Webinar: Kürt güçleri İran’ın demokratik geleceğinde kritik bir unsur

DünyaGündem

Önde gelen Kürt temsilciler, İran’daki dinî rejime karşı mücadele, İslamcılık sonrası bir dönemi tasavvur etme ve ABD ile İsrail İle olası işbirliği konularındaki görüşlerini webinar’da paylaştı.

Medya, farklı siyasi görüşlere sahip çeşitli silahlı fraksiyonlardan Kürt savaşçıların İran’daki ruhban rejimine karşı olası bir çatışmaya girebileceğini tartışıyor. Ancak bu konu etrafındaki tartışma ve analizlerin büyük bir kısmı sahadaki gerçekleri yansıtmamakta; Kürtlerin özne konumunu, perspektiflerini ve beklentilerini göz ardı etmektedir…

Bu eksikliği gidermek amacıyla Orta Doğu ve Afrika Çalışmaları için Moshe Dayan Merkezi (MDC) ile Tel Aviv Üniversitesi bünyesindeki İran Çalışmaları İttifak Merkezi, kısa süre önce İranlı Kürt temsilcilerin katıldığı bir webinar düzenledi.  

Webinar’da ileri sürülen görüşleri Ofra Bengio, Veysi Dağ ve Elyana Elyan Jerusalem Post için yazdı:

Konuşmacılar arasında Kürdistan Özgürlük Partisi’nden (PAK) General Hüseyin Yezdanpenah, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nden (PJAK) Ahvan Chiako ve Komala örgütünden Feriba Muhammedi yer aldı.

Türkiye’nin, Kürt temsilcilerin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olduğu iddiasıyla etkinliği iptal ettirme yönündeki çeşitli girişimlerine rağmen, MDC direktörü bu müdahaleyi reddederek merkezin özerkliğini ve akademik diyalog taahhüdünü yeniden teyit etti.

Kürt konuşmacılar, İran’daki ruhban rejimine karşı mücadele, İslamcılık sonrası bir dönemin nasıl olabileceği ve ABD ile İsrail İle olası işbirliği konularındaki görüşlerini paylaştı.

İran Çalışmaları İttifak Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olan Dr. Liora Hendelman-Baavur ise Kürtlerin, İran’daki demokratik mücadelenin merkezi bir parçası olduğunu ifade etti.

Ayrıca Kürtlerin yalnızca rejime karşı bir “kara gücü” olarak sunulmasının, Kürt gruplar arasındaki önemli farklılıkları görmezden geldiğini belirtti.

Hendelman-Baavur’a göre bu yaklaşım, çatışmanın tırmanmasının yükünü Kürt sivillerin omuzlarına yüklemekle kalmamakta, aynı zamanda Tahran’ın baskıcı politikalarını meşrulaştırmak için kullandığı güvenlik söylemini de güçlendirmektedir.

Bu endişeler doğrultusunda Kürt konuşmacılar, proaktif politikalarını ele aldılar; buna yeni bir koalisyon oluşturulması ve İran’daki farklı toplumsal kesimlerle kapsayıcı bir ilişki kurma yaklaşımı da dahildir.

Delegelere göre bu mekanizmalar, birlikteliği teşvik etmeyi ve rejimin baskısından etkilenen tüm etnik grupların sorunlarını ele almayı amaçlamaktadır.

Tarih boyunca Kürtler, Osmanlılar ile Kaçarlar arasındaki rekabetin yanı sıra modern ulus-devletler ve dış güçler arasında bir kavşakta yer almıştır. Bu süreçlerin tamamında Kürtler defalarca “sahadaki güç” olarak kullanılmış, ancak stratejik önemleri azaldığında terk edilmiştir.

Bunun en güncel örneklerinden biri, Suriye’nin Kürt bölgesi olan Rojava’dır. IŞİD’e karşı belirleyici rolüne rağmen, küresel güçlerin Kürt karşıtı aktörlerle hizalanması sonucu buradaki Kürt güçleri yalnız bırakılmıştır.

Sonuç olarak, Kürtlerin Ocak 2026 itibarıyla toprak ve askerî avantajlarını sürdürememesi, Suriye’deki geleceklerini belirsiz hale getirmiştir.

