Ali Engin Yurtsever: Yeniden Sol Çıkış 

Yazarlar

 

              Neredeyse günümüze kadar ki bütün tarihini savaşlarla geçirmiş insan soyu. Doğayı egemenliği altına alarak toplumsal yaşamı zenginleştirmenin yanında kendi soyunu da egemenliği altına almanın savaşını yürütüyor. Kendi soyunu ve dünyayı tüketmek için çalışma yürüten bir canlı türüyüz. Elbette bunlar yapılırken bir yandan da iyinin, doğrunun ve üretilen zenginliklerin insanlık için paylaşılmasının savaşımı da veriliyor. Temelinde kapitalizmin yarattığı bu çekilmez hayatın ortadan kaldırılmasının mücadelesi yatıyor. Ancak ustaca döşenen taşlar, oluşturulan politikalar bu gerçeği perdeliyor ve insanlık sınırlar, egemenlikler ve birbirine üstünlük kurmak isteyen güçlerin elinde yaşamaya çalışıyor.

              Kapitalist modernite veya emperyalizm çağı olarak tanımlanan bu çağ çok hızlı ilerliyor. Siyasi ve askeri gücü elinde bulunduran devletler (kapitalist örgütlenmeler) önlerine çıkan engelleri çok rahat geçiyorlar. Onları durduracak bir güç yok gibi. Çok değil otuz-kırk yıl öncesine baktığımızda toplumlar devletlerin sadece bu tür (kirli) savaşlarına karşı çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda mücadeleyle kazanılmış haklarının kesilmesi için atılan adımlara karşı da çıkıyorlardı. Bugün başta Avrupa devletlerine baktığımızda ne insan haklarını, ne de emekçilerin kazanımlarını koruyacak güçlü bir örgütlülük bulunmuyor. Sendikalar, partiler ve meslek örgütleri bir çok yerde devletle iç içe geçmiş bir şekilde ayakta kalmanın yolunu bulmuş gibiler. Bunlardan ayrı kelimenin karşılığını veren sendikalar, partiler, meslek örgütleri ve devrimci yapılar ise üstlerine gelen baskılar karşısında direnmekten nefes aldıklarında seslerini duyurmanın mücadelesini veriyorlar. Hapis cezaları, işsizlik gibi kuşatmalarla başlayan çember gittikçe daraltılarak direnenleri kendi sesinde boğmayı hedefliyor.

Teknoloji çağı denilen ve herkesin bilgiye ulaşabileceği söylenen bu çağda gerçek hiç de böyle değil. İktidarı ellerinde bulunduranlar teknolojik yapıya da hükmediyorlar. İstedikleri bilgiyi kitlelere yayıp, istediklerini de engelliyorlar. Geçen yıllarda görüldüğü gibi bir çok yerde seçimlerde veya politika oluşturmada ustalıkla kullandıkları dezenformasyon yöntemiyle kitleleri kolayca manipüle edip, direnç noktalarını işlevsiz hale getirmeye çalışıyorlar. Açıktan yürütülen savaşlar için bir gerekçe üretilmeye bile ihtiyaç duyulmuyor. “Ben yaptım, oldu”, mantığından hareketle güce sahip olan sınırsızca saldırabiliyor. Savaşın bedellerine uğrayan halkların kaybettiklerini dile getirip, hesap soracak güç yok maalesef. Oysa baktığımızda geri planda kalan insan ölümleri, yerleşik hayatların yok edilmesi, yoksulluk ve çaresizliğe sürüklenen halklar var. 

