Ali Engin Yurtsever: Erdoğan ve İktidar Değişimi

Yazarlar

               Her iktidar gibi Erdoğan iktidarı da sonsuza kadar kalmayacak, bir noktada kırılmayı yaşayacak ve gücünü yitirerek daha öncekiler gibi tarihin geçmiş sayfalarına gömülecektir. Elbette başlangıcı ve geldiği nokta itibariyle baktığımızda bir avuç (oligarşi de diyebileceğimiz) asalağın bu süre boyunca kişisel servetlerinin olağanüstü artışının halkların cebinden çalınan paradan oluştuğunu saklamak mümkün değil. Bu zenginliği korumak için de gerekli olanın bir düşman yaratmak ve bu düşmanla sürekli savaş halinde olmak gibi politikayı da süreklileştirerek iktidarı ellerinden bırakmadılar.

Genel olarak iktidarda kalmanın iki koşulu vardır; ortak kabul etmemek ve şiddeti her zaman elde tutmak. Bu iki koşul birleştiğinde arkasından koşar adım gelen olgu ise kaçınılmaz olarak “suç işlemek, daha fazla suç işlemek” eylemi olmaktadır. Erdoğan iktidarı ise 23 yıl boyunca öylesine suçlar işledi ki bunlardan hesap vermeden kurtulması mümkün değil diye düşünüyoruz. Ancak yazılı olmayan bir kanun maddesi haline gelen ve içeriğini sadece o ülkede yaşayanların bileceği bir söz olan; “burası Türkiye” anlatımının karşılığı olarak iktidarı devrettiğinde elde edilen servetin tadını kuşaklar boyu çıkararak yaşanabileceğini de biliyoruz. Bugüne kadar elde edilen bu tür servetlerin hesabı neredeyse hiç sorulmadı. Sadece çalınan servetler değil işlenen cinayetlerin de hesabı sorulmadı.

Kürt, Ermeni, Rum ve Süryani soykırımlarının, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi, Cizre, Sur, Nusaybin, Efrîn ve daha birçok insanlık suçunun hangisinin hesabı soruldu? Dünya genelinde “her devletin böyle bir karanlık arka yüzü var” diye kabullenici bir tutum almak yerine asgari ölçülerde şunu kabul etmek daha ilerletici olacaktır: Dünya genelinde işlenen böyle suçların hesabının hepsi olmasa bile bir bölümünün hesabı mutlaka soruluyor. Bu nedenle Türk devletinin de işlediği bu suçların hesabının sorulması gerekir. 1990’lı yıllarda tüm Avrupa’da ortaya çıkarılan NATO kontrgerilla örgütlenmesinin sadece Türk devletinde tasfiye edilmediğini unutmayalım. Hesap sorulan diğer ülkelerden farklı olarak nedense Orta Doğu kültürü sadece simgesel isimler üzerinden gelişiyor.

Bu hem kazanım, hem de kaybediş kültürü olarak yerleşmiş bulunuyor. Bir zafer veya bir hareket bir bireyin ürünü olarak sunulup, kültürel kod kazanıyor. Örneğin E. O. Yıldıran yalnız mıydı, tek başına mı gerçekleştirdi o görülmemiş vahşeti? Askerler kimlerdi, bir kimlikleri yok muydu? Erdoğan Roboski, öz yönetim direnişleri ve daha birçok suçlardan yargılanmalı ama tek başına mı yaptı bunları? O silahları kullananlar, yasal prosedürleri yerine getirenler neredeler? Neden zafer veya yenilgiyi şahsileştiriyor, ondan öteye gidemiyoruz, neden hafızamız sürekli yenileniyor? 

