Aziz Odabaşı: Kürtler, Barış ve Devlet…

Yazarlar

 Yeni sürecin tarihi sınavı Türkiye yeni bir dönemin eşiğinde. Yıllardır süren çatışmaların, ölümlerin, yıkımların ardından halkın yüreğinde tek bir dilek kaldı: Silahlar sussun, insanlar konuşsun. Bu ülke artık ağıtlarla değil, çocuk kahkahalarıyla anılmak istiyor.

Çünkü her ölüm biraz daha insanlığımızı eksiltti. Artık yaşamak, onurlu ve huzurlu yaşamak istiyoruz. Bugün önümüzde tarihi bir fırsat var. Bu fırsat sadece bir siyasi sürecin değil, bir vicdanın sınavıdır. Kürt de, Türk de, Alevi de, Sünni de aynı gökyüzü altında yaşamak istiyor. Kimse artık “biz” ve “onlar” demek istemiyor.

Yeter ki bu defa sözler samimi olsun; silahlar değil, kalpler birbirine yönelsin. Kürt halkı bu ülkenin en çok acı çeken ama barışa en çok inanan halkıdır. Köyleri yakıldı, şehirleri yıkıldı, gençleri dağlara gitti. Yine de umudunu yitirmedi. Bugün hâlâ barıştan, kardeşlikten söz eden sesler onların içinden yükseliyor.

Bu, küçümsenecek değil, saygıyla eğilmemiz gereken bir erdemdir.

Silahların susması büyük bir adımdır. Ama gerçek barış, sadece silahların gömülmesiyle değil; adaletin yeniden doğmasıyla mümkündür. Devlet, bu topraklarda güveni yeniden inşa etmek zorundadır. Silah bırakanların, yıllardır hapiste olan gençlerin, sürgünde yaşayanların akıbeti belirsiz kaldıkça bu barış eksik kalacaktır.

Adalet olmazsa barış, barış olmazsa devlet ayakta kalamaz. Bugün farklı partilerin ve farklı düşüncelerin bir masa etrafında aynı şeyi konuşabiliyor olması küçümsenemez bir gelişmedir. Yıllardır birbirini düşman gören çevrelerin “artık yeter” diyebilmesi, bu topraklarda yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu gösteriyor.

Farklı kimlikler bir arada durabiliyorsa, bu ülke yeniden doğabilir. Barış sadece siyasetçilerin işi değildir. Barış, bir annenin evladına duyduğu özlem kadar gerçek, bir babanın sabah işe giderken duyduğu umut kadar sade bir olgudur.

Barış, mezar taşlarının sessizliğinde değil, çocukların kahkahasında anlam bulur. Bugün bize düşen; fitneye değil, ferasete kulak vermektir. Barışın önüne taş koyanlara değil, barışı büyütenlere omuz vermektir.

Çünkü bu ülke artık bir karar vermek zorunda: Korkularla mı yaşayacağız, yoksa cesaretle mi  geleceği yeniden inşa edeceğiz? Silahların sustuğu gün sadece bir örgüt değil, öfke, kin, korku ve nefret de susar. O gün, bu topraklarda ilk kez gerçekten “vatan” oluruz.

O gün ne Kürt ne Türk birbirine üstün olur sadece insan kalırız. Ve işte o zaman, bu ülke gerçekten Türkiye olur.

İlginizi Çekebilir

Irak seçimleri: Şii siyasette derin yarılma; Amerika – İran rekabetinin yansımaları
Yunanistan ile ExxonMobil İyon Denizi’nde hidrokarbon aramak için anlaşma imzaladı

Öne Çıkanlar