Alman hükümeti, ülkede devam eden insani krize rağmen Suriye’ye sınır dışı işlemlerini hızlandırmak istediğini açıkladı.
Deutsche Welle’de yeral alan Ben Knight imzalı haberde eleştirmenler, böyle bir adımın yasal veya etik olup olmadığını sorguladığına dikkat çekildi.
Almanya hükümeti, şiddetin sürdüğü, ekonomi ve altyapının harap olduğu bir ülkede insani durumla ilgili endişelere rağmen, Suriyeli savaş mültecilerinin geri dönüşünün hızlandırılması için Şam’la bir anlaşmaya varmakta kararlı.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Eylül ayı sonlarında Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada, “Bu yıl Suriye ile bir anlaşmaya varmayı ve ardından öncelikle suçluları, daha sonra da oturma izni olmayan kişileri sınır dışı etmeyi planlıyorum” demişti.
Ancak hem hukuki hem de insani nedenlerle bunu söylemek yapmaktan daha kolay olabilir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Suriye Direktörü Gonzalo Vargas Llosa geçen hafta Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği demeçte, “Suriye sınırda; mülteci kabul etme kapasitesi çoktan tükendi,” dedi.
“Orada dünyanın en büyük mülteci krizlerinden biriyle karşı karşıyayız” diyen Llosa, daha fazla Suriyeliyi ülkelerine geri göndermenin durumu daha da kötüleştireceği konusunda uyardı.
Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı, Suriye’de yaklaşık 7 milyon kişinin ülke içinde yerinden edilmiş durumda olduğunu belirtiyor. Bu sayıya, geçen yıl Aralık ayında Beşşar Esad hükümetinin devrilmesinden sonraki dokuz ay içinde çoğunluğu Lübnan, Ürdün ve Türkiye’den olmak üzere ülkeye dönen 1 milyon savaş mültecisi de ekleniyor. Ağustos ayında ise, Esad’ın devrilmesinden bu yana 1300 Suriyelinin Almanya’dan ülkelerine döndüğü bildirilmişti.
Almanya’daki mültecilerden biri de, Esad rejimini eleştirdiği için 2015 yılında kaçan Tarık Alaows’tu. Şu anda Alman mülteci hakları örgütü Pro Asyl’in sözcüsü olan Alaows, geçen yılın sonlarında durum hakkında bilgi edinmek için ülkesini ziyaret etti. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kararının, orada gördüklerinin hepsini doğruladığını söyledi.
Alaows, DW’ye verdiği demeçte, “Geri dönen insanlar için ev bile yok,” dedi:
“Şam’da gördüğüm şey, birkaç ailenin aynı daireyi paylaşmak zorunda kalmasıydı; mevcut dairelerin kiraları bile karşılanamayacak kadar pahalı. Bu yüzden Şam’da dört veya beş aile dört veya beş odalı daireleri paylaşıyor.”
Suriye’nin altyapısı ve gıda dağıtımı hâlâ acilen yeniden inşa edilmeye ihtiyaç duyuyor. Birleşmiş Milletler hesaplamalarına göre, 25 milyonluk nüfusun 16,7 milyonu insani yardıma muhtaç durumda.
Bu insani kriz, kısmen savaşın ardından Suriye’de hafif silahların yaygınlaşmasının da etkisiyle istikrarsız bir güvenlik durumuyla daha da kötüleşiyor.
Alaows,”Ve eğer bir tırmanış olursa tüm ülke havaya uçabilir” diyor.
Nitekim, Suriye genelinde Dürziler , Aleviler ve LGBTQ bireyler de dahil olmak üzere azınlıklara yönelik şiddet eylemleri sıkça dile getirildi .
“Ülkede uzun vadeli güvenliğe ihtiyacımız var, o zaman birçok insan proaktif bir şekilde geri dönebilir,” diye ekliyor Alaows.
Ancak insanları Alaows’un “sembolik siyaset” olarak adlandırdığı şey uğruna bu duruma geri göndermek, Suriye’deki durumu daha da kötüleştirecek ve daha fazla insanın tekrar kaçmasına neden olacaktır.
Alman hükümeti, DW’ye yaptığı açıklamada, şu anda eski isyancı komutan Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye hükümetiyle temas halinde olduğunu doğruladı . İçişleri Bakanlığı açıklamasında, “Federal İçişleri Bakanlığı ayrıca, Almanya’da suç işleyen ve ikamet hakkı olmayan kişilerin kendi ülkelerine dönmelerini gerekli görmektedir” ifadelerine yer verildi.
