Kobane’de kar yağıyor. Eksi derecelerde, yüzbinlerce insan her türlü insani ihtiyaçtan yoksun, çocukların soğuktan öldüğü haberleri geliyor. Türk devleti kuzeyden, İslami cihatçıların oluşturduğu Suriye Arap Ordusu doğu, güney ve batıdan ağır silahlarla şehri kuşatmış durumda. Şimdilik geçici bir ateşkes var, ancak insanlar hala temel ihtiyaçlarından yoksun bırakılıyor.
Su yok, elektrik yok, gıda yok. IŞİD’e karşı mücadelenin sembolü olan bu şehir, yeniden cihatçı grupların çemberinde yok oluşun eşiğinde.
Ancak Batı basınında bu konu neredeyse görünmez. Yalnızca hükümetler sessiz kalmıyor, onların sessizliğini meşrulaştırması beklenen “özgür basın” da aynı sessizliği paylaşıyor. Bu, yalnızca bir haber eksikliği değil, Batı gazeteciliğinin ahlaki çöküşünün en çarpıcı göstergesidir. Batı basınının Kürt meselesine yaklaşımı, iddia edilen bağımsızlık ve eleştirel misyonun ne kadar çürümüş olduğunu gözler önüne seriyor. On yıl önce Kobane IŞİD tarafından kuşatıldığında, Batı medyası şehri “kahramanlık” ve “direniş” sembolu olarak yüceltti. Kürt savaşçılar magazin kapaklarında, belgesellerde ve haber programlarında görünürdü. Ama bugün, aynı şehir yine kuşatma altındayken, aynı basın neredeyse tamamen sessiz.
Değişen ne? Siyasi konjonktür. IŞİD’e karşı mücadele Batı’nın jeopolitik çıkarlarına hizmet ediyordu. Bugün ise Kürtlerin yaşadığı trajedi, NATO müttefiki Türkiye’nin stratejileriyle çelişiyor. Ve Batı basını, hükümetlerinin siyasetine göre pozisyon alıyor. Bu, gazetecilik değil, propaganda makinesidir. Batı basınının en temel iddiası, iktidarı sorgulamak, hükümetleri hesap verebilir kılmak ve mazlumların sesini duyurmaktır. Ancak Kobane örneği, bu iddiaların ne kadar içi boş olduğunu kanıtlıyor.
Eleştirel gazetecilik, yalnızca düşman ilan edilen rejimlere yönelik olduğunda mı geçerlidir? Kendi hükümetlerinin suç ortaklığı söz konusu olduğunda mı sessizlik tercih edilir? Batı medyasının bu tutumu, derin bir ahlaki ve entelektüel çöküntüyü yansıtıyor. Suriye’de cihatçı grupların yükselişi, yıllarca Batılı istihbarat servisleri ve bölgesel müttefikler tarafından desteklendi. Silahlar, lojistik, finansman, hepsi bir şekilde bu gruplara ulaştı. Batı basını, bu gerçeği araştırmak, belgelemek ve kamuoyuna sunmak yerine, hükümetlerin söylemlerini tekrarladı. “Muhalifler,” “özgürlük savaşçıları,” “ılımlı gruplar” gibi yanıltıcı terimlerle gerçekler örtüldü.
Bugün aynı gruplar Kobane’yi kuşatıyor, Kürtleri katlediyor, ama Batı basınında bu bağlantılar sorgulanmıyor. Bu sessizlik, yalnızca Kürtlere değil, Batı toplumlarına da zarar veriyor. Çünkü yarattığınız canavarlar, sonunda size de döner. Bugün Suriye’de desteklediğiniz cihatçı yapılar, yarın Avrupa sokaklarında patlayabilir. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar aynı hikaye tekrarlanıyor: Batı, kısa vadeli jeopolitik çıkarlar için radikal grupları destekliyor, sonra bu grupların yarattığı kaosun bedelini on yıllarca ödüyor. Ve basın, bu döngüyü kırmak yerine, parçası oluyor. Batı basınının Kürtlere yönelik bu ihaneti, aynı zamanda gazeteciliğin temel etik ilkelerinin çiğnenmesidir.
On binlerce Kürt, IŞİD’e karşı savaşırken Batı’nın güvenliği için hayatını kaybetti. Bugün aynı insanlar terk ediliyor, katlediliyor, ama Batı basını bunu manşetlere taşımıyor. Çünkü bu hikaye, Batı hükümetlerinin politikalarını sorgulamayı gerektiriyor. NATO müttefiki Türkiye’nin rolünü, ABD’nin geri çekilmesini, Avrupa’nın sessizliğini. Bu sorular, Batı basınının “konfor alanının” dışında. Gazetecilik okullarında öğretilen ilkeler nerede? “Güçlülere karşı konuşmak, güçsüzlerin sesi olmak” sloganı ne oldu? Batı basını, artık bu ilkeleri yalnızca rakip devletlere karşı uyguluyor. Kendi hükümetleri söz konusu olduğunda ise, eleştirel gazetecilik yerini “stratejik iletişime” bırakıyor. Hükümetlerin sözcülüğü yapılıyor, gerçekler gizleniyor, kamuoyu manipüle ediliyor. Bu durum, Batı demokrasilerinin de sağlığı açısından tehlikelidir. Çünkü demokrasi, bilgilendirilmiş bir kamuoyuna dayanır. Basın özgür ve eleştirel olmadığında, kamuoyu manipüle edilir, demokrasi içi boşalır.
