Ali Engin Yurtsever: Halep’te Başlayan Katliam 

Yazarlar

      Kurulduğundan beri sadece sorun üreten ve ürettiği sorunlarla yaşamayı tercih olarak belirleyen Türk devletinin yüzyılı dolduran ömründe yarattığı toplumsal yapı, bu anlayışı benimseyip bir yaşam tarzı haline getirdi. Kürt, Ermeni, Rum, Süryani soykırımlarını, iktidarların hırsızlığını, yoksulluğun değişmeyen baskısını ve gerçeklikten neden koptuğunu sorgulamayan, farklı uluslardan toplanıp devşirilen ve “Türk” adıyla önümüze sürülen bu topluluk, sorun üretip, mazlum rolü oynayıp, kendisi hariç herkesi suçlamaktan başka bir hünere sahip değil. Böylelikle devlet-iktidarın bu toplumu yönetmesi kolaylaşıyor. Belirledikleri gündemin dışına çıkılmamak ve aykırı politika üretmemek koşuluyla herhangi bir sorun görmüyorlar. 

       Orta Doğu’nun yeniden şekillenecek olması sadece bölgedeki devletleri değil, burada çıkarları olan devletleri de aldıkları tutumları yeniden gözden geçirmeye ve değişkenlik gösteren ittifaklar kurmaya zorunlu kıldı. Hamas’ın 7 ekim saldırısının hem Çin’in ekonomik-politik etkinliklerinin kısıtlanmasının, hem de ABD ve İsrail’in dünya egemenliğini kurmaya yönelik politikalarının önünün açılmasına yönelik olduğu netleşiyor. Hamas bütün bunlardan bağımsız politik bir eylem hedeflemiş olabilir ancak eylemin sonuçlarının geldiği nokta çok farklı. Orta Doğu cehennemini sadece politik bir faaliyet olarak anlamak o politik faaliyetin temelinde yer alan gerekçelerden en önemlisi olan ekonomik gerekçeyi göz ardı etmek demektir. Çin, ucuz emek temelinde gelişen ekonomisiyle gelecekte (muhtemel) ABD’nin rakibi olması nedeniyle şimdiden engellenmesi gereken bir ülke konumundadır.

        Venezuela’nın işgali ve başta petrol olmak üzere diğer gelirlerinin çoğunluğuna el konulmasının arkasında ABD’nin hem kendisine arka bahçe olarak gördüğü Güney Amerika’yı adım adım tekrar ele geçirmesi, hem de Çin’e doğru giderken ekonomik-politik olarak daha da güçlenmesi yatmaktadır. Genelde kapitalizm, özelde de ABD açısından temel sorun ekonomik gelir elde etmek dışında bir şey değildir. Insan hakları, demokrasi veya hukuka saygı gibi modern dünyanın değerleri hiç önemli değildir. Bu bağlamda gerçekçi olmak gerekirse genel altyapısını büyük oranda Türk devletinin oluşturduğu, tarihin en barbar çetelerinden biri olarak sahneye çıkarılan DAİŞ çetesinin dizlerini kıran Kürtlerin uğradığı kayıpların veya Türk devletinin işlediği insanlık suçlarının kapitalist devletler gözünde hiçbir değeri yoktur. Arada bir medyada yazılan “kahraman Kürtler” açıklamaları da diplomasinin göz boyamaya yönelik kurallarından biridir. 

          Politikada amaca yönelik binlerce taktik değişiklikler yapılabilir ve bu değişiklikler çoğu zaman durulan yerin değişimini de gerçekleştirebilir. Fakat insani ve devrimci değer taşıyan yapıların savrulma içeren taktiklere sapması en önce kendi tabanlarında kırılma yaratır. Bu nedenle stratejik savrulma sağlayacak taktikler kabul edilmez. Türk devleti taktiksel olarak Kurdistan özgürlük mücadelesi özgülünde Kürt sorununun çözümüne yönelik bir senedir parmağına sürdüğü balı ağzımıza süre süre ilerliyor. Bireysel olarak her Kürdün genetik yapısına işlemiş olan “dijminê bav û kalan, nabe dostê lawan” sözü bir araya geldiğimizde unutuluyor ve Türk devleti ile onu oluşturan gurühun “bin yıldır kardeşiz” sözü hatırlanıyor. Uzak geçmişe yönelmeden son on yıla bakarsak Kurdistan tank ve top atışlarıyla yerle bir edildi, yalçın dağları sömürgeci askerlere üs olarak bırakıldı, ekonomik değerleri halen amansızca sömürülüyor ve en önemlisi binlerce insanımızı katlettiler, esir olarak zindanlarda tutulanların yaşadıkları ayrı bir dert. Süreç adı verilen belirsizliğe “Terörsüz Türkiye” adını vererek onurumuzla oynamak istiyorlar. Kürt halkının en küçük bir itirazına sahip bireyinden başlayarak suskununa kadar hepsinin kanını içmeye niyetli olduklarını da saklamıyorlar.

