Xwedêda Dilxêrî: Kürdistan’ın en büyük Aşireti: Kelhur

Yazarlar

🔴Kürdistan’ı anlamak isteyen herkes, Kelhurları ve Güney Kürtçesi konuşan toplulukları da anlamalıdır; çünkü Kürdistan’ı anlamanın bir parçası kaçınılmaz olarak onlardan geçer…

Bir önceki yazımda, coğrafi olarak Güney Kürdistan’ın mümtaz topluluklarından biri olan Lek Kürtlerini ele almıştım. Bu yazıda ise yine aynı bölgede kalmak suretiyle, sadece yöresel değil, genel Kürt etnografyası ve tarihi sürekliliğinin bütünlüğü bakımından da merkezi bir konum işgal eden meşhur Kelhur aşiretine (Kürtçe: Kelhûr veya Kelhûrr; Farsça: Kelhor) değineceğim. Kelhurlar gerçekten tarihsel hafızada kök salmış, siyasal ağırlığıyla yüzyıllar boyunca bölgesel dengeleri etkilemiş ve kimlik bilinciyle Kürdistan coğrafyasında iz bırakmış bir toplumsal yapıdır. Adları, Kürdistan’ın güneyinde asalet, güç ve tarihsel derinlikle birlikte anılır.

Şimdi açıkçası bazıları haklı olarak şöyle sorabilir: “Güneyde Lek ve Kelhur diye bu ani ayırma nereden çıktı? Ne güzel Kürtleri Kurmanc, Soran, Kelhur, Goran ve Lor olarak düzgün bir şekilde taksim ediyorduk ve bu bizim için oldukça elverişliydi, hem de ne güzel alışmıştık.”

Doğrusu, bence dil ve lehçe dışında böyle bir alt gruplara ayırma hiç gerekli de değil. Ancak, eğer böyle bir sınıflandırma yapılacaksa, özellikle Güney Kürdistan, yani Süleymaniye’nin güneyindeki bölge için, Kürdistan’ın siyasi, dil ve bölgesel tarihini doğru dürüst yansıtacak belirli kriterlere dayanmalıdır. Siyasi ve kültürel olarak, şu anda kullanıldığı gibi, Güney Kürdistan’ın büyük çoğunluğu için pars pro toto Kelhur adını kullanmanın pek bir geçerli nedeni bulunmamaktadır.

Özellikle Irak’ın Diyala eyaleti ile İran’ın İlam, Kermanşah, Luristan, Hamadan ve Huzistan gibi bölgelerdeki Kürt grupları için. Kelhur, bu bölgelerde ortak bir tarihe ve dile sahip insanların kullandığı birçok ikincil öz adlandırmadan sadece biridir. Oradaki insanlar genellikle kendilerini Kelhur olarak değil, sadece Kürt (Farsça: Kord) olarak adlandırır ve dillerine de Kürtçe derler. “Kürt” kelimesinin bu bölgede diğer bölgelere kıyasla biraz farklı ve bağlamsal bir anlamı olsa da, insanlar tarafından kullanılan tek kapsamlı ve ortak öz tanımlamadır. Bağlamı ise şudur, bazen Lor etnik grubuna mensup olmayanları işaret etmek için kullanılır. Bununla birlikte, Kürt kimliğiyle örtüşen açık bir etnik altyapısı da mevcuttur.

Bu tür farklılıkların müzakere edileceği müşterek siyasi bir alanın ve aynı şekilde bunların düzenleneceği kültürel bir mecranın yokluğu, Kürtler arasındaki kendi iç farklılıkları yansıtmak için kullandıkları bazı terim ve isimlendirmelerin, kısmen pragmatik nedenlerle, kısmen de tembellikten dolayı, etnik ve sosyal olgulara dönüştürülmesine yol açmaktadır. Bu da münferit Kürt lehçelerinin tek bir dile standartlaştırılması sürecinde ortaya çıkan ve tüm Kürtleri etkileyen bir sorundur. Kurmancî diyebilmek için kavram ister istemez etnikleştirildi; Kurmanc, Şikak, Badînî, Bilbasî vb. Kurmanc oldu; Mukrî, Babanî, Soranî, Cafî vb. Soran oldu; Kirmanc, Dimilî, Zaza ve Kird Zaza’ya dönüştü; ve Kürdistan tarihinde özel bir yere sahip Hewramî Kürtleri, Bacalanî, Şebekî vb. de benzer şekilde Goran’a dönüştürüldü.,

Ne yazık ki, benzer bir durum Güney Kürdistan’da da geçerlidir. Kürt kimliği orada hâlâ çok güçlü olsa da, yine de Feyli, Kelhur, Zengene veya Lek gibi terimler daha çok iç farklılaşmaları aşiret veya yöresel bazda telaffuz etmek için kullanılır. Bir Kelhurî konuşan Kürt, Sorani konuşana “Ben Kelhurî’yim” diyerek lehçe farklılıklarını, bunların belirli ölçüde de olsa farklı olduğunu vurgulayabilir, ancak bu farklılıkların çok az hatta hiç var olmadığı diğerlerine karşı (Feyli, Zengene vb.) kendisini sadece “Kürt” olarak tanımlar ve konuştuğu dili de yine aynı şekilde „Kürtçe“ olarak adlandırır.

