Ali Engin Yurtsever: Diaspora ve Mültecilik-2

Yazarlar

             Mülteci göçü ekonomik bir gerekçeye dayalı olarak gerçekleştiğinde bir yoğunluk içermiyor, genellikle yasal yollardan gerçekleşiyor ancak politik nedenlerle gerçekleştiğinde hem yasal olmayan yollardan gerçekleşiyor, hem de dönemsel bir yoğunluk kazanıyor. Yasal olmayan yollarla gerçekleşen mülteci göçü başlı başına risk ve zorluk içeriyor. Ülkeden çıkıştan itibaren nelerle karşılaşılacağı, ulaşılacak noktaya kadar hangi yollardan geçileceği ve yarı yolda bırakılıp bırakılmayacağının bilinmezliğinin yanında ekonomik olarak da üstlenilen ağır sorumluluğa bir de can güvenliğinin tehlikesi eklendi mi nasıl bir bedelin olduğu az çok netleşmektedir. 

         Mültecilik sınıfsal bir karakter içerir mi? Mültecilik genel anlamda sınıfsal ve ulusal olarak iki temel çizgiye dayanır. Sınıfsal çizgi hem ekonomik, hem de mücadele açısından işçi sınıfına dayandığı için bir ayrımı ifade eder. Ulusal anlamda sürdürülen mücadele her ne kadar bir ulusun bütün sınıfsal yapısını kapsasa bile görünen gerçeklik; burada da bir sınıfsal ayrım olduğu yönündedir. Örneğin Kurdistan özgürlük mücadelesi genel anlamda Kürt ulusunun bütün bileşenlerini içerse bile, bu mücadeleden etkilenen kesim büyük bir oranda yoksullar olmuştur. Oluşum, çıkış ve mücadeleye baktığımızda temel olarak yoksullara dayanmıştır. Sınıfsal olarak işçi sınıfından ayrı olarak komunlananlar (genel anlamıyla) mülteci olmadılar, her dönem baskı fırtınasından uzak yaşadılar.

      Ezen ulusun burjuvazisiyle birlikte olmaktan yana bir sıkıntı da duymadılar. “Tamam ama silah olmadan konuşarak çözülse” diye kurulan cümleler, bu cümlelerin kurulmasının konforunun yoksulların (haklı olarak) şiddete dayalı mücadelesinden kaynaklandığı gerçeğini görmezden geldiler. Son elli yılda ticari olarak palazlanan bu sınıf, bugün etkin yönetimleri eline geçirme mücadelesinde baskın bir karakter oynayarak belirleyici olmak yolunda önemli mesafeler kaydettiler. Dem Parti, belediyeler ve yönetimlere baktığımızda 1990’lı yıllarla kıyaslayarak ne olduğunu görebiliriz. Sınıf denilince sadece proletarya-burjuvazi çelişkisinin teorik yönünü öne çıkaran ve “bizim sınıfsal sorunumuz yok” diyenler; “sınıf nedir ve neyi içerir?” sorusunun cevabını bulmadan önce yaşamlarına, bu yaşamlarının toplumsal zenginlikten aldığı paya bakarlarsa sonuca daha kolay ulaşabilirler.

       Son on beş yılda gerçekleşen yoğun Kürt göçü ağırlıklı olarak Avrupa’ya geldi denilebilir. Böylesine yoğun ve devamlılık içeren bir göçü devletler bile karşılamakta zorlanırken Kurdistanlı kurumların karşılaması elbette zordur. Bu nedenle beklenti ve eleştiriler gerçekliğe uygun olursa yapıcı bir rol üstlenebilirler. Bir kaç noktayı belirlemek en azından gelecekte gerçekleşmesi muhtemel yeni göç dalgalarına karşılık hazırlıklı olmayı sağlar. Son elli yılda sürdürülen savaş sürekli olarak beraberinde bir göç dalgasını da getirdi. Bu sayı mücadelenin seyrine bağlı olarak yükseldi veya azaldı. Genel anlamda Avrupa ülkelerine gelen mülteciler az çok tahmin edilebilecek beklentilere sahip oluyorlar. Bunlar, dosyalarının nasıl bir seyir izleyeceği, red kararı alınması durumunda izlenecek hukuki yollar hakkında destek, çoğu yerde yaşanan insanlık dışı kamp koşullarına karşı kurum aracılığıyla sağlanması beklenen kalacak yer, yaşamlarını idame ettirecek ve geliş aşamasından başlayarak iltica edilen ülkeye kadar olan sürede gereksinim duyulan gelir… Bunlar temel beklentiler. Bunlara cevap olunmadığı veya yeterli cevap olunmadığı düşüncesi bireyleri kurumlardan uzaklaştırıyor. Bu uzaklaşma bir süre sonra kurum yerine yasadışı gelir elde edilecek alanlara yönelim sağlıyor. Gelenlerin bir bölümü politik mültecilik altında ekonomik tercihe dayalı olarak geliyor.

