anayasa ilan edildi; bu sürece dahil edilmedik. Parlamento seçimleri tiyatro gibi yapıldı. Hatta bir seçim bile değildi. Bir elemeydi. Bir kez daha dışlandık. Peki, bu açıdan baktığınızda, ortaklık bunun neresinde?
*SDG’nin tek bir hedefi var: Suriye’nin demokratikleşmesi. Çoğulcu ve demokratik bir hükümet istiyoruz. SDG’nin ne zaman silahlarını bırakıp entegre olacağı sorusunun cevabı bu meselelere bağlıdır. Şam’ın demokratikleşmesine bağlıdır. Dolayısıyla, entegrasyon için bir son tarih belirlemek yanlıştır.
SDG Komutanlık Üyesi Sipan Hemo, Al-Monitor’dan Amberin Zaman’a verdiği özel röportajda, ABD’nin arabuluculuğunda sürdürülen görüşmelerin tıkandığını, Kürt güçlerinin Suriye’nin geleceğini güvence altına almak için Şam’la diyaloğu sürdürürken olası savaş tehdidine karşı da hazırlık yaptıklarını söyledi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın görüşmelerin “inanılmaz derecede iyi gittiğini” söylemesinden bir gün sonra, Suriye Dışişleri Bakanı Asaad el-Şibani, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, tam tersini söylemiş, şu ana kadar “olumlu veya pratik bir adım” atılmadığını belirtmişti.
Al-Monitor’a göre ABD’nin nihai bir anlaşmaya varılması yönündeki artan baskısına rağmen taraflar diyaloğu sürdürme kararlılığını sürdürüyor. ancak, anlaşmaya varamadıkları süre uzadıkça, taraflar arasındaki devam eden çatışmaların topyekûn bir çatışmaya yol açma riski de artıyor.
Amberin Zaman’ın yaptığı söyleşide Sipan Hemo’nun söylediklerinden öne çıkan başlıklar şöyle:
SDG ile geçici hükümet arasındaki müzakerelerin mevcut durumu hakkında:
Suriye’de son derece hassas bir dönemden geçtiğimiz doğrudur. Yeni bir gelişme olup olmadığına dair sorunuza gelince, durum her geçen gün daha da netleşiyor. Aslında, kayda değer ciddi bir adımdan söz etmek mümkün değil. En önemli adım elbette General Mazlum [Abdi] ile Geçici Cumhurbaşkanı [Ahmed eş-Şara] arasında imzalanan 10 Mart 2025 tarihli anlaşmaydı.
Aslında bu bir taslak anlaşmaydı. Ve sonrasında atılan adımlar bunu tamamlamayı amaçlıyordu. Ancak sonrasında hiçbir adım atılmadı. Bazı taraflar SDG’yi zaman kazanmakla suçladı. Bunun büyük bir yalan olduğunu açıkça belirtmek isterim. Tam tersine. 10 Mart anlaşmasına olan bağlılığımızı teyit ettik ve elbette Suriye’de entegrasyona doğru ilerlemek, sorumluluklarımızı üstlenmek ve tüm Suriye’de rolümüzü oynamak istiyoruz. Bu bizim için hem bir karar hem de bir strateji. Temel hedefimiz bu. Bazılarının iddia ettiğinin aksine, ayrılıkçı bir gündemimiz yok ve ayrı bir devlet kurmak da istemiyoruz. Ancak hakkımızda bu yönde sürekli yalanlar ve propaganda yayılıyor…”
Tarafları ayıran temel konular:
Geçici hükümetle veya bu süreci yöneten güçlerle aramızdaki temel sorun, farklı yaklaşımlarımızda, meselelere ve duruma bakış ve yorumlama biçimimizde yatıyor. Olaylara farklı bakıyoruz. Kimileri insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve topluma farklı, kimileri farklı bakıyor. Ancak bizim duruşumuz tamamen benzersiz. Bu entegrasyon meselesinde bir yorumlama ve kavrama sorunu yaşıyoruz. [Geçici hükümet] için entegrasyon, kişinin kendini tamamen terk etmesi, kendini yok etmesi, kendi kimliğini inkâr etmesi ve bir başkasıyla tamamen bütünleşmesi, bir başkasının içinde erimesi anlamına geliyor. Onlar içinse entegrasyon, çözülme anlamına geliyor.
Bizim için demokratik entegrasyon, kimliğinizi, varlığınızı, renginizi, iradenizi korumak anlamına gelir. İşte bu temelde ilerledik ve ilerlemeye devam edeceğiz. 10 Mart niyet beyanında hatırlayacağınız gibi ortaklıktan bahseden tek bir cümle var. O tarihten bu yana alınan tedbirlere, yaşanan gelişmelere baktığımızda, bunlardan hangisi ortaklık ruhuyla veya fikir ve görüş alışverişiyle gerçekleşmiş sayılabilir? Geçici bir hükümet kuruldu. Görüşümüz sorulmadı. Anayasa ilan edildi; bu sürece dahil edilmedik.
