*Berlin Konferansı Alman Yahudileri ile Alman Kürtlerinin ortak çalışmasıdır. Biz iki sivil toplum örgütü olarak yıllardır zaten ortak çalışıyor ve birbirimizi destekliyoruz…
*Almanya’daki Kürtlere yönelik önyargıların azalmasında Yahudi kurumlarının ciddi katkısı var. Almanya’daki iyi ilişkilerimizi daha görünür kılmak ve iki topluma mal etmek amacıyla böyle bir konferans düzenlemeye karar verdik; şimdiye dek gayri resmî yürütülen ilişkileri resmîleştirmek istedik.
*Bazı çevreler, Yahudilerle görüşmeyi biz Kürtlere “haram” gibi göstermeye çalışıyor. Oysa Orta Doğu’da, Türk devleti başta olmak üzere birçok Müslüman ülkenin İsrail ile ilişkileri var; fakat Kürtlere gelince nedense bu ilişki sorunlu görülüyor. Kısacası kendilerine helal olanı Kürtlere haram kılmışlar. Yahudiler ile Kürtlerin 2.800 yıllık ortak bir tarihi var; bunu görmezden gelemeyiz.
*Kürtler, yüz yıl sonra gelen bu tarihi fırsatı değerlendirmek zorunda. Eğer Kürtler birlik olmayı başarırsa önü açılır ve birçok kangrenleşmiş sorun kendiliğinden çözülür. Sihirli kelime “birlik”tir..
Ronî Riha:
Almanya’nın kenti Berlin’de Kürt- Yahudi Kongresini düzenleyen Almanya Kürt Toplumu ((Kurdische Gemeinde Deutschland ) Başkanı Ali Ertan Toprak ile kongreyi, Kürtleri, Kürt- İsrail ilişkilerini konuştum…
Sevgili Ali, uzun süredir beklenen bu ilk Kürt–Yahudi Konferansı sonunda gerçekleşti. Konferansın düzenleyici kurumları kimlerdi, bu ortak girişim hangi ihtiyaçlardan doğdu ve özellikle iki toplum arasındaki ilişkiler açısından neyi hedefliyordu?
Bu konferansı biz, Almanya’daki Kürt toplumu ile Yahudi kardeş kurumumuz olan “Yahudi Değerler İnisiyatifi” adlı Alman Yahudilerinin sivil toplum örgütü tarafından ortak organize ettik. Yani Alman Yahudileri ile Alman Kürtlerinin ortak çalışmasıdır. Biz iki sivil toplum örgütü olarak yıllardır zaten ortak çalışıyor ve birbirimizi destekliyoruz. Onlar, Kürtlerin zayıf olduğu alanlarda Kürtler için lobi faaliyetleri yürütüyor; biz de onların zayıf olduğu ve bizim güçlü olduğumuz alanlarda onlara destek oluyoruz. Bu temelde iki kurum uzun zamandır birbirini destekliyor.
Herkesin Yahudilere saldırdığı ve protestolar düzenlediği bir dönemde, Avrupa’da ve Almanya’da Kürtlerin Yahudi karşıtı protestolara katılmamaları dikkat çekiyor. Bu yüzden hem Almanya hükümeti hem de Yahudi kurumları bu durumu memnuniyetle karşılıyor ve bize teşekkür ediyor. Özellikle Almanya’daki Kürtlere yönelik önyargıların azalmasında Yahudi kurumlarının ciddi katkısı var. Almanya’daki iyi ilişkilerimizi daha görünür kılmak ve iki topluma mal etmek amacıyla böyle bir konferans düzenlemeye karar verdik; şimdiye dek gayri resmî yürütülen ilişkileri resmîleştirmek istedik.
Bazı çevreler, Yahudilerle görüşmeyi biz Kürtlere “haram” gibi göstermeye çalışıyor. Oysa Orta Doğu’da, Türk devleti başta olmak üzere birçok Müslüman ülkenin İsrail ile ilişkileri var; fakat Kürtlere gelince nedense bu ilişki sorunlu görülüyor. Kısacası kendilerine helal olanı Kürtlere haram kılmışlar. Bunu niçin yaptıkları ortada; bu nedenle Kürtler uyanmalı ve bunu reddetmeliler. Kürtler, kendi ulusal çıkarları çerçevesinde herkesle ilişki kurmak zorunda; artık stratejik ve büyük düşünmeliler.
