Musa es-Sadr 1928 yılında İran’da dünyaya geldi. Ancak o Lübnanlı Şii bir ailenin çocuğuydu. 50’li yılların başında Lübnan’a taşındı. Çok geçmeden Lübnan’da Şiilerin önemli bir lideri haline geldi. 1975 iç savaşında ise Emel Örgütü’nu kurdu.
Ancak 25 Ağustos 1978 günü Libya’ya gitti. Burada ülkenin lideri Muammer Kaddafi ile görüşmesi bekleniyordu.
Bu görüşmenin olup olmadığı hiçbir zaman doğrulanmadı. Libya’ya gittikten 6 gün sonra iki arkadaşı Şeyh Muhammed Yakub ve Abbas Bedreddin birlikte kayboldu veya kaybettirildi.
BBC Araştırma servisinden Moe Sherif, 50 yıl önce yaşanan bu kayıp hikayesinin izini bir kare fotoğraf üzerinden sürmüş:
İngiltere’nin kuzeyindeki bir üniversitede çalışan bir bilgisayar bilimcisi, bir cesedin görüntüsünü inceleyerek, yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu’yu etkisi altına alan bir gizemi çözmeye çalışıyor.
Bradford Üniversitesi’nden Profesör Hassan Ugail şüpheyle, “Şimdi böyle mi görünüyor?” diye soruyor.
Dijitalleştirilmiş fotoğrafta parçalanmış bir yüz yer alıyor ve BBC’nin araştırması için özel bir algoritmadan geçirilecek.
Orijinal fotoğraf, 2011 yılında Libya’nın başkentinde gizli bir morgda cesedi gören bir gazeteci tarafından çekilmişti. Kendisine, cesedin 1978’de Libya’da ortadan kaybolan karizmatik din adamı Musa es-Sadr olabileceği söylenmiş.
Sadr’ın ortadan kaybolması, bitmek bilmeyen komplo teorilerine yol açtı. Bazıları öldürüldüğüne inanırken, bazıları ise hâlâ hayatta olduğunu ve Libya’da bir yerlerde tutulduğunu iddia ediyor.
Ateşli takipçileri için, onun ortadan kaybolması, 1963’te ABD Başkanı John F. Kennedy’nin öldürülmesiyle aynı düzeyde merak uyandırıyor. Uzun soruşturmamızın hassasiyeti o kadar büyük ki, BBC World Service ekibimle birlikte kendimizi Libya’da günlerce gözaltında bulduk.
Sadr’ın takipçileri tarafından bu kadar saygı görmesi, hem siyasi ününden, memleketi Lübnan’da o dönem marjinalleştirilmiş Şii Müslümanların haklarını savunmasından, hem de daha geniş bir dini lider olmasından kaynaklanıyor.
Takipçileri ona, yaşayan bir Şii din adamı için alışılmadık bir onur olan ve Şii toplumu adına yaptığı çalışmalardan dolayı kendisine verilen imam unvanını verdiler.
Gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, Şii İslam’ın en büyük kolu olan Onikiciler’e göre 9. yüzyılda ortadan kaybolan “gizli” 12. imamın kaderini yansıttığı için duygusal gücünü artırmıştır. Onikiciler, 12. imamın ölmediğine ve zamanın sonunda Dünya’ya adalet getirmek için geri döneceğine inanırlar.
Sadr’ın ortadan kaybolması, tartışmasız bir şekilde dünyanın siyasi, dini ve etnik açıdan en istikrarsız bölgesi olan Orta Doğu’nun kaderini de değiştirdi. Bazıları, İran asıllı Lübnanlı din adamının, İran devriminin arifesinde ortadan kaybolduğunda nüfuzunu kullanarak İran’ı ve dolayısıyla bölgeyi daha ılımlı bir yöne çekmenin eşiğinde olduğuna inanıyor.