Bugün Batı toplumları, Kobane’de neler olduğunu bilmiyor. Çünkü basın göstermiyor. Yarın, bu politikaların bedeli Batı sokaklarında ödendiğinde, insanlar “nasıl oldu?” diye soracaklar. Cevap basit: Çünkü basınınız size gerçekleri söylemedi. Batı basınının bu ahlaki çöküşü, uzun vadeli sonuçlar doğuracaktır. Kürtler, artık Batı’nın vaatlerine inanmıyor. On yıllarca kullanıldılar, sonra terk edildiler. Ve her seferinde Batı basını, bu ihaneti normalleştirdi. Bugün Kürt diasporası, dünya genelinde alternatif medya ağları kurmak istiyor, kendi hikayesini anlatmak, bölgelerinde olan olayları objektif bir şekilde aktarmak ve Batı medyasının manipülasyonunu bypass etmek için çabalıyor. Çünkü Batı medyasının kendilerine yer vermediğini, sadece hükümetlerinin propagandasını yaptığını birçok kez gördüler. Her krizde, her katliamda, her ihanette aynı sessizlikle karşılaştılar. Artık Batı basınının “özgürlük,” “demokrasi” ve “insan hakları” söylemlerine inanmıyorlar. Kürtlerin kendi alternatif medya ağları kurma çabası ise ekonomik nedenlerle büyük engellerle karşılaşıyor.
Kırk ile elli milyon arasında bir nüfusa sahip olmasına rağmen, Kürtler yüzyıllarca sistematik baskı altında kaldılar ve özgür basın geliştirmeleri sürekli engellenmiştir. Dağınık bir coğrafyaya yayılmış, farklı devletlerin baskısı altında yaşayan bir halk olarak, güçlü medya kurumları oluşturamamışlardır. Sosyal medyayı bireysel olarak etkin kullansalar da, bu Türk devletinin, Arap medya devlerinin ve cihatçı kesimlerin kurumsal manipülasyonlarına karşı yetersiz kalıyor. Batı basınının Kürt meselesindeki sessizliğinde bir başka faktör de bu manipülasyondur. Türk haber ajansları, El Cezire gibi Arap medya organları ve cihatçı grupların propaganda makineleri, Batılı gazetecilere sistematik olarak yanlış bilgi akışı sağlıyor. Batı muhabirleri, bölgeye erişim konusunda bu kaynaklara bağımlı hale geliyor ve objektif gazetecilik yapma kapasiteleri zayıflıyor. Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerden yapılan haberler, Türk devletinin anlatısını yansıtıyor.
Arap medyası, Kürt özerklik taleplerini sürekli olarak “bölücülük” veya “terör” çerçevesinde sunuyor. Ve Batılı gazeteciler, bu çerçeveleri eleştirel süzgeçten geçirmeden aktarıyorlar. İnsan hakları örgütleri de Kürt meselesi söz konusu olduğunda sessizleşiyor. Ukrayna’daki Rus muhalifler için, Myanmar’daki gazeteciler için kampanyalar düzenlenirken, Kürt gazeteciler hapiste çürüdüğünde aynı enerji gösterilmiyor. Amnesty International ve Human Rights Watch gibi örgütler raporlar yayınlasa da, bu raporlar ana akım medyada yer almıyor. Batı basını, bu örgütlerin Çin, Rusya veya İran hakkındaki raporlarını manşetlere taşırken, NATO müttefiki Türkiye hakkındaki raporları görmezden geliyor. Az sayıda objektif gazetecilik örneği var. Bazı bağımsız gazeteciler ve marjinal yayınlar gerçekleri yansıtmaya çalışıyor, ancak sesleri ana akımda kayboluyor. Bu gazeteciler, büyük medya şirketlerinin kaynaklarına, dağıtım ağlarına ve etkisine sahip değil.
Kürt meselesiyle ilgili derinlemesine araştırma yapan gazeteciler, kariyer riskleri alıyor, çünkü bu tür haberler Türkiye gibi stratejik müttefiklerle ilişkileri gerginleştiriyor. Sonuç olarak, Batı basınında Kürt gerçekliği sistematik olarak marjinalleştiriliyor. Aynı zamanda, Batı basınının güvenilirliği küresel ölçekte erozyona uğruyor. “Özgür basın,” “bağımsız gazetecilik” gibi kavramlar, artık Kürtler için anlamsız. Ve yalnızca Kürtler için değil, Ortadoğu’nun birçok halkı için. Batı basınının “evrensel değerler” söylemi, seçici uygulamaları nedeniyle ikiyüzlülük olarak algılanıyor. Bu, Batı’nın soft power’ını ciddi biçimde zayıflatıyor.
Kobane’nin sessizliği, aynı zamanda Batı basınının gelecekteki krizlerde ne yapacağının da habercisidir. Eğer bugün, IŞİD’e karşı savaşan kahramanlar terk edilebiliyorsa, yarın başka hangi “müttefikler” benzer akıbete uğrayacak? Batı’nın sözüne kim güvenecek? Hangi grup, Batı’yla işbirliği yapmayı göze alacak? Bu sorular, yalnızca Kürtleri değil, Batı’nın küresel konumunu da ilgilendiriyor. Sonuç olarak, Batı basınının Kobane sessizliği, gazeteciliğin ahlaki çöküşünün bir semptomudur.
Hükümetlerin siyasetine göre pozisyon alan, eleştirel misyonunu terk eden, iktidarın sözcüsü haline gelen bir basın, artık gazetecilik yapmıyor. Ve bu çöküş, yalnızca Kürtlere değil, Batı toplumlarına da zarar veriyor. Çünkü bugün yarattığınız sessizlik, yarın sizin de başınıza gelecek felaketlerin zeminini hazırlıyor. Kobane izliyor. Ve tarihin sayfalarında, Batı basınının bu sessizliği, ahlaki bir utanç olarak yer alacak.