Tarih boyunca Yahudilerle aynı coğrafyada yaşadık. Ne Yahudiler Kürtlere yanlış yapmıştır ne de Kürtler Yahudilere. Her iki ulusun da varlığı Orta Doğu’da rahat kabul görmüyor; bir nevi “katli helal kılınmış” iki halktan söz ediyorum. Bir taraf solculuk diğer taraf ise ümmetçilik perdesiyle bunu bize dayatıyor ve bizi de buna ortak etme çabasında. Düşünebiliyor musunuz: dünyada yalnızca bir Yahudi devleti var ve bu hâlâ tartışma konusu. Dünyada 22 Arap devleti var; buna rağmen bazı kesimler 23. Arap devletinden söz ediyor. 50 milyon Kürt söz konusu olduğunda ise, devlet veya özerklik bir yana, dilleri bile hak görülmüyor. Şimdi biz Kürt halkı olarak varlık mücadelesi veriyoruz, kendi öz anavatanımızda. Filistin’e devlet isteyen Müslüman ülkeler veya diğer kesimler, Kürtlere gelince sadece susmuyorlar, karşı çıkıyorlar.
Artık Kürtler ve Yahudiler bir araya gelip stratejik bir ortaklık kurmalı. Bunu başardıkları takdirde Orta Doğu’da demokrasinin yayılmasına öncülük edebilirler. Bu yalnızca Kürtler ve Yahudiler için değil, tüm bölge için faydalı olur.
Bu konferansın böylesi çalkantılı bir dönemde yapılması, özellikle Kürt–Yahudi ilişkileri açısından nasıl bir anlam taşıyor? İsrail’in tarih boyunca Kürtlere verdiği desteği de göz önünde bulundurduğumuzda, sizce bu buluşma Kürtlerin kendi özgüvenlerini güçlendirmeleri ve ilişkileri daha görünür kılmaları açısından nasıl bir mesaj veriyor?
Artık Kürtlerin çekinmemesi ve korkmaması gerekiyor; Yahudilerle ilişkilerini geliştirmeliler. Geçmişten bugüne Yahudiler, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkını hep desteklemişlerdir. Özellikle geçmişten beri Güney Kürdistan’a ciddi destekleri var. 1930‘li yıllardan beri Güney Kürdistan ile Yahudi siyasetçiler ve daha sonra da İsrail ile arasında siyasi ve askeri ilişkiler söz konusu. Halkımız belki bunları bilmiyor; ama İsrail’in peşmergelere 1950’li yıllardan ciddi bir askeri desteği var. Ben bir İsrailli yetkiliye “Siz Kürtleri destekliyorsunuz ama bunu kamuoyundan saklıyorsunuz, neden?” diye sormuştum. İsrailli yetkili şu cevabı vermişti: “Ali bey, biz Kürtlere verdiğimiz ve vereceğimiz desteği açıklayacak ve bunu açıkça yapacak güce sahibiz; fakat ne yazık ki Kürtler, verdiğimiz desteğin arkasında duracak güce henüz sahip değiller. Bundan dolayı yardımlarımızı ilan etmiyoruz.”
Sıkça dile getirilen bir iddia var: “Madem İsrail Kürtlere destek veriyor, neden bunu açıktan yapmıyor?” Sizce bu söylem ne kadar doğru? İsrail’in Kürtlere yönelik tutumunu ve bu desteğin Almanya gibi ülkelerde Kürt toplumunun algısına nasıl yansıdığını nasıl değerlendirirsiniz?
Kürtler, bulundukları coğrafya, konumları ve bölgesel dengeler yüzünden İsrail’den açıktan destek almaktan çekiniyorlar. Bununla birlikte İsrail devleti, bu duygu ve yaklaşımını dünyaya açıkça ilan etti. İsrail başbakanı ve diğer bakanları defalarca kameralar önünde “Kürtler bizim doğal müttefikimizdir. Kürtlerin bir devleti olmalı. Kürtlere barış elini uzattık” dediler. Daha ne söylesinler? Bu ifadeleri başka hangi devlet liderinden duydunuz?

İsrail’in Kürtlere destek verip vermediğini merak edenler Suriye’ye baksınlar: İsrail’in desteği ve varlığı olmasaydı Suriye’deki denge çok farklı olurdu; Kürtler yeni bir katliamla karşı karşıya kalabilirdi.