       Açıkça görüldüğü gibi bu akıl almaz barbarlığa karşı direnecek tek güç sol değerlerin oluşturduğu i̇deolojik tutumdur. hayatın iki kampa ayrıldığı bu dünyada başka seçeneğimiz bulunmuyor. Ancak her i̇deolojik yol kaçınılmaz olarak belirli bir bilgiye dayanmak zorundadır. “Dünyayı yorumlayıp değiştirmek” isteyen her ideoloji toplumsal kitlelere yaşadıkları hayatı nasıl daha iyi bir şekilde yaşanabilir kılacaklarını teorik ve pratik olarak göstermek zorundadırlar. Çünkü toplumsal yapılar tarafından desteklenmeyen bir düşünce, ne kadar doğru olursa olsun pratiğe dökülmediği sürece geçerlilik kazanmaz ve bir anlam ifade etmez. Bu nedenle fikirleri hayata geçirecek toplumsal kitlelerin desteğine ihtiyaç vardır. Bu noktada şu soru akla gelmektedir: Neden toplumsal yapılar kendi yaşamlarını iyiye götürecek i̇deolojik tarafta yer almıyor da, yoksulluk ve yoksunluklarına sebep olan i̇deolojik tarafta yer alıyor? Şöyle bir açıklama yeterlilik sağlamasa bile akla uygun gelmektedir; yaşamlarını idame ettirmek için emek güçlerini satanlar günün büyük bölümünde bu çabanın içinde oldukları için okuyup farklı alanda gelişecekleri zamana sahip değiller.

Böylelikle kendilerine sunulanla yetinmek, sürekli olarak “geleceğin çok daha iyi olacağını ama bunun için biraz daha sabrın gerekli olduğu”  propagandasının etkisinde kalarak yaşarlar. Ancak soruyu devam ettirmekte yarar var. Yoksulluklarına neyin sebep olduğu üzerinde fikir yürütülmesinin önündeki engel nedir? Teorik olarak okuyup gelişmeye zaman olmayabilir ama ya düşünce? Bir anlamda kendilerine empoze edilen yoğun haber saldırısı ve genel propagandasının etkisi belki de neden olmaktadır. Geçmişten günümüze insanlık kendi tarihini yapım süresince inişli çıkışlı bir gelişim izledi. Üretilenden eşit pay alana ve kapitalistlerin ortadan kaldırılacağı zamana kadar bu “tarih öncesi” dönem devam edecektir. 

    Sol ideolojinin pratik olarak gerilediği ve toplumsal yapıların tercihinin dışında olduğu kabul edilen bir gerçektir. Hem kendi geçmiş uygulamalarından kaynaklı (ve henüz tam anlamıyla hesaplaşmadığı) hataları ve yeni döneme ilişkin sözlerinin karşılıksızlığı nedeniyle sesini duyurmakta zorlanmaktadır. Bütün bunlara rağmen sol şimdi ve gelecekte tek kurtuluş yolu olarak varlığını korumaktadır. Elbette tartışma genişleyecektir. “Hangi sol?” Çünkü “sol” iddiasına sahip onlarca yapı varken hangi yerde yer almayı nasıl belirleyeceğiz? 

    Bu süreçte henüz netlik kazanmayan ve kazanması için yoğun bir çaba gerektiren sayın Öcalan’ın önerisi olan “yeni bir enternasyonal” içeriğinin doldurulması gerçekleşirse yeni bir dönemin kapısını açabilir. Ancak doğası gereği bu öneri ciddi ve büyük bir emek gerektirmektedir. Bütün dünyanın sol mücadele taraflarının katılacağı bir toplantılar zinciri başlayacak, geçmiş, günümüz ve yarın üzerine değerlendirmeler yapılacak ve sonuçlar bir bildiri ile açıklanacaktır. En azından işleyiş böyle. Bu çalışma uzun zaman alabilir, çünkü dünya geneli hedefleniyorsa süreç de uzayabilir.

    Dünya bir karanlığın içinde çırpınıyor. kapitalizmin getirdiği nokta kurtuluş değil, yok oluş. Geçmişte olduğu gibi bu karanlıktan çıkışı yine sol sağlayacaktır. 

İlginizi Çekebilir

Behice Feride Demir: Psikiyatr Dr. Işık İşcanlı İle Hafta Sonu Sohbeti
Hüseyin Çatal: Anayasa Tartışmaları

Öne Çıkanlar