Bradford Üniversitesi’nin kimlik tespit çalışmalarına çok şey bağlıydı. Fotoğrafı çeken gazeteci, cesedin alışılmadık derecede uzun olduğunu ve Sadr’ın 1,98 m (6 ft 5 inç) boyunda olduğunu söyledi. Ancak yüzünde neredeyse hiçbir tanımlanabilir özellik yoktu.
Acaba gizemi sonunda çözebilecek miyiz?
Lübnan dağlarının yükseklerindeki Yammouneh köyündenim. 1968 kışında, çığ felaketi sonucu köy yıkıldıktan sonra Musa el-Sadr’ın derin karda yürüyerek köye yardıma koştuğu korkunç kışla ilgili hikayeler uzun zamandır anlatılır.
Köylülerin bugün bu hikâyeyi paylaşmalarındaki hayret, onun ne kadar mitolojik bir varlık haline geldiğini gösteriyor. İçlerinden biri, dört yaşındayken yaşadığı anılarını anlatırken bana şöyle dedi:
“Sanki bir rüya gibiydi… Karda yürüyordu, tüm köylüler de peşinden geliyordu… Ben de sırf İmam’ın cübbesine dokunmak için peşinden gidiyordum.”
Sadr, 1968’de Yammouneh gibi ücra bir köyde pek tanınmıyordu, ancak yavaş yavaş ulusal bir üne kavuşuyordu. O on yılın sonunda, dinler arası diyalog ve ulusal birliği savunmasıyla tanınan Lübnan’ın önemli bir figürü haline gelmişti.
Statüsü, takipçileri tarafından kendisine verilen fahri “imam” unvanına da yansımıştı. Sadr, 1974’te Şiiler için orantılı temsil ve dinlerine bakılmaksızın yoksulların sosyal ve ekonomik kurtuluşunu savunan bir sosyal ve siyasi örgüt olan Yoksullar Hareketi’ni kurdu. Mezhepçilikten o kadar uzak durmaya kararlıydı ki, Hristiyan kiliselerinde vaaz bile verdi.
Sadr, 25 Ağustos 1978’de Libya’ya uçtu ve ülkenin o zamanki lideri Albay Muammer Kaddafi ile görüşmeye davet edildi.
Üç yıl önce Lübnan’da bir iç savaş patlak vermişti. Filistinli savaşçılar mezhep çatışmasına dahil olmuş, birçoğu Sadr’ın destekçilerinin çoğunun yaşadığı Lübnan’ın güneyinde konuşlanmıştı. Filistinliler, sınırın diğer tarafında İsrail ile çatışmaya girmişti ve Sadr, Filistinlileri destekleyen Kaddafi’nin Lübnan’daki sivillerin güvenliğini sağlamak için müdahale etmesini istiyordu.
31 Ağustos’ta, altı gün Kaddafi ile görüşmeyi bekledikten sonra Sadr’ın, Libya hükümetine ait bir araçla Trablus’taki bir otelden uzaklaştırıldığı görüldü.
Bir daha hiç görülmedi.
Kaddafi’nin güvenlik güçleri daha sonra onun Roma’ya gittiğini iddia etti ancak daha sonra yapılan soruşturmalar bunun doğru olmadığını ortaya koydu.
Kaddafi’nin Libya’sında bağımsız gazetecilik imkânsızdı. Ancak 2011’de, Arap Baharı sırasında Libyalılar ona karşı ayaklandığında, ‘’şeffaflık’’ kapısı aralandı.
Ayaklanmayı takip eden Lübnan asıllı İsveçli gazeteci Kassem Hamadé, bir kaynağın, Sadr’ın kalıntılarının bulunabileceği Trablus’taki gizli bir morgdan haberdar olduğunu söyledi.
2011 yılında gazeteci Kassem Hamadé, Sadr’a yönelik bir ihbar aldığı Libya’ya gitti.