Bununla birlikte, Kürt ulusal hareketinin taktik ittifakları kalıcı siyasi kazanımlara dönüştürmeyi başardığı bir örnek de vardır: Irak Kürtleri. Saddam Hüseyin sonrası Irak’ta güçlü bir özerklik kurmayı başarmışlardır.

Halihazırda İran’da devam eden çatışma bağlamında Kürt güçleri bir kez daha mercek altındadır; Amerikalı ve İsrailli politika yapıcılar, mollalar rejimine karşı Kürtlerin oynayabileceği potansiyel rolü değerlendirmektedir.

Ancak rejimin çökmesi ya da ayakta kalması durumlarında Kürt aktörlerin nasıl bir yol izleyeceği belirsizliğini korumaktadır. Tarihsel olarak terk edilmiş olmanın etkisiyle Kürtler temkinli davranmakta, ancak aynı zamanda rejimin zayıflamasının sunduğu stratejik fırsatların da farkındadır.

Kürtlerin İslam Cumhuriyetine bakışı

Kürt temsilciler, onlarca yıllık baskı ve marjinalleşmeyi—özellikle kadınlara ve azınlıklara yönelik uygulamaları—gerekçe göstererek İran rejimini oybirliğiyle gayrimeşru ilan etmektedir.

Ayrıca sistematik yolsuzluk meselesine de değinerek, kamu kaynaklarının ülke içindeki ihtiyaçları karşılamak yerine yurtdışındaki vekil güçleri finanse etmek, füze kapasitesini genişletmek ve nükleer programı ilerletmek için kullanıldığını ifade ettiler.

Onlara göre İran rejimi, ekonomik zorluklara ve halkın taleplerine yanıt verememiş, aksine İran halkını şiddetle bastırmıştır.

Kültürel, dilsel ve demokratik haklardan mahrum bırakılan Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı talep ettiğini belirttiler. Binlerce deneyimli savaşçıya sahip olan Kürt güçleri, kendilerini hem kendi davalarının savunucuları hem de İran’daki daha geniş bir demokratik mücadelenin parçası olarak görmektedir.

Geçmişteki bölünmüşlükleri kabul eden Kürt temsilciler, bu parçalanmışlığı aşmaya yönelik çabalar içinde olduklarını ifade etti.

Kürtler arasındaki birlik çağrılarına yanıt olarak, adem-i merkeziyetçi, federal ve demokratik bir İran için ulusal ittifaklarını ve ortak vizyonlarını ortaya koydular.

Üç konuşmacı da Kürtlerin yerel düzeyde özyönetim talep ederken, aynı zamanda Tahran’da kapsayıcı bir yönetime katılmayı hedeflediklerini ifade etti.

ABD ve İsrail ile olası iş birliği

Yezdanpenah, Chiako ve Muhammedi, İran Kürtleri arasında rejime karşı mücadelede ABD ve İsrail ile iş birliği yapma yönünde bir isteklilik bulunduğunu savundular.

İsrail konusunda, Kürtler ile Yahudilerin maruz kaldığı ortak tarihsel zulüm deneyimlerine dikkat çekerek, böyle bir iş birliğinin İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun şekilde İran’da ve daha geniş Orta Doğu’da demokratikleşmeye katkı sağlayabileceğini ileri sürdüler.

ABD ile olası işbirliği üzerine konuşurken ise bunun Kürtler açısından hem stratejik hem de pratik olması gerektiğini vurguladılar.

Konuşmacılar ayrıca, Kürt güçlerinin etkin şekilde faaliyet gösterebilmesi ve sivilleri koruyabilmesi için yeterli askerî desteğin gerekliliğinin altını çizdiler. Bu kapsamda, anti-drone sistemleri gibi gelişmiş savunma teknolojilerine erişimin yanı sıra bir uçuşa yasak bölge oluşturulmasının önemine dikkat çektiler.

Bu önlemlerin yalnızca rejim güçleriyle mücadele etmek için değil, aynı zamanda Kürt sivillere yönelik misilleme saldırılarını önlemek için de hayati olduğunu ifade ettiler.

Bunun yanı sıra Muhammedi, Yezdanpenah ve Chiako , rejim sonrası herhangi bir düzenlemede Kürt haklarının resmî siyasi tanınırlığının güvence altına alınmasının önemine değindiler.

