Hasan Hayri Ateş: 10 Yıl; Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş

Yazarlar

Dönemin HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş on yıldır muktedirin intikamcı histerisiyle hapiste tutuluyor.

Evet, söylemesi kolay:

10 yıl.

İki basamaklı bir sayı. Tek başına bir anlam ifade etmez. Bir istatistik olabilir, bir grafiğin verisi… Oysa bu on yılın içinde hiçbir şey yaşanmamış olabileceği gibi, hayatları yerle bir eden yıkımlar da saklı olabilir.

10 yıl…

Bazen esaretle geçen bir yıkımdır bu. Babanız ölür, kardeşleriniz ölür; siz onların son anlarında yanlarında olamazsınız. Haberini alırsınız ama bir koşu gidemezsiniz. Bir lütufmuş gibi, demir kapıların şangırdayarak açılmasını beklersiniz. Sonra elleriniz kelepçeli halde, bir avuç toprağı kabre bırakmak için oraya götürülürsünüz.

Ve işte o an…

Kameralar kayıttadır. Bir zamanlar sizinle aynı idealleri paylaşarak aynı havayı soluyanlar, yıllar sonra yüzünüzdeki o tarifsiz acıyla karşılaşır. Bu yalnızca bir kişinin acısı değildir; koca bir coğrafyaya yayılan bir sarsıntıdır.

Figen Yüksekdağ’ın gözlerindeki acı böyleydi. Soğuk duvarların ve demir parmaklıkların ardında rehin tutulurken babasını ve üç kardeşini kaybetti.

Bir cenazeye katılabilmek, mezara bir avuç toprak atabilmek acıyı azaltır mı? Bunun mümkün olmadığını bilsek de, Figen Yüksekdağ’ın gözlerinde en yakıcı hâlini gördük.

Bu süre için de Selahattin Demirtaş da babasını kaybetti. Peki onun yaşadığı Figen Yüksekdağ’a göre bir nebze daha mı hafifti? Elbette değil. Her acı kendine özgü bir dağdır; ne ölçülebilir ne de kıyaslanabilir.

Bildiğimiz şu: Bu süreç insanların hayatında onarılması güç yaralar açıyor.

Haberi aldığında hapiste olan Aysel Tuğluk, annesinin naaşının mezardan çıkarılıp başka bir yere taşınmasının yükü altında belleğini yitirdi. Bir zamanlar kamuoyunun tanıdığı, adını sıkça duyduğu bir isimdi.

Şimdi nerede? Nasıl yaşıyor?

Bunu kaç kişi biliyor, ya da kaç kişi merak ediyor?

Evet, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş on yıldır rehin tutuluyor. Onlar yüzlerce, belki de binlerce rehin siyasinin cisimleştiği birer sembol.

10 yıl…

O gün doğan bir çocuk bugün ilkokul üçüncü sınıfa gidiyor. Zamanı belki de en iyi böyle kavrıyoruz. Bir çocuğun kundaktan çıkıp yürümeyi öğrenmesi, okula başlaması, üç sınıfı geride bırakması…

İşte bütün bu süre boyunca, birilerinin hayatı askıya alınmış durumda. Üstelik o birileri, bir zamanlar toplumun çok farklı kesimlerinin umut bağladığı en parlak siyasi aktörlerdir.

Bunları düşünürken, insanın içine tarif edilmesi zor bir sızı yerleşiyor.

Ama asıl mesele bu da değil.

Asıl mesele, bu kadar uzun bir zamanın, bu kadar ağır kayıpların bir toplumda nasıl karşılık bulduğu. Çünkü bir yerde birileri tamamen gücün keyfiliği sonucu on yıl boyunca hayatından koparılıyorsa, geride kalanların ne yaptığı da en az bunun kadar belirleyici.

İnsan her şeye alışıyor. En tehlikelisi de bu.

Önce uzak geliyor.

Sonra haber oluyor.

Sonra sıradanlaşıyor.

Bir süre sonra başkasının başına gelen, sadece başkasının meselesi gibi görülmeye başlanıyor. Adalet duygusu yavaş yavaş kişisel bir konfora dönüşüyor: Bana dokunmuyorsa, sorun yok.

Oysa tam da burada bir kırılma yaşanıyor.

Çünkü bir haksızlığa gösterilen kayıtsızlık, onu büyütür ve yayar. Bugün bir başkasının hayatı askıya alınırken susanlar, yarın kendi hayatlarının da aynı kolaylıkla askıya alınabileceği bir zemini kabullenmiş olur.

Türkiye son on yılda bunu ağır biçimde yaşadı. Kürtler üzerinden normalleştirilerek sıradanlaştırılan kötülük, zamanla tüm muhalif kesimleri içine aldı. Bugün çözüm sürecinden söz eden iktidar cenahı, hâlâ Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala ve Can Atalay’ı hapiste tutuyor. Buna Ekrem İmamoğlu ve çok sayıda belediye başkanı da eklendi.

Son on yılda ceberut bir iktidarın karanlık gölgesi, bir kâbus gibi ülkenin üzerine çöktü. Bu süre, neredeyse distopik bir zaman dilimi olarak yaşandı.

Eğer bir çözüm iradesinden söz edilecekse, bunun ilk adımı bellidir:

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ için atılacak gerçek bir adım.

Çünkü distopyadan çıkış, ancak gerçeğe dönmekle başlar.

İlginizi Çekebilir

Ankara Kitap Fuarı başladı: Kürt yayınevleri katılmadı
İran yönetimi Tahran’a Afgan milisleri konuşlandırdı

Öne Çıkanlar