  Önce Kurdistan özgürlük hareketini hedeflediler, şimdi ise kendilerine taş bile atılmamış bir sosyal ve siyasal yapıya yönelik hem siyasi, hem de askeri alanda harekete kalkıştılar. Bu izni onlara verenler Halep’te katliama da izin verdiler. Türk devletinin “Yeni Osmanlıcılık veya güncellenmiş Misak-i Milli” politikası bunu gerektiriyor. 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren oluşturulmaya başlanan devlet ve millet projesi açıkça Türk, sünni ve hanefi olarak belirlendi. Bu nedenle Ermeniler, Süryaniler, Rumlar soykırıma uğratıldı ve elbette Kürtler de. Ancak Kürtlerin direnişi soykırımın amacına ulaşmasını engelledi. Herkesin kabul etmesi gerekir ki 27 Kasım bu direnişin temeli oldu. Elbette daha önce de direnişler gerçekleşti, kabul etmemek ahlaka ve vicdana sığmaz. Farklılık şuydu: modern, örgütlü ve Kürt halkının çoğunluğunu kapsayan bir direnişti bu. Bu nedenle de diz çöktürülemedi.

        Türk devleti sınır olarak kabul ettiği ve  Kurdistan’ı bölen yerlerde 30 km derinlikte alan istediğini yıllardır saklamıyor. Bu hedefine de adım adım ilerliyor. Öyle “Kürtlerin hamisi” sözü boşuna söylenmiyor. Gerçek güneş gibi parlıyor: Kürtleri: Kurdistan fikrini taşımayan, ulusal bilince sahip olmayan ve Türklük kimliği içinde eritilmiş bir halk haline getirmek. Ana dil eğitimi verilmesinin önündeki engel başka ne olabilir, Kürtlerin öz yönetime sahip olmasının engellenmesinin amacı nedir, direnişçilerinin ömründen on yılları çalmak ne demektir?…

      Sıkça dile getirilen ve Suriye’de en geniş askeri güce sahip olmanın ama bu gücü harekete geçirmemenin politik bir anlamı vardır mutlaka ama açıklanmadığı için bilinmiyor. Halep’te başlayan bu Türk devleti destekli çete saldırılarının alan kazanma hedefi güderek bütün Kurdistan’ı hedeflediğini zamanla göreceğiz. Başlatılan sürecin Türk devletinin saldırılarını engellediği tezi geldiğimiz noktada bizzat Türk devleti tarafından “tekzip” edildi. Orta Doğu’da emperyalist olamadıkları için emperyal hedefleri taşıyorlar.

      Halep’te yaşanan katliama karşı Kurdistan’ın her yerinden tepki yükseldi. Karanlık bir ufkun içinde parıldayan bu tepkiler yolumuzu aydınlatan bir yıldız görevini görüyor. Tek gerçeğimizin sömürge ve sömürgecilik olduğunu tam anlamıyla bilince çıkardığımızda o karanlık ufuk yerini güneşin aydınlığına bırakacak. Karanlığın ve aydınlığın kesiştiği tarihsel an yaklaşıyor. Elbette son elli yılının her anını bedel ödemeye ayıran Kürtlerin bu bedellerin karşılığını almasının vakti geldi.

İlginizi Çekebilir

Bextiyar Elî: Orta Doğu’da ‘öldürme hakkı’ üzerine
Graham: İran halkının kabusu yakında sona erecek

Öne Çıkanlar