Kendisine gösterilen odada soğutulmuş 17 ceset vardı; biri çocuğa, geri kalanlar ise yetişkin erkeklere aitti. Kassem’e cesetlerin yaklaşık otuz yıldır ölü olduğu söylendi; bu da Sadr’ın zaman çizelgesiyle uyuşuyordu. Sadece bir ceset Sadr’a benziyordu.
Kassem bana şunları anlattı: “Bu çekmecelerden birini morg görevlisi açtı, cesedi ortaya çıkardı ve iki şey hemen dikkatimi çekti.”
Kassem, öncelikle, zaman geçmesine rağmen cesedin yüz ifadesinin, ten renginin ve saçlarının hâlâ Sadr’a benzediğini söyledi.
İkincisi, kişinin idam edildiğini söyledi.
Ya da en azından Kassem’in kafatasına dayanarak yaptığı varsayım buydu. Kafatası ya alnına ağır bir darbe almış ya da sol gözünün üzerinden bir kurşunla delinmiş gibi görünüyordu.
Peki bu kişinin Sadr olduğundan nasıl emin olabiliriz?
Kassem’in morgda çektiği fotoğrafı, son 20 yıldır Derin Yüz Tanıma adlı benzersiz bir algoritma geliştiren Bradford Üniversitesi’ndeki bir ekibe götürdük. Bu algoritma, fotoğraflar arasındaki karmaşık benzerlikleri tespit ediyor ve kusurlu görüntülerde bile yapılan testlerde son derece güvenilir olduğu kanıtlandı.
Ekibin başındaki Profesör Ugail, morgdaki görüntüyü Sadr’ın hayatının farklı evrelerindeki dört fotoğrafıyla karşılaştırmayı kabul etti. Yazılım daha sonra morg görüntüsüne 100 üzerinden genel bir puan verecekti; sayı ne kadar yüksekse, aynı kişiye veya bir aile üyesine ait olma olasılığı o kadar yüksekti.
Fotoğrafın puanı 50’nin altındaysa, kişi muhtemelen Sadr ile akraba değildi. 60 ila 70 arası puan, kişinin Sadr veya yakın bir akrabası olduğu anlamına geliyordu. 70 veya üzeri puan ise doğrudan eşleşme anlamına geliyordu.
Fotoğrafın 60’larda puanlandığını belirten Prof. Ugail, “Büyük ihtimalle Sadr’a ait” dedi.
Profesör bu sonucu test etmek için aynı algoritmayı kullanarak fotoğrafı Sadr’ın ailesinden altı kişinin fotoğrafıyla ve ardından ona bir şekilde benzeyen 100 rastgele Ortadoğulu erkeğin fotoğrafıyla karşılaştırdı.
Aile fotoğrafları, rastgele yüzlerden çok daha iyi puan aldı. Ancak en iyi sonuç, cenaze fotoğrafı ile Sadr’ın hayattayken çekilmiş fotoğrafları arasındaki karşılaştırmada elde edildi.
Kassem’in Sadr’ın cesedini görmüş olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyordu. Ve cesedi hasarlı bir kafatasıyla bulması, büyük olasılıkla Sadr’ın öldürüldüğünü gösteriyordu.
Mart 2023’te, Kassem’in fotoğrafıyla ilk karşılaşmamdan yaklaşık dört yıl sonra, olası tanıklarla görüşmek ve cesedi kendimiz aramak için Libya’ya seyahat edebildik. Hikâyenin hassas olduğunu her zaman biliyorduk, ancak yine de Libya’nın tepkisi bizi şaşırttı.
Trablus’taki görevimizin ikinci gününde gizli morgu arıyorduk. BBC ekibine eşlik eden Kassem, 2011’de ziyaret ettiği bölgenin adını hatırlayamıyordu, sadece bir hastanenin yakınında olduğunu biliyordu.
Yürüme mesafesinde bir hastane olduğunu söylediler ve onu bulmak için yola koyulduk.
Kassem aniden şöyle dedi: “İşte bu. Bundan eminim. Burası morgun bulunduğu bina.”