Parlamento seçimleri tiyatro gibi yapıldı. Hatta bir seçim bile değildi. Bir elemeydi. Bir kez daha dışlandık. Peki, bu açıdan baktığınızda, ortaklık bunun neresinde? Bu geçici hükümet tek taraflı hareket ediyor. Sonra da dönüp bizi entegrasyon istememekle suçluyorlar. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor.
SDG’nin hedefleri hakkında:
SDG’nin tek bir hedefi var: Suriye’nin demokratikleşmesi. Çoğulcu ve demokratik bir hükümet istiyoruz. SDG, Şam’da da aynı hedef ve özlemleri tespit ederse, otomatik olarak bu sürecin bir parçası haline gelecek ve onu sonuna kadar savunacaktır. SDG’nin ne zaman silahlarını bırakıp entegre olacağı sorusunun cevabı bu meselelere bağlıdır. Şam’ın demokratikleşmesine bağlıdır. Dolayısıyla, entegrasyon için bir son tarih belirlemek yanlıştır.
Açıkça söylemek gerekirse, sorunlar bizden kaynaklanmıyor. Az önce de belirttiğim gibi, geçici hükümetin aldığı kararlar ve attığı adımlar, entegrasyondaki bu gecikmenin sebepleri arasında yer alıyor. Bir diğeri de güvenlik ve askeri durumla ilgili. Açıklayayım.
Örneğin, SDG bir savunma gücüdür. Suriye’de katliamlar olmasaydı, herkes barış ve güvenlik içinde yaşasaydı ve Şam’da iradesine saygı duyulduğunu veya görüşlerinin temsil edildiğini görseydi, savunma mekanizması, kendini koruma içgüdüsü rahatlardı. Fakat kendinizi SDG’nin yerine koyun: Lazkiye’deki [Alevileri hedef alan] ve Süveyda’daki [Dürzileri hedef alan] olaylar karşısında bir askeri komutan olarak ne tür önlemler alırdınız? Sadece rahatlar mıydınız, yoksa kendini korumak için daha da güçlü önlemler almaya mı karar verirdiniz? Doğal olarak, bu şiddet dalgaları karşısında savunmamızı güçlendirdik, savaş kapasitemizi artırdık. Şeyh Maksud ve Der Hafer’de yaşanan gelişmeler, düşüncemizde ne kadar haklı olduğumuzu kanıtladı.
Bütün bu olaylar [geçici hükümet] tarafından kışkırtılmıştır. Bizim hiçbir provokasyonumuz olmadı, gizli bir gündemimiz de yok.
ABD’nin rolü hakkında:
”IŞİD’e karşı mücadelede başlıca ortağımız olan Amerikalılar , bu müzakerelerin, bu entegrasyon sürecinin merkezindedir. Bazı durumlarda, bir birey olarak, Sipan Hemo olarak, benimsedikleri pozisyonları anlamakta zorluk çekiyorum. Bildiğiniz gibi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Bay Tom Barrack, [9 Temmuz’da Kobani ile Suriye yetkilileri arasındaki görüşmelerin bozulmasından] neredeyse bizim güçlerimizi sorumlu tuttu. Bu sonuca nasıl vardıklarını gerçekten anlamadım. Mutlakiyetçi, faşist, despot bir Baas rejiminden kurtulduk. Şimdi aynı şeye mi maruz kalacağız, tek farkla, sakallı olmaları mı? Amerikalılar bunları Suriye halkı için meşru liderler olarak mı görüyor? Tüm bu gelişmelerde ve süreçlerde, şüphesiz Amerikalıların merkezi bir rol oynadığını görüyoruz. SDG olarak, ana muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri’dir…”
Suriye İçişleri Bakanı ve Savunma Bakanı ile görüşmesi hakkında:
Şimdiye kadar [Ekim ortasında Şam’da geçici hükümet yetkilileriyle] bir toplantıya katıldım. Atmosfer çok olumluydu ve verilen mesajlar da [medyaya daha önceki yorumlarımda] belirttiğim gibi çok güzeldi. Ancak bunların hiçbiri resmiyet kazanmadı, ne yazılı ne de başka bir şekilde. Hiçbir şey imzalanmadı. Daha sonra basına yansıdığı üzere, Suriye ordusunun genel komutası altında üç özel tugayın oluşturulmasına odaklanan sözlü bir anlaşma vardı. SDG olarak düzenli bir orduya benzer birleşik bir yapıya sahip olduğumuzu, savunma görevlerini yerine getirebileceğimizi ve Suriye Savunma Bakanlığı’na iyi niyetle karşı koyabileceğimizi açıkça belirttik. Ancak tüm bu görüşmeler sözlü olarak gerçekleşti. Başka bir adım atılmadı. Aksine, biz bu çalışmaları yürütürken, Şeyh Maksud’da yedi farklı mevziden [Kürt güçlerine] saldırı düzenlendi ve o zamandan beri Halep’teki [Kürt çoğunluklu mahalleler] Şeyh Maksud ve Eşrefiye kuşatma altında.’