Aynı zamanda ayrılıkçılık suçlamalarını reddettiler; bu suçlamaların, taleplerini gayri meşru göstermek için hem İran rejimi hem de sürgündeki Veliaht Prens Rıza Pehlevi etrafındaki bazı monarşist çevreler tarafından kullanılan bir söylem olduğunu belirttiler.

Konuşmacılara göre amaçları ayrılmak değil, demokratik bir çerçeve içinde anlamlı bir şekilde yer almaktır.

Ayrıca mevcut rejimin yerine benzer baskı kalıplarını yeniden üretecek milliyetçi bir monarşi gibi başka bir otoriter sistemin getirilmesini de desteklemediklerini açıkça ifade ettiler.

Bununla birlikte özellikle Türkiye kaynaklı dış tehditlere dikkat çekerek, Ankara’nın Kürt gruplara yönelik politikalarının gerilimi artırabileceği ve bölgesel istikrarı zayıflatabileceği uyarısında bulundular. Bu durumun, Ankara’nın Tahran ile yakın ilişkileri bağlamında daha da önem kazandığını belirttiler.

Rejim sonrası İran’da Kürt güçlerinin rolü

Konuşmacıların değerlendirmeleri ve Kürt halkının tarihsel deneyimleri üzerine yapılan analizler birkaç sonuca işaret etmektedir:

Birincisi, Kürt güçleri sürekli olarak güvenilir ve pragmatik ortaklar olduklarını kanıtlamıştır. Örgütlenme kapasiteleri, sahadaki varlıkları ve direniş hareketlerindeki uzun süreli rolleri göz önüne alındığında, yalnızca çevre bölgelerde rejime meydan okumakla kalmayıp, İran genelinde daha geniş bir seferberliği tetikleme potansiyeline de sahiptirler.

İkincisi, rolleri yalnızca askerî açıdan değil, aynı zamanda siyasi dönüşümün potansiyel bir itici gücü olarak da değerlendirilmelidir. Kürtlerin etkisi, “sahadaki güç” olmanın ötesine geçerek, gelecekteki iktidar yapılarının şekillenmesinde ve merkezi otoriterliğin yeniden ortaya çıkmasının engellenmesinde önemli bir rol oynayabilir.

Üçüncüsü, ABD ve İsrail’in anlamlı bir şekilde sürece dahil olması kritik önemdedir. Bu yalnızca mevcut rejime karşı mücadelede sivillere verilecek zararı en aza indirmek için değil, aynı zamanda “sonrasını” şekillendirmek açısından da gereklidir.

Özellikle İsrail açısından, Kürt ilerlemeleri stratejik önem taşımaktadır; zira Kürt bölgeleri, İsrail’i hedef alan hem Şii hem de Sünni militan ağların tarihsel olarak faaliyet gösterdiği düşmanca rejimler ve coğrafyaların kesişim noktasında yer almaktadır.

Güvenilir ortaklıklar olmadan, özellikle Rojava deneyiminden sonra Kürt aktörler, yeniden marjinalleştirilme ve olası katliam risklerinden kaçınmak için dış güçlere temkinli yaklaşacaktır.

Son olarak, rejim sonrası istikrarlı bir İran, Kürtler ve diğer azınlıkların siyasi özne olarak tanındığı gerçek bir demokratikleşmeyi gerektirecektir. Bu gruplar birlikte on milyonlarca insanı oluşturmaktadır.

Onların temsilinin ve haklarının güvence altına alınması yalnızca bir adalet meselesi değil, aynı zamanda demokratik ve istikrarlı bir İran için temel bir gerekliliktir.

Aksi halde bir güç boşluğu; istikrarsızlığa, parçalanmaya hatta iç savaşa yol açabilir ve bu durum hem İran’ın toprak bütünlüğünü hem de daha geniş bölgesel güvenliği tehdit edebilir.

Yazarlar; Moshe Dayan Merkezi Kürt Araştırmaları Direktörü Prof. Ofra Bengio, aynı merkezde Kürt Forumu araştırmacısı Dr. Veysi Dağ ve Kürt meseleleri üzerine çalışan siyasal analist Elyana Elyan’dır.

 

İlginizi Çekebilir

Pakistan’dan Amerika’ya ‘süreyi iki hafta uzat’ çağrısı
Papa’dan Trump’a ‘İran’ tepkisi: Kabul edilemez

Öne Çıkanlar