İran ve Doğu Kürdistan’da halk ayaklaması hız kesmiyor. Ayaklanma tüm İran’ı sarmış durumda. 1979 yılından bu yana ülkeyi yöneten molla rejimi çöküşle karşı karşıya.
Bu nedenle iktidar halka karşı şiddetin dozunu artıtıyor. Resmi verilere göre 700’ü aşkın insan yaşamını yitirdi. Bazı kaynaklar bu rakamın çoktan 2 bini aştığını söylüyor. Peki, ABD daha önces öylendiği gibi askeri bir müdahalede bulunacak mı?
BBC Washington’ diplomasi muhabiri Paul Adams analizinde bu soruya yanıt arıyor;
On gün önce, İran hükümetinin protestoculara karşı şiddet kullanması durumunda ABD’nin İranlı protestocuların “yardımına” koşmaya hazır olduğunu söylemişti başkan Trump.
Başkan, ABD’nin “hazır ve tetikte” olduğunu söylemişti.
Bu, İran’daki şiddetli baskının gerçekten başlamasından önceydi. Şimdi, baskı tüm boyutları şok edici bir şekilde ortaya çıkarken , dünya Trump’ın nasıl tepki vereceğini bekliyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, “Başkan Trump’ın ne yapacağını Başkan Trump’tan başka kimse bilmiyor,” dedi:
“Dünya beklemeye ve tahmin yürütmeye devam edebilir.”
Peki, ne kadar süreyle? Üst düzey yetkililerin Salı günü başkana olası eylem planları hakkında bilgi vermesi bekleniyor. Pazar günü Air Force One’da gazetecilere konuşan Trump, “çok güçlü bazı seçenekleri” değerlendirdiğini söyledi.
Venezuela’daki başarının verdiği coşkuyla -başkan Nicolas Maduro’nun yakalanmasını ABD tarihinin en başarılı operasyonlarından biri olarak nitelendirmişti- orduyu konuşlandırma cazibesi oldukça büyük olmalı.
Geçen yaz yaşanan olayların da gösterdiği gibi, ABD uzaktan saldırılar düzenleme konusunda son derece yeteneklidir. B-2 hayalet bombardıman uçakları, İran’ın en önemli iki nükleer tesisine sığınak delici bombalar atmak için Missouri’deki Whiteman Hava Kuvvetleri Üssü’nden 30 saatlik gidiş-dönüş görevleri gerçekleştirdi.
ABD’nin aynı taktikleri tekrarlaması veya mevcut baskıdan sorumlu rejim unsurlarına yönelik hedefli saldırılar düzenlemesi mümkün. Washington’ın hedef alabileceği uzun bir liste olduğu varsayılabilir.
BBC’nin ABD’deki ortağı CBS News’in aktardığına göre , Pentagon yetkilileri, yanıtın İran’ın komuta yapısını bozmayı ve şaşırtmayı amaçlayan siber operasyonlar ve gizli psikolojik kampanyalar da dahil olmak üzere çeşitli diğer, daha gizli yöntemleri içerebileceğini söylüyor.
Ancak, 3 Ocak’ta Caracas’ta yaşananlara benzer herhangi bir olayın yaşanması neredeyse kesinlikle ihtimal dışı olarak görülüyor.
Zayıflamış ve son Amerikan ve İsrail saldırılarıyla yıpranmış olsa bile, İran Venezuela değil. İslam Cumhuriyeti, savaşta tecrübe kazanmış bir rejim. Tek bir figürün görevden alınması, tüm ülkeyi Washington’ın iradesine boyun eğdirmeye yetmeyecektir.
Trump’ın yakın zamanda Jimmy Carter’ın 1980’de İran’da rehin tutulan Amerikalıları kurtarma girişiminin felaketle sonuçlanmasına atıfta bulunması da, ABD askerlerinin İran’a konuşlandırılmasının beraberinde getirebileceği tehlikelerin farkında olduğunu gösteriyor.
Bu operasyonda İran’ın doğu çölünde bir helikopter ile EC-130 nakliye uçağının yerde çarpışması sonucu sekiz Amerikalı asker hayatını kaybetmişti.
Bu başarısız operasyon, Tahran’da kameralar önünde başı örtülü Amerikalı rehinelerin sergilenmesinin yarattığı aşağılanmayla birleşince, Carter’ın o yılın sonlarında seçim yenilgisinde önemli bir faktör oldu.
Trump geçen hafta New York Times muhabirinr, “Seçimi kazanacağından emin değildi ama o felaketten sonra kesinlikle hiçbir şansı yoktu” dedi.
Ancak kırk altı yıl sonra, Washington’ın askeri hesaplamalarını yönlendiren daha büyük bir soru var: Trump yönetimi İran’da aslında neyi başarmaya çalışıyor? Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Ortadoğu programında kıdemli araştırmacı olan Will Todman, “Trump’ın tam olarak hangi yolu izleyeceğini söylemek zor, çünkü buradaki amacının ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz” diyor.