Binanın dış cephesi, filme alabildiğimiz son şeydi. İçeride çekim yapmak için izin istedik, ancak izinlerimiz iptal edildi. Ertesi gün, kimliği belirsiz bir grup adam -daha sonra Libya istihbarat servisi görevlileri olduklarını öğreneceğiz- hiçbir açıklama yapmadan bizi yakaladı.
Libya istihbaratının yönettiği bir hapishaneye götürüldük, orada hücre hapsinde tutulduk ve casuslukla suçlandık. Gözlerimiz bağlandı, defalarca sorguya çekildik ve kimsenin bize yardım edemeyeceği söylendi. Bizi kaçıranlar, orada onlarca yıl kalacağımızı söylediler.
Altı gün boyunca travmatik bir gözaltı süreci geçirdik. Sonunda, BBC ve İngiltere hükümetinin baskıları sonucunda serbest bırakıldık ve sınır dışı edildik.
Hikayenin bir parçası haline geldiğimizi hissetmek rahatsız ediciydi. Libya hâlâ rakip milis güçlerine sahip iki rakip yönetime bölünmüş durumda ve cezaevi personeli, Libya istihbaratının, BBC’nin Sadr’ın kayboluşunu araştırmasını istemeyen eski Kaddafi yanlıları tarafından yönetildiğini belirtmişti.
Eylül 1978’de, Sadr’ın kaybolmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşen İran Devrimi sırasındaki bir protesto. Analistler, Sadr’ın devrimin gidişatını değiştirebileceğine inanıyor.
Bazıları uzun zamandır Sadr’ın öldürüldüğüne inanıyordu.
ABD’de görev yapan Lübnanlı akademisyen Dr. Hüseyin Kenaan, Sadr’ın 1978’de ortadan kaybolduğu hafta Washington’daki Dışişleri Bakanlığı’nı ziyaret ettiğini ve kendisine Sadr’ın öldürüldüğüne dair bir rapor ulaştığını söylediğini aktardı.
Bu iddia, 2011 yılında Kassem’e şunları söyleyen eski Libya Adalet Bakanı Mustafa Abdülcelil tarafından da destekleniyor:
“İkinci veya üçüncü gün, İtalya’ya gideceğine dair sahte belgeler hazırladılar. Ve onu Libya hapishanelerinde öldürdüler.”
“Kaddafi’nin bütün kararlarda ilk ve son söz hakkı vardır” diye ekledi.
Peki, eğer Kaddafi Sadr’ın öldürülmesini emrettiyse, neden?
İran uzmanı Andrew Cooper’a göre bir teoriye göre Kaddafi, İranlı sertlik yanlılarından etkilenmiş ve Sadr’ın İran Devrimi hedeflerini engelleyeceğinden endişelenmiş.
Sadr, dönemin hükümdarı Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin sonunu isteyen birçok İranlı devrimciyi destekledi. Ancak onun İran’a dair ılımlı bakış açısı, radikal İslamcı devrimcilerin fikirlerinden önemli ölçüde farklıydı ve onlar tarafından sevilmiyor, hatta tepkiyle karşılanıyordu.
Cooper’a göre Sadr, kaybolmasından bir hafta önce Şah’a yardım teklif eden bir mektup yazmıştı.
Cooper, Şah’ın biyografisi için yaptığı araştırma kapsamında, Şah’ın gizli polisinin eski karşı casusluk direktörü Parviz Sabeti ile görüştü. Sabeti, Sadr’ın mektubunda, muhalefetin daha ılımlı kesimlerine hitap edecek politika değişiklikleri getirerek İslamcı radikallerin gücünü azaltmaya yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.
Lübnan’ın eski İran büyükelçisi, Sadr’ın mektubunun varlığını doğruladı. Halil el-Halil, mektubun Şah ile 7 Eylül 1978’de yapılması planlanan bir görüşmeyi talep ettiğini anladığını söyledi.