Dışarıdan bakıldığında ise çoğu kaynakta bu grupların hepsine yanlışlıkla birden “Kelhur” veya hatta “Lor” denildiğine şahit oluyoruz. Bu sınıflandırmada önemli bir etki ve kaynak, Kürtleri dört ana gruba ayıran Şerefnâme adlı eserden kaynaklanıyor: Bilindiği üzere Şeref Han Kürtleri Lor, Kelhur, Goran ve Kurmanc diye dört şubeye ayırır. Ancak bu sınıflandırma o dönemin siyasi güç yapılarını yansıtıyor olsa da, sonraları etnik, daha doğrusu lehçe alanlarını şekillendirmek şartıyla, Kürdistan’ın dil ve lehçeleri hakkında karmaşık bir resmin oluşmasına neden oldu. Şerefnâme’den sonraki dönemde bu resim çoğu zaman yargılanmadan yeniden üretilse de, bugün artık bilimsel geçerliliğe sahip değildir. Güney Kürdistan’ın aşiret ve yöresel kimliklerine dair dilbilimsel ve folklorik araştırmalar yavaş da olsa ilerlerken, bu bölgenin çok katmanlı kimliğine hâlâ yeterince yer ayrılmış değildir. Öyle görünüyor ki Kürt tarih yazımı, Süleymaniye’nin güneyine inmeyi, şimdiye kadar bu alana girmeyi bile reddediyor. Bu nedenle, ilgili grupların genellikle “Kelhur” veya “Lor” altında toplanması şaşırtıcı değildir; bu basitleştirme, aslında onların gerçek çoğul yapısına, tarihine ve Kürt kimliğine olan bağlarına da haksızlıktır.

Yaygın inanışın aksine, “Kelhur” aslında bir aşiretin, daha doğrusu bir aşiret konfederasyonunun adıydı; zamanındamuhtemelen tüm Kürt aşiretlerinin en büyüğüydü. Bugün bile, insanlar kendilerini Kelhur olarak adlandırdıklarında, kuzeydeki Dimilî Kürtleri veya Sorani Kürtleri gibi, bir zamanlar güçlü olan bu Kürt aşiretinin mirasını benimsedikleri içindir. Bu miras, bir zamanlar bu büyük aşiretin üyelerine özgü olan bir lehçe de dahil olmak üzere birçok yönü kapsamaktadır. Etnik bir kategoriyle ilişkilendirilmesi öncelikle lehçeleri olan Kelhurî’den kaynaklanmaktadır. Kelhurî lehçesi kendine özgü bir dil yapısına sahiptir, ancak büyük ölçüde diğer güney Kürt lehçeleri (Feylî, Gerrûsî, Kurdalîyî, Melekşahî, Zengeneyî, Xaneqînî ve hatta Lekî) ile karşılıklı olarak anlaşılabilir düzeyde onlara yakındır. Bu lehçe, ona has ve çok değişik olmasına rağmen, genel Kürt folkloruyla büyük ölçüde örtüşen, oldukça zengin bir folklora sahiptir. Öte yandan Kürdistan’ın en büyük kentlerinden Kermanşah’ta konuşulan güney Kürt lehçesi Kermanşahî, Kelhurî’den türemiştir ve özellikle şiir alanında en az 300 yıllık bir edebî geleneğe sahiptir.

Kelhurî konuşanların sayısı bugün 500.000’den fazla olarak tahmin edilmektedir. Bunların büyük çoğunluğu geleneksel olarak Şii iken, daha küçük bir grup Yarsan (Ehl-i Hakk) dinine bağlıdır.

Bu dini çeşitlilik, Kelhurların tarihleri boyunca çeşitli Kürt gruplarından ve hatta diğer etnik gruplardan birçok farklı grubu bünyelerine katmış olmalarıyla da ilgilidir. Türk sosyolog Ziya Gökalp’in belirttiği üzere, bunun nedeni Kürt aşiretbağlarının yalnızca kan bağına dayanmamasıdır. Birçok İran kabile konfederasyonu gibi, Kelhurlar da konfederatif genişlemeye yönelik bir eğilim sergilemişlerdir. Kelhur en son döneminde 40’tan fazla kabileden ve irili ufaklı en az üç katı kadar da tayfadan oluşmuştur. Bütün bunların soyundan gelen insanlar bugün Kelhur konfederasyonunun mirasını benimseyenlerdir.