     Günün sonunda bütün bu kitleden ancak bir bölümü kurum ve politik ilişkisini devam ettiriyor. Geri kalanı politik geçmişin hızla silindiği ama sürekli olarak sadece dile getirilerek bir anlamda gerçek dışı da olsa geçmişte kurulan bağı, mülteciliğin varlık nedenini bir nebze de olsa elde tutmaya çalışarak sürdürmektedir. Bu koşullarda burada da sınıfsal sıçrama gerçekleştirenlerin kurumlarda elde tutmaya çalıştıkları yetki ve yönetim anlayışı kabul etmek gerekir ki zarar vermektedir. Bir sorumluluk üstlenmeden, elde edilen yetkiyi kendilerine sadece ekonomik gelir kapısı olarak değerlendirmekte, siyasal mücadeleden uzak durmaktadırlar. Avrupa anlamında politik ve ekonomik hayatı belirleyen bir kitlemiz belirgin olarak yok. “Hizmet sektörü” dediğimiz alanda yoğunlaşan insanlarımız hayatın diğer alanlarına müdahale etmekte yetersiz kalıyorlar. Karşı pencereden baktığımızda farklı milliyet ve inançların bu anlamda kısa sürede bile çok mesafe kaydettiğini kabul etmeliyiz.

     Öte yandan önümüzde duran bir soruya cevap vermek gerekiyor. Diaspora neresidir, mültecilik nerede başlar? Neden diaspora kavramı sadece Avrupa üzerinden değerlendiriliyor? Bu düşünce biçimi bile aslında sömürgeciliğin nasıl derine işlediğini göstermektedir. Oysa Kurdistan dışına çıkılarak oluşturulan bir yaşam “diaspora” değil midir? Bu Kurdistan’ın bütün sınırlarını kapsar. Örneğin Sewas (Sivas) sınırının ötesi hangi tanıma sığar, Istanbul, Bagdat, Şam ve Tahran diaspora değil midir? İstanbul’u sahiplenip “niye bırakalım” demek; Rum toprağını sahiplenmek değil midir? Bir başka tanımla sömürgecilik olarak adlandırılması gerekmez mi? Eğer bu sehirleriy diaspora olarak görmüyorsak, bizlerin mücadelenin temeli hakkında sorunumuz var demektir. Bu şehirler de savrulan binlerce insanımız var. Sadece son elli yıllık süreçten kaynaklanmıyor, devletin bilinçli olarak yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürdüğü ama ekonomik yoksulluğa mahkum ettiği Kürtlerin bilinçli olarak Kurdistan’dan çıkıp Türkiye’ye göçünün sağlanması konusunda yürüttüğü politikaların da etkisi saklanamaz. Zaman zaman “ordan kolay, gelin burda konuşun” diye yapılan davetler söz hakkını elde tutmayı dayatıyor, niyet böyle olmasa bile. Belki üzerinde biraz düşünülmesi gerekiyor.

     Mültecilik tüm zorluklarına rağmen yeni bir yerde yeni bir yaşamın kurulmasını dayatıyorsa, o yaşam kurulduğu andan itibaren geliş gerekçesine de sahip çıkmayı içermek zorundadır. 

İlginizi Çekebilir

Vanspor geriye düştüğü Sıvasspor deplasmanından 1 puanla ayrıldı
Nurullah Alkaç: Kürdçenin İlk Yazılı Örnekleri

Öne Çıkanlar