Cooper, bu bilginin İran’daki radikal devrimcilere sızdırıldığına inanıyor.
Lübnan’daki Emel Partisi, Sadr’ın hala hayatta olduğuna inanıyor ve her yıl onun kaybolmasının yıldönümünde serbest bırakılması çağrısında bulunan bir miting düzenliyor.
Ancak Sadr’ın ölmesini isteyen tek halk İranlılar değildi.
Kaddafi, Güney Lübnan’dan İsrail’e saldıran Filistinli savaşçıları askeri olarak destekliyordu ve Sadr’ın o dönemde verdiği röportajlarda, Filistin Kurtuluş Örgütü [FKÖ] ile bir çözüm bulma girişimlerini anlattığı biliniyordu.
FKÖ, Sadr’ın Lübnan halkını tehlikeye attığından endişe ederek Kaddafi’yi kendilerini dizginlemeye ikna etmiş olabileceğine inanmış olabilir.
Sadr’ın öldüğüne inananlar çok olsa da, onun hala hayatta olduğunu iddia edenler de var.
Bunlar arasında, 1970’lerde Sadr tarafından kurulan ve şu anda Lübnan Şiilerinin güçlü bir siyasi partisi olan Emel örgütü de yer alıyor.
Emel’in lideri ve Meclis Başkanı Nebih Berri, şu anda 97 yaşında olması gereken Sadr’ın öldüğüne dair bir kanıt olmadığını savunuyor. Ancak, öldüğünü kanıtlama fırsatı vardı.
Kassem, 2011 yılında gizli morgu ziyaret ettiğinde yalnızca cesedi fotoğraflamamıştı.
Ayrıca DNA testinde kullanılmak üzere birkaç saç kökü çıkarmayı da başarmıştı. Bunları analiz edilmeleri için Berri’nin ofisindeki üst düzey yetkililere vermişti.
Sadr ailesinden biriyle yapılacak bir karşılaştırma, cesedin Musa sl-Sadr’a ait olup olmadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyacaktı. Ancak Berri’nin ofisi Kassem’e hiçbir zaman ulaşmadı.
Lübnan hükümetinin Sadr’ın kaybolmasını soruşturmak üzere atadığı yetkililerden Yargıç Hasan el-Şami, Emel’ın kendisine saç örneğinin “teknik bir hata” nedeniyle kaybolduğunu söylediğini aktardı.
Yüz tanıma sonuçlarımızı Sadr’ın oğlu Seyyid Sadreddin Sadr’a sunduk. Toplantımıza üst düzey Emel yetkilisi Hacı Samih Haydus ve Yargıç el-Şami’yi de getirdi.
Hepsi bulgularımıza inanmadıklarını söylediler.
Sadreddine fotoğraftaki cesedin görünümünden babasına ait olmadığının “açıkça anlaşıldığını” söyledi. Ayrıca, fotoğrafın çekildiği tarihten sonra hâlâ hayatta olduğu ve Libya hapishanesinde tutulduğu bilgisine de “karşı çıktığını” ekledi.
BBC bu görüşü destekleyecek hiçbir kanıt bulamadı.
Ancak araştırmamız sırasında, Sadr’ın hâlâ hayatta olduğuna dair inancın birçok Lübnanlı Şii için birleştirici bir inanç olarak büyük bir güce sahip olduğu açıkça ortaya çıktı. Emel, her 31 Ağustos’ta onun kayboluşunun yıldönümünü anıyor.
Berri’nin ofisine defalarca görüşme talebinde bulunduk ve bulgularımız hakkında yorum istedik. Ancak yanıt alamadık.
BBC ayrıca Libya yetkililerinden soruşturmamız hakkında yorum yapmalarını ve BBC ekibinin Libya istihbarat servisi tarafından neden alıkonulduğunu açıklamalarını istedi. Ancak herhangi bir yanıt alamadık…”
/BBC Word/