Yine bilindiği üzere Kelhurlar klasik Kürt aşireti geleneğinde Zil Bendine bağlıydılar. Kürt aşiretleri geleneksel olarak iki Bende ayrılır: Zil bendi ve Mil bendi. Kelhurlar Zil bendine ait olduklarını iddia ederler.

Tarihsel olarak, Kürdistan’daki en eski ve en etkili aşiretleri arasındadırlar. Şerefnâme’ye göre, Kelhur beyleri soylarını Şahname’deki efsanevi kahraman Keyo’nun oğlu Goderz’e kadar dayandırırlar. İsimlerinin “meleklerden kalanlar” anlamına geldiği söylenir. Ayrıca kökenlerini “İsrail’in kayıp kabilelerinden” birine dayandıran spekülatif gelenekler de vardır. Ancak bu daha çok spekülatif bir varsayımdır, çünkü Kelhur aslında kendi başına bir aşiret değildir özü itibariyle, sadece bir aşiret aristokrasisi soyudur.

Tarihleri boyunca Kelhurlar, Güney Kürdistan’daki en etkili aşiret grupları arasında yer almışlardır. Özellikle güç tarihleri çok eskilere dayanmakla beraber, özellikle Safevi döneminde kendilerinden ziyadesiyle söz ettirmişlerdir. Pazuki (Kuzey Kürdistan’da Bezikî olarak da bilinir) ve Zengenelerle birlikte, Safevi sarayıyla yakın bağları olan üç büyük Kürt aşiretinden biriydiler. Safevi ordusuna askeri birlikler sağlamışlar ve büyük ölçüde özerk bir yapı inşa etmişlerdir. Bu ilişki ve özel yapı onları Safevi devletinde aktif bir aktör pozisyonuna getirmiştir.

Dönemsel olarak Safeviler adına hareket eden Kelhur birlikleri, Kermanşah’tan Bağdat’a defalarca ilerleyerek şehri kuşatmışlardır. Bu girişimlerin daha sonra Osmanlıları ve Safevileri çeşitli antlaşmalar imzalamaya zorladığını görüyoruz.

Safevi hanedanlığının çöküşünden sonra, kendisi de Lek Kürtü olan Kerim Han Zand’ın yönetimini desteklediler. Kerim Han Zand’ın oradaki gücünü korumak için Şiraz’a giden diğer birçok Kürt aşiretinin aksine, Kelhur aşireti Kürdistan’ı terk etmeyip ana yurtları olan Güney Kürdistan’da kalmıştır.

Kelhur beyleri geleneksel aristokrasileriyle gurur duyan kişiler olarak kabul ediliyordu. Bununla birlikte, Şeref Han, sadece kendilerinin Kelhur olduğunu, yönettikleri halkın ise Goran aşiretinin (Goran aynı anda Kelhurlara komşu bir aşirettir!) soyundan geldiğini belirtmiştir.

Büyük ölçüde özerk olan Kelhur aşiret beyliği üç kola ayrılıyordu. Safevi hanedanlığının yıkılmasıyla birlikte yavaş yavaş dağıldı. Son Kelhur beyi Davud Han, 20. yüzyılın başlarında Kermanşah ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki sınır bölgesinde önemli bir bölgesel güç hâline gelmişti. Ancak ölümünden sonra aşiret liderliğinin etkisi giderek azaldı, birçok Kelhur yerleşik hayata geçti ve aşiret yavaş yavaş dağıldı. Daha sonra, Pahlavi’nin toprak reform politikalarının da başlıca hedefi hâline geldi ve bu süreçte iç bütünlüğü ve kimliği önemli ölçüde zayıfladı.

Her şeye rağmen Kürdistan’da bugün dahi yüz yıllara dayanan Kelhur beylerinin ve aşiretinin mirasını benimseyen yüz binlerce insan var. Tarihi, dili ve kültürel miraslarıyla Kelhurlar, Kürt halkının çok değerli bir parçasıdır. Bu gerçek zamanla kaybolmamış, aksine daha da belirginleşmiştir.

Kürdistan’ı anlamak isteyen herkes, Kelhurları ve Güney Kürtçesi konuşan toplulukları da anlamalıdır; çünkü Kürdistan’ı anlamanın bir parçası kaçınılmaz olarak onlardan geçer.

 

İlginizi Çekebilir

Türkiye’nin dış ticaret açığı yüzde 11,6 arttı
Rüstemê Şarezorî: Türkiye’de Kürdçe

Öne Çıkanlar