Todman’a göre Başkan Trump, İran rejimini devirmekten ziyade, muhtemelen rejimin davranışlarını etkilemeye çalışıyor: “Rejim değişikliği risklerinin o kadar büyük olduğunu düşünüyorum ki, bunun onun buradaki birincil amacı olduğuna henüz inanmıyorum. Nükleer görüşmelerde daha fazla taviz almak olabilir. Baskıyı durdurmak olabilir. Ayrıca, bir tür yaptırımla yoluyla reformları uygulamaya çalışmak da olabilir.”
Trump, İran rejiminin bazı unsurlarının müzakereye istekli olduklarını ve muhtemelen ülkenin nükleer programı konusunda diyaloğu sürdürmek istediklerini söyledi.
Leavitt Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “İran rejiminden kamuoyuna yansıyanlar, yönetimin özel olarak aldığı mesajlardan oldukça farklı” dedi ve diplomasinin “her zaman ilk seçenek” olduğunu sözlerine ekledi.
Wall Street Journal’a konuşan isimini açıklamıyan yetkililer ise, Başkan Yardımcısı JD Vance’in, Trump’ı öncelikle diplomasiye başvurmaya teşvik eden birkaç üst düzey danışmandan biri olduğunu söyledi.
Vance geçen Perşembe günü gazetecilere verdiği demeçte, “Yapabilecekleri en akıllıca şey, nükleer programları söz konusu olduğunda ne görmek istediğimiz konusunda Amerika Birleşik Devletleri ile gerçek bir müzakereye girmek olurdu” dedi.
Ancak İran genelinde kanlı baskı devam ederse, diplomasi zayıflık gibi görünme riskini taşır.
“Yeterli olmazsa, protestocuların moralini bozar,” dedi Todman.
Belki de bunu göz önünde bulundurarak ve internet kesintisine rağmen İran’dan gelen korkunç haberlerle birlikte, cumhurbaşkanı diplomatik kanallar araştırılmadan önce bile harekete geçmek zorunda kalabileceğini söyledi.
Bazıları, sınırlı bir saldıtının protestocuları cesaretlendirmeye yardımcı olabileceğine ve rejime daha kötü şeylerin gelebileceği konusunda uyarıda bulunabileceğine inanıyor.
Chatham House’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı’nda kıdemli araştırmacı olan Bilal Saab, “Trump’ın yapması gereken tek şey, rejim içinde panik yaratmak için ateş açmaktır” diyor:
“ABD’nin yapacağı bir saldırı protestocuları cesaretlendirebilir ve rejimin dikkatini dağıtabilir.”
Ancak Saab, askeri harekatın ters tepebileceğini de söylüyor:
“Bu durum rejimin kararlılığını ve ülke genelindeki hâlâ geniş destek tabanını daha da güçlendirebilir. Bayrak etrafında bir araya gelmek şaşırtıcı olmazdı,. Bu daha olası… eğer saldırı sembolik veya tek seferlik bir olay olursa.”
Bu, başkan için karmaşık bir hesaplamalar dizisi ve İran’ın herhangi bir Amerikan saldırısına karşılık vereceği tehdidinde bulunması durumu daha da zorlaştırıyor.
İsrail ve Amerika’nın saldırılarının verdiği hasara rağmen, İran hâlâ önemli bir balistik füze cephaneliğine sahip.
Ortadoğu genelinde, İran’ın müttefikleri ve vekilleri -örneğin Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Beşar Esad- ortadan kalkmış veya Lübnan’daki Hizbullah örneğinde olduğu gibi zayıflamış olabilir, ancak “Direniş Ekseni” henüz tükenmiş bir güç değil.
Yemen’deki Husi milisleri ve Irak’taki Şii milisler hâlâ harekete geçme kapasitesine sahipler.
Başkan Trump’ı cesur adımlar atmaya çağıranlar arasında, İran’ın din adamlarının yönetiminden uzaklaşmasına öncülük etmeyi teklif eden kişi de bulunuyor.
İran’ın son hükümdarının sürgündeki oğlu Reza Pehlevi, CBS News’e verdiği demeçte, “başkanın oldukça kısa süre içinde bir karar vermesi gerekiyor” dedi:
“İran’da daha az insanın öldürülmesini sağlamanın en iyi yolu, daha erken müdahale etmektir. Böylece bu rejim sonunda çöker ve karşı karşıya olduğumuz tüm sorunlara son verir.”
Kulağa basit geliyor ancak Beyaz Saray’daki yetkililer bunun hiç de öyle olmadığını biliyorlar.
/BBC News/










