🔴Almanya’nın iç istihbarat örgütü, casusluk ve sabotajla mücadelede daha fazla yetki talep ediyor. Bunun için güvenlik yasalarının yenilenmesi hedefleniyor…
“Biz savaşta değiliz ama artık barışta da değiliz.”
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in geçen Eylül ayında yaptığı bu açıklama, Almanya’nın içinde bulunduğu tabloyu belki de en iyi şekilde özetliyordu. Rusya’nın Ukrayna’ya uluslararası hukuka aykırı saldırısından bu yana siyasetçiler ve güvenlik kurumları “hibrit savaştan” söz ediyor. Askeri yöntemleri, istihbarat operasyonları ve yanıltıcı propaganda ile birleştiren bu yaklaşım Almanya’yı doğrudan hedef alıyor.
Amaç, sabotaj, casusluk ve dezenformasyon yoluyla toplumu istikrarsızlaştırmak.
Anayasayı Koruma Teşkilatı kendini erken uyarı sistemi olarak görüyor
Almanya’nın iç istihbarat kurumu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın temel görevi, tehlikeleri erkenden tespit ederek daha büyük zararların önüne geçmek. Teşkilatın başkanı Sinan Selen, mevcut tehdit ortamında kuruma daha geniş yetkiler verilmesi konusunda her zamankinden daha ısrarcı.
Berlin’de düzenlenen yıllık sempozyumda karşı karşıya oldukları sorunları anlatan Selen şu ifadeleri kullandı:
“Artık kısmen çözemediğimiz iletişim biçimleri var. Takma adlarla hareket eden aktörler var. Bir istihbarat kurumu olarak bu alanlara girebilmem gerekir.”
Başbakan ve İçişleri Bakanı destek veriyor
Bu hedef doğrultusunda Selen, güvenlik yasalarının değiştirilmesini istiyor. İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt de reform hazırlıklarını duyurdu bile. Destek de Başbakanlık’tan da geliyor. Başbakanlık sorumlusu Philipp Wolff, üç ana istihbarat kurumunu koordine ediyor: Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı, dış istihbarat BND (Almanya Federal İstihbarat Servisi) ve askerî istihbarat MAD (Askeri Güvenlik Hizmeti).
Wolff, çevrimiçi izleme kapasitesinin artırılmasını, IP adreslerinin (İnternet Protokolü adreslerinin) kaydedilmesini ve güvenlik kurumları arasında kişisel verilerin daha kolay aktarılabilmesini gerekli görüyor. Bunun mümkün olup olmayacağı ise belirsiz; muhalefet ve birçok sivil toplum örgütü, daha sert güvenlik uygulamalarına karşı sık sık Federal Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor ve çoğunlukla kazanıyor.
Fransa ve Hollanda örnek mi oluyor?
Selen buna rağmen iyimser. Avrupa Birliği (AB) içindeki bazı ülkelerde daha geniş yetkiler bulunduğuna işaret ederek Fransa ve Hollanda’nın Almanya’dan daha ileri olduğunu söylüyor. Bu, şüpheli kişilerin izlenmesinde daha az hukuki kısıtlama ve daha gevşek veri koruma kuralları anlamına geliyor.
ABD ile istihbarat işbirliğinin nasıl şekilleneceği ise, ABD Başkanı Donald Trump‘a atfedilen yeni güvenlik stratejisi nedeniyle şimdilik belirsiz. “Böyle bir stratejiden hareketle ABD ile bağlarımızın kopacağı sonucunu çıkarmam” diyen Selen, “Bize sırtlarını döneceklerini de düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
ABD’ye bağımlılığın azaltılması hedefleniyor
Selen, ittifakların sürekli gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi gerektiğini belirterek Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının azaltılması gerektiğini söyledi. Bu çerçevede özellikle dijital iletişimin izlenmesi ve analiz edilmesi için Avrupa’nın kendi yazılımlarını geliştirmesinden yana.
Birçok ülkenin bu amaçla tartışmalı ABD yazılımı Palantir’i kullandığını hatırlatan Selen, Almanya’da bunun uzun süredir tartışıldığını aktardı. Ulusal bir alternatife sıcak baktığını belirterek şöyle dedi:
“Bizde de bunu yapabilecek şirketler var.” Bu firmaların daha fazla desteklenmesi gerekebileceğini ekledi.
“Ruslar bizi ciddiye alıyor”
İstihbarat koordinatörü Wolff’a göre iç istihbarat örgütü ve Almanya’nın diğer güvenlik kurumları mevcut hâlleriyle de etkili. Hibrit tehditler karşısında operasyonel kapasitenin güçlü olduğunu belirten Wolff, “Bunu Ruslar da biliyor, bizi ciddiye alıyorlar” dedi. Moskova’nın bu tartışmaları yakından takip ettiğini söyledi.
Wolff’un temel sorusu şu: Kurallara uymayan bir devlete karşı caydırıcılık nasıl korunabilir? Hibrit tehditlerin bu bağlamda giderek daha önemli bir rol oynadığına dikkat çekerek ancak bu tür etki girişimlerine verilecek nihai cevabı kendisinin de bilmediğini ifade etti.
En riskli alan: Kritik altyapı tesisleri
Münih’teki Bundeswehr Üniversitesi’nden (Almanya Federal Silahlı Kuvvetler Üniversitesi) güvenlik uzmanı Carlo Masala, Rusya’nın NATO ülkelerine yönelik stratejisini “giderek daha cüretkâr” olarak tanımlıyor. Almanya’nın hem coğrafi konumu hem de NATO içindeki stratejik rolü nedeniyle Moskova açısından “özellikle cazip bir hedef” olduğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre demiryolu hatları, havalimanları veya su ve elektrik şebekelerine yönelik artan sabotajların arkasında çoğu zaman Rusya var. Masala, kritik altyapının dolaylı yollarla da vurulabileceğine dikkat çekerek çarpıcı bir örnek verdi:
“Avusturya’da bir trafo merkezi var; o devre dışı kalırsa Almanya’nın büyük bölümünde elektrik kesiliyor.”
/Kaynak: Deutsche Welle/