Konferansta davetliler arasında Almanya İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Christoph de Vries de vardı. Kürsüye çıkarak bir konuşma yaptı; verdiği mesaj şuydu: Almanya demokrasisi için Kürt ve Yahudi toplumlarının çok önemli olduğunu ve bu iki halkın birlikteliği ile dayanışmasının Alman hükümeti tarafından selamlandığını ve desteklendiğini söyledi. Bu iki topluluk, toplumsal kriz döneminde-ırkçılığın ve radikal akımların arttığı bir dönemde-Almanya’da demokratik değerleri sahipleniyor ve koruyor; bu bizim için çok önemli ve gurur verici.
Biz, Kürtler olarak artık 1990’lı yıllarda PKK yasağıyla başlayan ve haksızca oluşturulmak istenen negatif imajdan kurtulduk. Bunun aşılmasında kuşkusuz Kürt halkının IŞİD gibi çağ dışı zihniyetlere karşı verdiği mücadele de büyük rol oynadı. Bizler burada yaşadığımız Alman toplumuyla bu temelde ilişki kurarak, bazı güçler tarafından bize dayatılan imajın doğru olmadığını gösterdik ve kendimizi tanıttık.
Artık Kürtler, bu fırsatları iyi değerlendirmeli; yaşadıkları tüm ülkelerde o toplumlarla ilişkiler kurarak ulusal bir temelde çalışma yürütmeliler. Bu iyi ilişkiler, siyasi ve diplomasi anlamında öncülerimize bir kanal açar. Bugünkü toplantıya benzer etkinlikler Avrupa’nın diğer ülkelerinde de düzenlenmeli. Biz ulusumuz adına herkesle görüşürüz. Yahudiler ile Kürtlerin 2.800 yıllık ortak bir tarihi var; bunu görmezden gelemeyiz.

Arapların, Farsların ve Türklerin Yahudi düşmanlığına Kürtleri ortak edemeyiz; Kürtler bunu hiçbir zaman kabul etmemiştir. Kürt kültüründe Yahudi nefreti hiç olmadı ve olmamalı. Siyasal İslam veya sözde sosyalizm kisvesiyle antisemitizmi Kürtlerin içine taşımak isteyen bir kesim var; ama sevindirici olan şu ki artık Kürt halkı, sözde kendilerini temsil eden politikacıların önünde yer alıyor.
Son dönemde Kürt toplumunda Yahudilere yönelik açık bir sempati ve yakınlaşma dikkat çekiyor. Peki Yahudi toplumunda da benzer bir eğilim var mı? İsrail’deki deneyimlerinizden hareketle Yahudi halkının Kürtlere bakışını nasıl değerlendirirsiniz?
Geçen sene Almanya’daki Kürt toplumu olarak bir delegasyonla İsrail’e gittiğimizde, ülkede yoğun bir savaş havası vardı. Sokaklarda yürüdüğümüzde veya bir kafede oturduğumuzda yanımıza gelip “Siz kimsiniz?” diye soruyorlardı. “Almanya’dan geliyoruz, fakat Kürt’üz” dediğimizde ilk yaptıkları şey bize sarılıp “Bijî Kurdistan” demek oluyordu. Tel Aviv Havalimanı’nda pasaport kontrolü yapan polis “Nerelisiniz?” diye sordu. Ben Alman pasaportumu gösterip “Almanya’dan geliyorum” fakat “Kürdüm” dediğimde polis elindeki damgayı alıp “Bijî Kurdistan” diyerek pasaportuma damga vurdu. Ben bu insanlara niye düşmanlık yapayım?
Geldiğim Türkiye elimden ana dilimi, kimliğimi ve vatanımı almışlar. Türkiye Yahudilere düşmanlık yapmamı istiyor fakat ben bir Kürt olarak niye düşmanlık yapayım? İsrail kurulduğunda onu tanıyan devletler arasında Türkiye vardı. Hatta birkaç hafta öncesine kadar ticari ve siyasi ilişkileri sürüyordu. Türklere gelince ‘eyvallah’, Kürtlere gelince ‘aman ha’ mı? Biz artık bunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Kürtlerin çıkarına ve ulusal demokratik haklarına ulaşmak için çıkarların gerektirdiği ne varsa Kürtler onu yapacaktır. Bizden “eski Kürtler” olmamızı bekleyen varsa daha çok beklesin.
