Kamışlo ruhu (Kamışlo Konferansı – 2025), Kobane Direnişi’yle başlayan ve dünyadaki neredeyse her Kürdün eylemli katılımıyla küreselleşen sürecin bugüne taşınmış hâlidir, bence. Kobane’de savunulan yalnızca bir kent değil, Kürtlerin dünya sahnesine kendi adıyla çıkma iradesiydi; bu irade, askeri bir direniş momentini aşarak siyasal, kültürel ve duygusal bir eşik hâline geldi. Zamanla sınırları, örgütsel formları ve yerleşik siyasal şemaları aşan bu irade, Kürt meselesini yerel bir direniş hattı olmaktan çıkarıp küresel bir politik özneleşme sürecine taşıdı.
Kandil’in Okuması: Mesajın Yeri ve Yönü
Bu rüzgârı Kandil hızla ve doğru yorumladı. “Halkımız bize bir mesaj verdi” cümlesi, yalnızca bir durum tespiti değil, öncülüğün tarihsel konumuna dair açık bir kabuldü. Mesaj şuydu: Kürt halkı artık yalnızca bir siyasal hattı desteklemiyor, yön tayin ediyor. Kandil bu nedenle meseleyi demokrasi söylemiyle sınırlı bir kazanım alanı olarak değil, küresel ölçekte tanınma ve statü arayışı olarak adlandırdı. Bu adlandırma, ideolojik bir savrulma değil; doğanın diyalektiğinin, yani yaşamın kendi dayatmasının zorladığı bir konum değişikliğiydi. Kamışlo Konferansı sonrasında bir “Dünya Kürt Kongresi”nin konuşulması, bu yeni dinamiğin ve yeni ölçekte düşünme ihtiyacının doğal sonucudur.
Rojava Anı: Kurulmayan Masa, Kalan Etki
İslam Devleti çetelerine karşı yürütülen öz savunma süreci, Rojava Kürtlerini fiilen “Demokratik Suriye liderliği” pozisyonuna taşıdı. Bu yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda ahlaki ve siyasal bir meşruiyet üretimiydi. Bizlerin beklentisi, Dürzi, Alevi, Hristiyan, Süryani, Asuri ve Ermeni halklarının da dâhil olduğu bir masanın kurulması ve “yeni Suriye”nin ilan edilmesiydi. Bu masa kurulmadı; yapılmadı, yapılamadı ya da yaptırılmadı. Nedenleri konusunda kesin hüküm vermek güç. Ancak şu açık: Süriye demokrasi devrimi masası resmen kurulmadı belki, fakat bu moment Kürtlerin bölgesel bir aktör olmanın ötesine geçerek küresel bir özne olarak belirmesine yol açtı.
Statü Meselesi: Adı Konan Kırılma
Ortaya çıkan diyalektik nettir: Kürtlerin yepyeni ve küresel bir statüyü hedefleyebileceği artık soyut bir temenni değil, somut bir olasılıktır. Kandil bu kırılmaya ad koyarken, demokrasi söylemini tümden terk etmedi; fakat onu stratejik merkezin dışına çekti. Ulusal-küresel Kürt kimliği, ilk kez bu açıklıkta ve bu ölçekte birincil hedef hâline geldi. Bu, savunma hâlinin aşılması değil; savunmanın yeni bir siyasal iddiaya dönüştürülmesidir. Bu iddia, kimi zaman bir sloganla, kimi zaman sezgisel bir çağrıyla kendini ifade eder: Yeke, yeke, yeke, Kürdistan yeke…
İki Eksen, Zorunlu Bir Sentez Alanı
Ortaya çıkan yönelim, Öcalan’ın işaret ettiği Bookchinci demokrasi–sosyalizm ekseniyle bire bir örtüşmek zorunda değil; ancak onunla karşıt bir hatta da yerleşmez. Demokrasi ekseninin göreli olarak geri çekilmesi, bu hattın geçersizleştiği anlamına gelmiyor. Aksine, küresel statü arayışıyla birlikte yeniden düşünülmesini, yeniden konumlandırılmasını zorunlu kılıyor. Bugün karşı karşıya olunan durum, biri demokratik-sosyalist toplumsal dönüşümü, diğeri Kürdi ulusal-küresel tanınmayı merkeze alan iki eksenin aynı tarihsel momentte üst üste binmesidir. Bu iki hat uzlaşmaz değil, fakat kendiliğinden de birleşmez; sentez, ertelenemez bir stratejik ihtiyaç olarak ortadadır.
Üç Ana Akım: Yeni Durumun Taşıyıcıları
Gelinen noktada sosyalist (Öcalan), muhafazakâr (Barzani) ve sosyal demokrat (Talabani) Kürt ana akımlarının aynı tarihsel zeminde yan yana gelmesi, ne bir ideolojik mutabakat ne de geçici bir taktik yakınlaşma olarak okunmalıdır. Bu durum, Kürt meselesinin halk tarafından ulaştırıldığı yeni ölçeğin doğal sonucudur. Küresel statü arayışı, bu üç hattın her birini kendi sınırlarını aşmaya zorlayacak; onları, istemeseler bile, ortak bir tarihsel zeminde düşünmeye mecbur bırakacaktır. Buradaki belirleyici soru, bu çoğulluğun bir zayıflık mı yoksa yeni dönemin imkân alanı mı olduğudur. Yanıt henüz açık değildir; fakat bu eksenlerin birlikte düşünülmesi artık tali bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluktur. Bu nedenle söz konusu olan, tamamlanmış bir sentezden çok, yeni dönemin henüz şekillenmekte olan kanavasıdır.







