Ali Engin Yurtsever: Newroz’un Işığında Ulusal Birlik ve İran Savaşı 

Yazarlar

         Hep olduğu gibi, hep olması gerektiği gibi; görkemli, geniş katılımlı ve talepleri net olan Newroz kutlamalarının zirvesi kabul edilen Amed Newroz kutlamasını geride bıraktık. Kurdistan’ın diğer şehirlerinde de katılımların güçlü ve kararlı geçtiğini görüyoruz. Bu tablo sadece kuzey Kurdistan’a ait değil, Kurdistan’ın diğer parçalarında da aynı coşkulu kutlamayı görüyoruz. Katılımı sağlayan toplumsallığın sadece bir bayram kutlamasına gitmediği ortadadır. Elbette sadece bir bayram olarak da kutlamaya katılanlar olabilir ancak belirleyici olan siyasal bir tercihin izinde yürüyen kalabalıkların bir bayramı aynı zamanda siyasal bir tutumun ve tercihin alındığı bir etkinliğe çevirmesidir.

       Newroz çeşitli isimler altında çeşitli coğrafyalarda kutlanıyor, bu gerçeği görmezden gelemeyiz. Ancak Kurdistan’da yapılan kutlamalar içerik olarak bir bayram niteliğini çoktan aştı. 1990’lı yıllardan itibaren siyasal bir tutum ve bir direniş mevzisi olarak sömürgeciliğe karşı bir bayrak haline geldi. Ne başka halklar gibi baharın gelişi, ne sıradanlaşmış bir bayram kutlaması, ne de Dehaq-Kawa mitolojik öyküsünün yaşatılması bu. İnkar edilemeyecek bir şekilde bir isyan, bir talep ve bir tutum içeren bayram niteliğinde bir tercih bu. Önderliğini de Kurdistan Özgürlük mücadelesinin hedeflerinin belirlediği bir tercih.

      Türk partileri ve hükümetinin kutlamaları üçüncü sınıf bir komedi senaryosundan ibaret. “Türk coğrafyası, Nevruz ve dağı eritme” cümleleri ile bezenmiş, katılımcısı olmayan devlet törenlerinden ibaret bir gösteriden başka bir şey değil. Kültürel bir zemine dayanmadığı için geleceği de olmayacak. Çok bedeller ödendi. Onlarca insan hedeflenerek ateş altına alınarak katledildi. Gözaltılar, kayıplar sayılamayacak kadar çoktu. Çünkü siyasal bir tercih olduğu biliniyordu. Öyle dillendirildiği gibi “kardeş halk, ortak bayram” idiyse neden devlet tüm gücüyle kırmızı renk görmüş boğa gibi Kürt ulusal renklerine, Kürde ait her şeye ve Newroz kutlamalarına hep saldırdı ve halen de saldırmaya devam ediyor? Çünkü onların da bizler gibi kültürel ve siyasal hafızalarında Newroz unutamayacakları bir yere kayıtlı ve silinecek gibi de değil.

      Ulusal birlik talebi yine alanlardaydı. Rojava’da başta Türk devleti olmak üzere geniş bir destek sağlanarak Kürtlerin yerleşim alanlarına yapılan saldırılar ulusal birliğin gerekliliğini bir kez daha bilince çıkardı. Kurdistan’ın genelinde temsiliyeti olan yapılar (başta Kurdistan Özgürlük Hareketi) olmak üzere ulusal birlik talebini gündemden düşürmüyorlar. Ancak ulusal bir kongrenin toplanması ve ulusal birlik ile ulusal kurtuluş çizgisinde kararlar alarak pratiğe dökmesi konusunda henüz hangi aşamada olunduğunu bilmiyoruz. Bu konuda temennilerden öteye taraflarca yapılan resmi bir açıklama yok. Fakat zaman ilerliyor. Orta Doğu’nun gündemi biz Kürtlerin kendi gelecekleri üzerinde toplanıp karar almasını bekleyecek kadar nahif değil. Tam tersi Kürtleri bir karar almaya ve taraf tutmaya zorluyor. Kürt temsiliyetleri savaşın tarafı olmamak adına açıklama yapıp uzak duruyorlar ve bu bir dereceye kadar da ahlaki bir tutuma sahip tutarlı bir davranış ama savaşın gerçekleri ve bulunduğu nokta coğrafya halklarını bir tercihe sürüklüyor. 

