🔴 Hristiyan Birlik bloku ile Sosyal Demokratlar arasındaki koalisyon müzakerelerinin sürdüğü Almanya’da anketlere göre aşırı sağcı AfD ilk kez Hristiyan Birlik’le aynı oy oranına ulaştı.
Almanya’da yapılan bir ankete göre, 23 Şubat’ta düzenlenen genel seçimlerin üzerinden yaklaşık bir buçuk ay geçmişken aşırı sağcı, İslam ve göç karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi Hristiyan Birlik ile aynı oy oranına kavuştu.
Bild gazetesinin kamuoyu araştırma enstitüsü Insa’ya yaptırdığı ankete katılanların yüzde 24’ünün desteğini alan aşırı sağcı AfD, 23 Şubat seçimlerinin galibi olarak başbakan çıkarmaya hazırlanan Hristiyan Birlik bloku ile aynı oy oranına ulaştı. AfD’nin oyu bir önceki ankete kıyasla bir puan artarken Hristiyan Birlik’in oyu iki puan düştü.
Hristiyan Birlik, eski Başbakan Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile bu partinin sadece Bavyera’da örgütlü olan kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik’ten (CSU) oluşuyor. Her iki parti uzun yıllardır Hristiyan Birlik bloku çatısı altında hareket ediyor. Muhafazakâr merkez sağ yelpazede yer alan iki partiden oluşan blok, Almanya federal parlamentosu vekillerinin seçildiği 23 Şubat’ta beklentilerin altında kalsa da yüzde 28,5 ile sandıktan birinci güç olarak çıkmıştı.
Almanya İçin Alternatif (AfD) ise bu seçimde kuruluşundan bu yana en yüksek oy oranına ulaşmış, oylarını ikiye katlayarak yüzde 20,8 ile ikinci güç olmuştu.
Insa anketine göre, Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 16 ile hemen hemen seçimlerdeki seviyesinde kalırken Yeşiller ile Sol Parti yüzde 11 oranında gözüküyor. Hür Demokrat Parti (FDP) ile Sahra Wagenknecht İttifakı da yüzde 4 ile yüzde 5’lik seçim barajının altında kalmayı sürdürüyor.
Insa’nın anket kapsamında 31 Mart-4 Nisan tarihlerinde bin 206 seçmen ile görüştüğü açıklandı.
CDU ve CSU ne tepki verdi?
Anket sonuçları hakkındaki görüşleri sorulan CSU’lu Alexander Dobrindt, koalisyon müzekareleri yürütülürken çok fazla haber okumak ve izlemek yerine önlerindeki en önemli göreve odaklanmak gerektiğini söylemekle yetindi. CDU’lu Jens Spahn ise “Anketler de seçim sonuçları da bize büyük ölçüde seçmenin güvenini yeniden kazanmamız gerektiğini gösteriyor. Ülke yeniden iyi olmalı. Bizi de şu dönem meşgul eden en önemli mesele o. Ve bu amaçla en iyi uzlaşıları sağlamaya çabalıyoruz” ifadeleriyle Sosyal Demokratlar ile yürütülen kaolisyon pazarlıklarına işaret etti.
23 Şubat sonrası süreç
Seçimlerden sonra Hristiyan Birlik ve SPD koalisyon müzakerelerine başlama kararı aldı. Bu partiler hükümeti kurmaya yönelik müzakerelerden önce de savunma ve altyapıda yenilenme için tarihte eşi görülmemiş büyüklükte bir özel fon oluşturulması üzerinde uzlaşı sağladı. Buna göre, savunma için gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde birini geçen her kalem Almanya Anayasası’ndaki borç freni kapsamı dışında tutulacak. Ayrıca altyapının yenilenmesi için de özel fon kapsamında en az 500 milyar euro borçlanılacak. Bu tarihi yüksek borç da yine borç freni kapsamı dışında kalacak.
Almanya Anayasası’nda yer alan borç freni, hazinenin geliri oranında borçlanmasını öngörüyor.
Seçimler öncesinde Hristiyan Birlik bloku ve başbakan adayı Friedrich Merz, borç freni ilkesinin ihlal edilmeyeceği sözünü vermişti. Dolayısıyla seçim sonrası oluşturulan özel fon kapsamındaki tarihi borçlanma ile sözünden döndüğü ileri sürülerek sert biçimde eleştiriliyor. Merz’e partisi içinden de yoğun tepkiler geliyor. Şimdiye dek vekillik dışında hiçbir devlet görevi almamış Merz’in iyi bir başbakan olup olmayacağı da muhafazakârlar dahil birçok kesim tarafından yoğun şekilde tartışılıyor. Son senelerde CDU ve CSU, AfD’nin güçlenmesini durdurabileceği düşüncesiyle sert bir çizgi izliyor. BUU blokun özellikle göç, iç ve dış güvenlik gibi konularda AfD’nin çizgisine yakın söylemleri tepkilere neden oluyor.
Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana uluslararası alanda çekimser bir askeri politika izleyen Almanya’da savunma için rekor bütçe ayrılması da yine ülkede yoğun tartışmalara yol açıyor.
/Deutsche Welle/