Amed Mardin: Kürtler ve İsrail; Uzak yakınlık, stratejik ortaklık

Yazarlar

 Ortadoğu’nun derin çatışma tarihine rağmen, Kürtler ve Yahudiler arasında her zaman sessiz ama derin bir anlayış bağı olmuştur. Her iki halk da tarih boyunca sürgün, inkar ve kimlik mücadelesi yaşamıştır; her ikisi de ulusal kimliklerini korumak için ağır bedeller ödemiştir. Bugün bu iki halkın yörüngeleri yeniden kesişiyor, açık bir ittifakla değil, “uzak yakınlık” olarak adlandırılabilecek bir şeyle.

Kürtlerin İsrail ile doğrudan yakınlaşma konusunda gösterdiği ihtiyat, tarihi bir hikmet olduğu kadar stratejik bir zorunluluktur. Kürtler, dört ayrı devletin baskısı altında bölünmüş bir halktır. Rojava’da (Kuzey ve Doğu Suriye), Kürtler Arap grupların zorunlu varlığı nedeniyle hassas dengeler kurmak zorundadır. Arap kabileleri arasında hala güçlü olan antisemitik refleksler ve İsrail karşıtı siyasi kültür, Kürt yönetiminin açık diplomatik ilişkiler kurmasını zorlaştırmaktadır.

Rojava yönetimi, bölgesel istikrarı korumak için bir dengeleme stratejisi olarak İsrail ile doğrudan ilişkiler geliştirmeme politikası izlemektedir. Bu ideolojik bir mesafe değil, tamamen bölgesel gerçeklerin dayattığı bir ihtiyattır. Güney Kürdistan’da tablo farklı ama benzer şekilde karmaşıktır. Erbil yönetimi üç cepheden yoğun baskı altındadır: Türkiye, İran ve Irak merkezi hükümeti. Her üç aktörün İsrail’e düşmanlığı bilinmektedir; bu nedenle Kürt yönetiminin İsrail ile açık ilişkiler kurması, varlığını doğrudan tehlikeye atabilir. 

Hassas bir denge sürdürmek

2017 bağımsızlık referandumundan sonra, Batı dünyasının ve İsrail’in Kürtlere açık destek sağlayamaması, bu kırılgan dengeyi daha da vurgulamıştır. Kürt yönetimi, hayatta kalabilmek için bu hassas dengeleri korumak zorunda kalmıştır. Kuzey Kürdistan’daki (Türkiye Kürdistanı) siyasi hareket uzun yıllardır Ankara’nın sert baskısı altındadır. 2015 sonrası dönemde, binlerce Kürt siyasetçi yargı operasyonları aracılığıyla tutuklanmış, belediyelere kayyumlar atanmış ve muhalefet medyası susturulmuştur.

Böyle bir ortamda, Kürt kimliğini savunmak bile bir güvenlik tehdidi olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle, bu bölgede yürütülen siyaset hayatta kalma stratejisiyle sınırlıdır. İran’da Kürt muhalefeti sistematik baskıya, infazlara ve yok edilmesine yönelik sürekli saldırılara maruz kalmaktadır. Tahran yönetimi Kürt güçlenmesini bir “parçalanma tehdidi” olarak görmekte ve İsrail ile olası herhangi bir teması ölümcül bir tehdit olarak algılamaktadır. Tüm bu tablo, Kürtlerin İsrail’e soğuk değil, sadece stratejik olarak uzak olduklarını göstermektedir. Bu mesafe, ortaklık olasılığını reddetmez. Aksine, doğru zeminde güçlendirilmesi gereken bir yakınlık biçimidir. Bu noktada diaspora, her iki halk için de tarihsel açıdan kilit bir rol üstlenebilir.

Yahudi ve Kürt diasporaları

Yahudi diasporası, yüzyıllar süren sürgün ve ayrılığa rağmen, kimliğini korumayı ve dünya çapında etkili bir diplomatik ağ kurmayı başarmıştır. Bugün, Kürt diasporasında benzer bir potansiyel ortaya çıkmaktadır. Kürt diasporası dünyanın birçok başkentinde giderek daha görünür hale gelmektedir: Washington, Londra, Paris, Berlin, Moskova ve Stockholm gibi merkezler. Ancak henüz organize, profesyonel ve kurumsal bir güç değildir. Burada Yahudi diasporasının deneyimi Kürtler için bir model olarak hizmet edebilir. Yahudi kurumları tarafından kurulan entelektüel altyapı, düşünce kuruluşu ağları, medya platformları ve siyasi lobi mekanizmaları, Kürtlerin kendi özgürlük mücadelelerini uluslararası düzleme taşımaları için ilham verici örneklerdir. Ortak düşman – antisemitizm ve Kürt karşıtı ırkçılık – bu iki halk arasında dayanışma için doğal bir zemindir.

Hem Yahudilere hem de Kürtlere yönelen nefret, aynı ideolojik köklerden beslenmektedir: otoriter milliyetçilik, mezhepçi nefret ve demokratik değerlere düşmanlık. Diaspora, Kürtler için sadece sembolik değil, stratejik bir diplomatik merkez de olabilir. Karşılıklı güven, ortak çalışma ve Yahudi halkıyla yakın tanışıklık süreçleri, gelecekteki işbirliğinin temelini oluşturacaktır. Bu ortaklık sadece Kürt kurtuluşuna değil, aynı zamanda İsrail’in bölgede kalıcı dostlar edinmesine de katkıda bulunacaktır. Uzun vadede, bağımsız bir Kürdistan, İsrail’in bölgedeki güvenlik dengesi için istikrarlı bir ortaklık zemini yaratabilir. İsrailli bakanlar tarafından daha önce ifade edilen “Kürtlerle doğal ittifak” söylemi, artık teorik bir özlemden diaspora düzeyinde pratik bir stratejiye dönüştürülebilir.

Kürtler, barışçıl bir gelecek vizyonu çerçevesinde İsrail ile ortak bir demokratik eksen kurabilirler. Bu eksen din veya ideolojiye değil, ortak bir etik mirasa dayanmaktadır: baskıya direnmek ve kimliği korumak mirasına. İsrail’in güvenliği Kürt özgürlüğü ile çelişmez. Aksine, iki halkın bölgesel istikrar arayışının tamamlayıcı doğal sonucudur. Bölgesel tehditler bugün ne kadar büyük görünürse görünsün, tarihin akışı bu iki halkı bir kez daha birbirine yaklaştırmaktadır.

Kürtler ve Yahudiler birbirinden uzak ama kalben yakın iki halktır. Bu yakınlık doğru temeller üzerine inşa edildiğinde, sadece geçmişin yaralarını iyileştirmekle kalmayacak, Ortadoğu’nun geleceği için yeni bir sayfa açacaktır. Stratejik mesafeden kalıcı dostluğa giden yol, bugün diaspora masasında kararlılık, olgunluk ve tarihsel bilinçle sessizce çiziliyor. 

/Kaynak:TheJerusalem.post/

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: Bir saatlik görüş; bir ömürlük direniş
Hakan Tahmaz: Hak, özgürlük mücadelesi – Devletin güvenliği siyaseti

Öne Çıkanlar