           Erdoğan iktidarı anayasa değişimiyle birlikte yeni bir seçimle ömrünü uzatmak, iktidarını kalıcılaştırmak istiyor. Ancak gerçekleşmesi çok zor olan bir talep bu. Çünkü Erdoğan iktidarı da toplanmış güce sahip her iktidar gibi çürüdü. Kitlelere anlatacak yeni bir hikayeye sahip değil artık. Yüzündeki demokrat maskesi düşeli çok oldu. Artık sadece muhalefeti ezmek için koşturuyor çünkü elinde olan tek şey çekiç ve her şeyi çivi gibi görüyor. Ülke ve dünya ekonomik-politik koşulları değişti. Yıllar öncesine dayalı teorik belirlemeler değişti, pratik de buna uygun olarak değişmek zorunda ama bu iktidar değişmek bir yana daha da distopik olmak zorunda. Başka türlü iktidarını koruyamayacak. Anayasa değişikliğini ise kendi iktidarını uzatmak amacıyla istiyor. Demokratik bir ülkeye doğru adım atmak amacını asla taşımıyor. Bugüne kadarki pratiklerinin dışına taşmaları mümkün değil. Franco’nun ölümünden sonra İspanya’da yerine geçen J. Carlos demokrat bir anayasa için gerekli çalışma koşullarını oluşturdu ve faşizmin kara yükünü kısmen de olsa kaldırıp attı. Yüzümüzü Erdoğan’a dönelim; var mı demokratik bir anayasa çalışması? Ne toplumsal yapıları uygun veya buna hazırlanıyor, ne de bürokratik yapıları. 

     Orta Doğu’nun ve dünyanın geneline hakim olan otokrat ve distopik yönetim anlayışının en seçkin! örneklerinden biri de Erdoğan iktidarıdır. Dünya halklarının da bundan 40-50 yıl önce olduğu gibi sokakları doldurup, devletleri zorlayan eylemleri de kalmadı. Sol kimliğin için boşalttılar, geri kalanlar da halk desteğinin azaldığı, baskıların çoğaldığı bir ortamda direniyorlar.

Erdoğan iktidarı kendisinden hesap sorulacak korkusuyla iktidarı devretmiyor değil, bu konuda içi rahat ve ülke geçmiş pratiği de bu rahatlığı sağlıyor. Kürtlerle yapacağı bir anlaşmanın kendisine kalkan olacağını da düşünüyor. Ancak bunlardan ayrı iktidarı elinde tutmasının tek gerekçesi artık güç zehirlenmesi yaşaması ve her koşulda elinde tutmak istemesi, başka bir şey değil. Temel soruyu bir kez daha sormak gerekir: Erdoğan demokratik bir yönetimi ister mi ya da seçimle gitmeyi kabul eder mi? Hiçbir koşulda bu ikisini de gerçekleştirmeyecektir. Bu bağlamda süreci uygun bir yerde ve zamanda bozacaktır. Anlaşılır sebeplerden dolayı partilerin iktidarı erken seçime zorlamaması, var olan sorunları daha da ağırlaştırmaktan başka bir şeye hizmet etmemektedir. Toplumsal bağları olan bir partinin iktidarı bu süreçte erken seçime zorlaması gerekirken, seçim kararı iktidarın keyfine bırakılmıştır. Muhalefetin bu tavrını bilen iktidar neden aldığı “meşruiyete” uygun davranmasın ki. 

     Trump tarafından Erdoğan’a tevdi edilen “meşruiyet” hiç kuşkusuz iktidarını bir süre daha sağlamlaştırmanın ve muhaliflerine karşı dilediği gibi davranmanın önünü açmıştır. Yıkılan Gazze’ye insani yardım götürmek değil, ticari kazanç sağlamak için yapılan anlaşmaların bedelidir bu. Kapitalizmin, bekçisinin ağzına attığı bir kemikten başka bir şey değildir bu.

    Birinci senesi doldu “süreç” bilinmezliğinin. Elde olan Kürtlerin attığı adımlar, iktidar sadece geleceğe dönük söylemlerle günü geçiştiriyor, bu da Kürtler tarafından şimdilik uyarılarla geçiştiriliyor. Sayın Öcalan’a karşı uygun bir dil kullanıyorlarmış. Geçen gün o dilin kullanımını gördük. Hiç kuşkusuz yeri geldiğinde Bahçeli’den Erdoğan’a kadar tekrar kullanımını yeniden göreceğiz .

      Tarihsel olarak defalarca yaşandı. Hiçbir iktidar ortak kabul etmez, distopik iktidarlar ise asla seçimle gitmez. Tepeden tırnağa suça bulaşmış ve yeni suçlar işlemeye aday bir iktidar ise bu yazgıdan kurtulamaz. 

 

İlginizi Çekebilir

Fidan: Amerikalılar ile en çok Suriye ve YPG’yi konuşuyoruz
Kuzey Makedonya’da halk yerel seçim için sandık başında

Öne Çıkanlar