Gizli saklı yaptığımız bir şey yok; yaptığımız işin arkasındayız. Bu birlik başka halklara düşmanlık üzerine inşa edilmiyor; tam tersine bu birlik Orta Doğu’ya barış ve demokrasi vadediyor. Dolayısıyla Yahudi toplumunda Kürtlere karşı her zaman bir sempati vardı. Bizler de bunu daha görünür kılmak için öncülük ediyoruz. Bir kesim, bizim Yahudi halkına düşman olmamızı sağlamaya çalışıyor; ama biz bu tuzağa düşmemeliyiz.
Söylemlerinizden anladığım kadarıyla bu konferans yalnızca bir buluşma değil, aynı zamanda dünyaya da bir mesaj niteliği taşıyor. Sizce bu toplantının hem Almanya’daki Kürt–Yahudi ilişkileri hem de Kürtlerin ulusal demokratik mücadelesi açısından temel amacı ve vermek istediği mesaj neydi?
İlk olarak Almanya’daki Kürt ve Yahudi toplumlarını bir araya getirmek; diğer yandan tüm dünyadaki Kürtlere ve tüm dünyaya bir mesaj vermektir. Bu konferansın şekillenmesinde ciddi bir ulusal bilinç var. Kürtlerin ulusal demokratik haklarının elde edilmesi ve garanti altına alınmasının stratejik, diplomatik bir mücadeleyle yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz; bu konferans o yüzden bir adım ve dünyaya yönelik bir mesajdır.
Kürtler artık eski Kürtler değildir: Kürtler güçlüdür ne yaptığını ve ne istediğini biliyor. Bize el uzatana elimizi uzatırız; ama bu saatten sonra kendimizi başkalarına feda etmeyiz. Ayrıca başkaları bize emir veremez ve kiminle ne görüşüp görüşmeyeceğimize karar veremez. Hangi ilişkileri geliştireceğimize, kimle siyaset yapacağımıza biz karar vereceğiz. Kürtler artık kendi aklı ve iradeleriyle dünyada siyaset yapmak zorunda; bu konferansın temel amaçlarından biri de buydu.
Bu konferans yalnızca bir başlangıç niteliği taşıyor. Bundan sonra Kürt–Yahudi ilişkilerini daha kurumsal ve resmi bir düzeye taşımak için ne tür adımlar atmayı düşünüyorsunuz? Ayrıca bu süreçte Kürt halkı ve siyasetçilerine yönelik nasıl bir çağrınız var?
Öncelikle resmi bir toplantı gerçekleştirmek istedik. Böylece hem dünya kamuoyuna hem de Kürt ve Yahudi kamuoyuna Kürtler ile Yahudilerin diyalog halinde olduğunu göstermek istedik ve bunu başardık. Bundan sonra birlikte hangi adımların atılması gerektiğini tartışıp karar vereceğiz. Toplantıda sunulan mesaj ve önerileri değerlendireceğiz. Örneğin şu öneri gündeme geldi: Bir Kürt–Yahudi delegasyonu oluşturup Rojava’ya, Güney Kürdistan’a ve İsrail’e gitmek. Bu delegasyon hem Kürt siyasetçileri hem de Yahudi siyasetçileriyle görüşüp iki halkın karar vericilerine baskı yaparak Orta Doğu’da bu ilişkilerin resmi düzeye çıkmasını talep edecek. Benzeri birçok mesaj ve öneri geldi.
Son olarak Kürt kamuoyuna şunu söylemek isterim: Kürtler, yüz yıl sonra gelen bu tarihi fırsatı değerlendirmek zorunda. Artık birbirimize harcayacak enerjimiz yok. Bütün enerjimizi kendi halkımızın çıkarları ve geleceği doğrultusunda, stratejik bir akılla harcamalıyız. Kürt halkı da bu temelde siyasetçilere ve aktörlere baskı yapmalı; “Artık bir araya gelin” diye yüksek sesle haykırmalı-bu en acil ve önemli sloganımız olmalı. Eğer Kürtler birlik olmayı başarırsa önü açılır ve birçok kangrenleşmiş sorun kendiliğinden çözülür. Sihirli kelime “birlik”tir.











