Sinan Dedeoğlu: Son Virajda Futbol: Umut, Öfke ve Bir Diz Çöküşün Hikâyesi

Yazarlar

Ligde ilk yarının bitimine yalnızca bir hafta kalmıştı. Takvim yapraklarında sıradan görünen bu hafta, sahada oynanan futboldan çok daha fazlasını barındırıyordu. Çünkü bu ligde puan tablosu kadar; umutlar, kırgınlıklar, öfke ve sabır da yarışır. Tribünlerde biriken duygu, bazen bir golle boşalır, bazen tek bir düdükle taşar.

Amedspor Bodrum deplasmanından dönerken çantasına sadece bir puan koymadı. O çantada “yenilmedik” duygusu, özgüven ve liderlik ihtimali vardı. Bodrumspor gibi güçlü bir rakibe karşı oyunun kontrolünü elden bırakmamak, pozisyon vermemek, sabırlı kalmak… Bunlar şampiyonluk yolunda küçük ama hayati detaylardı. Sinan Kaloğlu’nun hafta boyunca vurguladığı “akıllı oyun” sahaya net şekilde yansımıştı.

Iğdırspor cephesinde ise hikâye daha sancılıydı. Evinde Sivasspor’u ağırlarken, uzatma dakikalarında gelen ve iptal edilen gol sadece bir pozisyon değildi; ilk iki yolunda kaçan koca bir fırsattı. Hakemin kararı, tribünlerde öfkeye, sahada hayal kırıklığına dönüştü. Bu sezon Batmanpetrolspor’un, Mardinspor’un ve şimdi de Iğdırspor’un yaşadıkları artık tek tek maçlar olarak değil, ortak bir kader olarak okunuyordu. Sert açıklamalar geldi ama bu ses bir isyan değil, duyulmak isteyen bir çığlıktı.

Ve İstanbul…
Vanspor’un sessizliğini bozduğu o gece.

Son altı haftada sadece bir puan alabilen, alt sıralara doğru sürüklenen Vanspor için bu maç kağıt üzerinde zordu. Tribünlerde umut vardı ama beklenti düşüktü. Taraftar yine gelmişti, yine inanmak istemişti ama temkinliydi. İlk düdükle birlikte sahada başka bir Vanspor vardı. Oyunu rakip sahaya yıkan, topa sahip olan, ikinci topları isteyen, set oyununu sabırla oynayan bir takım…

İvan Cedric üç gol attı ve gecenin yıldızı oldu. Ama bu maçın asıl hikâyesi takım oyunuydu. Nabil Oulare sağ kanatta hem savunmayı aksatmadı hem hücumda üretken oldu. Stoper hattı kusursuzdu. Bloklar arası mesafe korunmuş, takım boyu kısalmıştı. Osman Zeki Korkmaz’ın dörtlü savunmaya dönüşü sadece bir formasyon değişikliği değil, bir teknik cesaret göstergesiydi. İstanbul’da yaşayan Vanlılar tribünleri doldurdu; doksan dakika boyunca sadece bir takımı değil, bir şehri desteklediler.

Vanspor yirmi dört puanla on birinci sırada olabilir. Ama bu ligde sıralama değil momentum belirleyicidir. Ve Vanspor o momentumu yeniden yakalamıştı. Hatayspor maçı öncesi moralli dönüş, sadece bir galibiyet değil, sezonun geri kalanına dair bir işaretti.

Amedspor cephesine döndüğümüzde sahadaki olgunluğun yanında, saha dışındaki çirkinliği konuşmak zorunda kalıyoruz. Bodrum deplasmanı sonrası Amedspor kafilesine yapılan taşlı saldırı, son dönemde yaşananların bir devamıydı. Cehalet, bilinçsizlik, kin ve nefret… Futbolun olması gereken yerde taş vardı. Mezopotamya takımları için bu tablo ne yazık ki yabancı değil. Önlem yok, yaptırım yok; sadece tekrar eden görüntüler. Son hafta oynanacak Amedspor Iğdırspor maçının kadınlara ücretsiz olması futbola ve kamuoyuna en güzel mesaj olacaktır.

İkinci liglere indiğimizde tablo değişmiyor, yalnızca renkler değişiyor.

Beyaz grupta Batmanpetrolspor güçlü kadrosu ve istikrarıyla liderliği geri aldı. Yapılacak takviyelerle bu liderliği sezon sonunda taçlandırmaları sürpriz olmaz. Şanlıurfaspor ise Muğlaspor karşısında golsüz berabere kalsa da ligin en ciddi adaylarından biri olduğunu gösterdi. Bu yarış son haftaya kadar sürecek gibi.

Kırmızı grupta Mardinspor için haftanın hikâyesi biraz buruk. Bursaspor’un puan kaybettiği haftada Fethiyespor deplasmanında alınan 0-0’lık beraberlik, liderlik fırsatını bir adım uzağında bıraktı. Hafta içi Gebzespor maçında yaşanan hakem hataları, takımın mental dengesini etkilemişti. Ama lig uzun. Mardinspor pes etmez. Çünkü bu takım sadece üç puan için değil, bir kimlik için oynuyor.

Aynı grupta Muşspor ise Adana’dan aldığı 8-2’lik galibiyetle haftanın en net mesajını verdi. Stenli Ohavichu’nun liderliği, sahadaki özgüvene dönüşmüş durumda. Bu takım artık play-off’un değil, şampiyonluğun adaylarından biri olarak anılmalı.

Üçüncü ligde Bingölspor hâlâ avantajlı ama futbolda rehavetin bedeli ağırdır. Ağrıspor ve Diyarbekirspor ise sınırlı imkânlarla ligde kalma mücadelesi veriyor. Bu da futbolun başka bir yüzü; sessiz ama onurlu.

Ve tüm bu tabloyu izlerken futbolun neden sadece futbol olmadığını yeniden hatırlamak gerekiyor.

Yıl 2006.
Didier Drogba, Fildişi Sahili Milli Takımı ile ülkesini ilk kez Dünya Kupası’na taşıdı. Ülkede iç savaş vardı. Kameraların karşısına geçti. Takım arkadaşlarıyla birlikte dizlerinin üstüne çöktü ve şöyle dedi:

“Fildişi Sahili’nin kuzeyinden, güneyinden, doğusundan, batısından herkese sesleniyoruz.
Bugün birlikte bir şey başardık.
Dizlerimizin üstünde size yalvarıyoruz…
Affedin.

O sözlerden sonra silahlar sustu.
Bir futbolcu, bir top ve bir diz çöküş…
Bir ülkenin kaderini değiştirdi.

Bugün tribünlerde taş atanları, sahaya kin taşıyanları görünce insan ister istemez soruyor:
Biz neden diz çökmeyi değil, taş atmayı seçiyoruz?

Keşke tribünler öfkenin değil, aklın sesi olsa.
Keşke futbol kazananın değil, insanlığın oyunu olarak kalsa.

Çünkü futbol bazen bir gol,
Bazen bir kupa,
Ama bazen de bir toplumu bir arada tutan vicdandır.

 

İlginizi Çekebilir

Hakan Tahmaz: Silahsızlanma mı, barış/demokratikleşme mi ikilemi
Delil Karakoçan: Leyla Zana, onur ve nefretin yeni ‘Don’ları…

Öne Çıkanlar