      Kürtlere dayatılan tercihlere baktığımızda kesinlik içermeyen sözlerden oluşan bir kelime yığını. Örneğin, “Kürtler İran’a saldırırsa bir devletleri olabilirmiş” anlamında açıklama yapanlara şunu sormak gerekir: “Bir devlete saldırtmak için sayısı binlerle belirtilen, ağır silah gücüne sahip olmayan Kürtleri ateş çemberine iteceğinize, ağır silahlarla desteklenen hava saldırı gücü bulunan Türk devletini neden itmiyorsunuz? Yok mu içinizde yeni bir “Mister Dulles?” Ayrıca bir devlet veya adı Kürtler tarafından belirlenecek olan bir yönetim şekli (diğer halkların olduğu kadar) Kürtlerin de hakkıysa, bunun için niye sizin emperyalist çıkarlarınız adına bir ülkeye saldırsın? Toplanın ve hakkımızı teslim edin.” Elbette İran Molla/Idam Cumhuriyeti biz Kürtlerin düşmanıdır, hem de can düşmanıdır.

    Binlerce Kürdün kanını kendi iktidarlarının yüzüne sürdüler. Nerde olsa tanırız o kanlı yüzleri. Sadece Iran’in değil, diğer sömürgeci devletlerin de yüzlerini tanıyoruz çünkü onlar da kanımızı sürdüler o karanlık yüzlerine. Kürtler İran’a kendi çıkarları için saldırırlar, emperyalist çıkarlar için değil. Tarihin bu döneminde saldırıların kesişmesi, aynı amaçlar için ortaklık kurulduğu anlamına gelmez. İran’da sosyal ve siyasal bir değişim yaşanacak. Iran artık basit bir parantez olmaktan başka bir şey değildir. Hedef olarak belirlenen Çin savaşına doğru giderken yol üzerinde bir duraktır. Tıpkı Suriye, Irak, Lübnan gibi. Tıpkı Türkiye gibi.

         Orta Doğu’nun yeni şekillenmesinde Türkiye gibi miadını doldurmuş büyük ve üniter devletler olmayacak. Bu gerçeği Türk devleti değiştirmeye, değiştiremese de geciktirmeye çalışıyor ama nafile. İran’dan daha ağır bir son onu bekliyor. Halklar cehennemine çevirdikleri bu coğrafya eskiden olduğu gibi yine halkların ortaklaşa yaşadıkları bir yere dönüşecek. Bu “tekçi” anlayış zehirli bir urun kesilip atılması gibi, kesilip atılacak. Dünya genelinde hüküm süren faşist iktidarlar ve faşist şefler birer birer devrilecek. Bu, bir ara dönem. “Ne İskender taktı, ne şah, ne sultan” bu coğrafya. Hepsi “gölgesiz göçüp gitti.” Üzerimizdeki bu gölge de gidecek. Hiçbir iz bırakmadan.

        İran veya başka bir yere ilan edilecek bir Kürt savaşı kendi gücüne dayanmak zorundadır. Bu gücü de ulusal birliğe doğru ulusal kongreden almalıdır. 

     Newroz bir irade ortaya çıkardı: Ulusal birlik. Sessiz bir çığlığın usul usul büyüdüğünü görüyoruz. Yakındır güçlü bir şekilde çıkması. Dev bir dalgaya dönüşecek olan bu ses öyle güçlü bir şekilde çıkacak ki, ulusal birlige aykırı ne varsa sürükleyip götürecek. Bir kez daha selam olsun Newroz’u bir direnişe çeviren Kürt halkının çelikten iradesine… 

         

İlginizi Çekebilir

Serhad Serhad: İran demografisi bize ne anlatıyor?
Rüştü Demirkaya: Egemenliğin grameri; Westfalya’dan Ortadoğu’ya

Öne Çıkanlar