Ancak hükümet Suriye hükümetiyle bir geri gönderme anlaşması müzakere edebilse bile, bu yalnızca bu tür sınır dışı etmelerin pratikliğini sorgulayacaktıur.. Bu, daha fazla insanın derhal sınır dışı edilebileceği anlamına gelmez. Lüneburg’daki Leuphana Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü Kamu Politikası ve Hukuk Kürsüsü’nde araştırma görevlisi olan Valentin Feneberg, “Böyle bir anlaşma bile, her bir vakanın ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmeyecektir,” dedi.
Almanya’ya gelip iltica talebinde bulunan kişilerin başvuruları önce Federal Göç ve Mülteciler Dairesi tarafından incelenir. Reddedilirlerse, mahkemelere başvurabilirler ve mahkemeler de her bir vaka için ayrı bir değerlendirme yapmakla yükümlüdür. Kişi bu başvuruyu kaybederse, ikamet hakkını kaybeder. Ancak ülkeyi kendi isteğiyle terk etmezse, sınır dışı kararı ayrıdır ve menşe ülkedeki insani durum bu kararda rol oynar.
Feneberg, “Bir kişinin suç işleyip işlememesi, otomatik olarak sınır dışı edilebileceği anlamına gelmez,” dedi:
“Bu karar her zaman menşe ülkesindeki duruma bağlıdır.” Bu, Alman yasalarına göre, hüküm giymiş bir suçlunun bile, menşe ülkesinde işkence, infaz veya diğer ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalma riski altında olması durumunda sınır dışı edilemeyeceği anlamına gelir.’’
Artık ‘hoşgörü’ yok mu?
Konstanz Üniversitesi’nde kamu, Avrupa ve uluslararası hukuk profesörü olan Daniel Thym bunu doğruladı ancak Suriye savaşının sona ermesi nedeniyle Almanya’da artık daha az Suriyeliye koruma statüsü verilmesini beklediğini ekledi.
DW’ye verdiği demeçte, “O zaman hangi kişilere öncelik verileceği siyasi bir mesele haline geliyor,” dedi:
“Ve orada politikacılar, anlaşılabilir bir şekilde, öncelikle sabıka kaydı olan kişilere odaklanacağımızı söylüyorlar, ancak bu, hukuki değerlendirmeyle hiçbir ilgisi olmayan siyasi bir önceliklendirme.”
Sınır dışı etmelerin artırılması planı, ahlaki ve ekonomik nedenlerle de önemli eleştirilere maruz kaldı. Sol Parti lideri Jan van Aken yaptığı açıklamada, “Şu anda insanları Suriye’ye sınır dışı etmek isteyenler sadece ahlaki açıdan iflas etmiş değil; aynı zamanda hiçbir fikirleri de yok. Ne Suriye’deki durum hakkında, ne de Almanya’daki durum hakkında,” dedi.
Almanya’da giderek daha fazla Suriyeli çalışıyor ve ülkenin yaşlanan nüfusu göz önüne alındığında, daha fazla iş gücü çekmesi gerekiyor. Federal İstihdam Ajansı’na göre, Almanya’da şu anda yaklaşık 236.000 Suriyeli çalışıyor ve sosyal sigorta primi ödüyor.
Sınır dışı planlarına ilişkin yasal uyarılar
İçişleri Bakanlığı’nın son verilerine göre, Almanya’da çeşitli uyruklardan 225.000’den fazla kişi yasal olarak ülkeyi terk etmek zorunda. Bunların yaklaşık 40.000’i vizeleri süresi dolan öğrenciler, çalışanlar veya turistler.
Geri kalanların çoğu ” Duldung ” veya “toleranslı” olarak bilinen bir statüye sahip; bu, uyruklarını kanıtlayan belgeleri olmadığı, kimlikleri kesin olarak tespit edilemediği veya ülkelerinde tedavi edilemeyen bir hastalıkları olduğu için sınır dışı edilmedikleri anlamına geliyor. Resmi rakamlara göre Almanya’da toleranslı statüye sahip 9.600 Suriyeli var; bunlar, Almanya’nın teorik olarak Suriye’ye sınır dışı edebileceği kişiler.
Ancak Feneberg’e göre bunun yasal çekinceleri bile var:
“Almanya ve Avrupa’da, insani durumun yaşamı tehdit edecek kadar tehlikeli olması durumunda koruma alma olasılığı var. Bu, ülke genelinde veya belirli bölgelerde aşırı yoksulluğun olduğu bir durumu da kapsayabilir. Bu -ki bu sadece benim tahminim- Suriye konusundaki kararlar için çok önemli hale gelebilir.”
Başka bir deyişle, UNHCR ve diğer uluslararası kuruluşların yaptığı gibi değerlendirmeler, Alman mahkemelerinin kararlarında hâlâ rol oynayabilir.
/DW/