Savaş riski hakkında:
Hatırlayacağınız gibi, Halep için hükümetle 1 Nisan’da bir anlaşma yapılmıştı; güçlerimiz Şeyh Maksud’dan çekilmiş ve [Kürt çoğunluklu mahalleler] için bir yerel yönetim kurulmuştu. Halep’teki hükümet yetkilileriyle koordinasyon halinde çalışmaları gerekiyordu. Geriye dönüp baktığımızda, bu 1 Nisan anlaşmasının bir 1 Nisan şakası gibi olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda, Der Hafer’den Rakka ve Tabka’ya giden yol son iki aydır [hükümete bağlı güçler tarafından] kapalı durumda. Hiçbir askeri personel, hiçbir sivil -hiç kimse- bu yoldan geçiş sağlayamıyor. Dolayısıyla, bir askeri komutan olarak, bu durumdan ne anlamalıyım? Askeri bir duruşa mı dönmeliyiz, yoksa diyaloğa, anlaşmalara ve ittifaklara mı odaklanmalıyız? Dürüst olmak gerekirse, durum ortada. Savaş hazırlıkları ön planda. Ve kendimizi kandırmayacağız. Savaşta çok fazla deneyimimiz oldu. Bu deneyimlerden, savaşın ne zaman ve hangi koşullar altında geleceğini öğrendik. Ama yine de diyalog devam ediyor, çünkü temel hedefimiz diyalog yoluyla bir anlaşmaya varmak, Suriye’nin geleceğini diyalog yoluyla çözmek, Suriye halkının tamamının -Dürzilerin, Alevilerin, Hıristiyanların, Türkmenlerin ve Kürtlerin- haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır.
Önümüzdeki günlerde başka görüşmeler de olabilir. Katılıp katılmayacağımdan emin değilim. Ancak General [Kobani] bu görüşmelere liderlik edecek. Ve bu görüşmelerde atılacak her olumlu adımın tamamen arkasındayız. Onunla birlikteyiz ve olumlu bir sonuç elde etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ancak bir askeri komutan olarak elbette çatışmanın yaşandığı sahadaki güvenlik durumuna odaklanacağız. Şeyh Maksud bizim için çok önemli. Aynı zamanda, Suriye’nin kuzeydoğusunda başka yerlerde saldırılar da var. Bunların gelişimi bizi ya daha olumlu bir duruma ya da daha gergin bir savaş durumuna götürecek. Bu da onların [geçici hükümetin] tutumuna bağlı.
Geçici hükümetin ülke üzerindeki hakimiyeti hakkında:
Geçici hükümet ülke üzerinde tam kontrole sahip değil. Ülke ciddi şekilde parçalanmış durumda. Hükümetin kontrolü dışında olan sadece bizim bölgelerimiz değil. Diğer [silahlı Sünni muhalefet] gruplar, geçici hükümete bağlılık yemini etmelerine rağmen aynı bölgeleri [Esad rejiminin devrilmesinden önce sahip oldukları] şekilde kontrol etmeye devam ediyorlar. Pratikte, tüm bu farklı gruplar daha önce yaptıkları gibi kendi işlerini yönetiyorlar. Bu durum, hükümet güçlerinin Ceyşül İslam’ın izni olmadan giremediği Duma gibi Şam’daki bazı bölgeler için geçerli. Diğer bölgelerde durum daha da kötü. Lazkiye ve Süveyda’daki durum iyi biliniyor. Halep çevresindeki bölgelerde Şam hükümeti kontrolde değil. Şam hükümeti, Şeyh Maksud’u abluka altına alan gruplara ablukayı kaldırmalarını söylese de onlar uymuyor. El-Tanf ise bambaşka bir hikaye. Dolayısıyla, Suriye’deki durumu istikrarlı ve kontrol altındaymış gibi ve ilerlemenin önündeki tek engelin SDG olduğunu iddia etmek tamamen yanıltıcıdır. Ve böylesi koşullarda, savunmamızın öncelikli olması gerekir. Teyakkuzumuz ve demokrasi mücadelemiz sadece Kürtler için değil, tüm Suriye için ve asla durmayacaktır.
SDG içindeki bölünme iddiaları hakkında:
Bana gelince, Kürt hareketine katıldığımda henüz 16 yaşındaydım. Lise öğrencisiydim. Bir gün görüşme fırsatımız olursa, ayrıntıları memnuniyetle paylaşırım. Bunun dışında kimseye karşı değilim ve eğer öyle algılanırsa, bu yanlıştır. Elbette General [Kobani] ile birlikteyim ve aynı işi yapıyoruz. Ben bir devrimciyim. Ben bir halk evladıyım. Kariyercilikle veya makam mevkiyle ilgilenmiyorum. Her şeyi halkımız için yapıyoruz. Onlar için mücadele ediyoruz. Biz bir kurumuz. Biz bir yönetimiz. Bir gruba karşı başka bir grubun parçası olmam söz konusu değil. Sizi ismen iyi tanıyorum ve hareketimizi ve felsefesini derinden biliyorsunuz; bu nedenle işlerin böyle yürüdüğünü anlıyorsunuz: Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.











