Ben, doğanın tam içinden yükselen bir enerji dalgası; her canlının içinde titreşen bir sinyal ve herk kulakta yankılanan basıncım . Yağmurun toprağa ilk değdiği yerde, kuşun her kanat çırpışında, ağaç…
Ben, üst üste kapanmış zamanların şehriyim. Sokaklarım sadece sokak, bana ulaşan, benden açılan yollarım sadece yol değildir; yollara ve duvarlara döşenen taşlar tarihsel bir hafızayı taşır. Duvarlarımda geçmişin gölgesi ve…
Bir insan gider; ardında rüzgâr gibi dolaşan sessiz bir boşluk bırakır, yapışkan bir acı süzülür duyguların arasından, günlerin üzerine gizlice örülür, sözcükler çoğalsa da çoğu zaman gecikir. Bu topraklarda duygular…
Ben, insanı güzelleştiren o derin duygunun adıyım. Bir yüze konan tebessüm değil; hissetmenin en sade, en çıplak hâliyim. İçindeki karanlıkları geri çeken, umutla döşenmiş bir yolum. İnsanın en kadim direnişiyim;…
Bonn yolunda dostlardan oluşan dört kişilik küçük bir kafileydik; arabada en çok dönen cümle, “QAD’ın adresi posta kutusu çıktı… Peki konferans nerede?” Bu soru rüzgârla birlikte camlara çarpıp geri dönüyor,…
Ben sessizlikten doğarım. Bir Nehir’in kıvrılışında, bir ağaç gövdesinin gerilmesinde, bir taşın çatlamasında, bir pencerenin aralanmasında beliren o ilk titreşim benim. Ses geri çekilir; geriye derinden yükselen ince bir kıpırtı…
Ben, sözün bittiği yerde doğarım. İnsan sesinin erişemediği o derin boşluklardan yükselir, kelimelerin ardında kalan yolda yürürüm. Görülmem ama varlığım sezilir; duyulmam ama kalbe dokunurum. Bazen gecikmiş bir cevabın ağır…
Kimi zaman bir çizgi gibi beliririm. Sınırda, kıyıda, arada dururum. Varlığım seninle başlar ama senden bağımsız bir yere uzanır. Ne tam karanlıktayım ne de bütünüyle aydınlıkta. Aydınlıkla karanlığın kesiştiği yerdeyim.…
Davetsiz bir duyguyum ben. Kimi zaman bir sözün gölgesinden çıkar gelirim, kimi zaman bir ezginin tınısından yükselirim. Bazen suskun bir bakışın karanlık kıyısında seni ele geçirir; Usulca gelir, kalbine yerleşirim……
Bazı eşyalar vardır; yalnızca dokunarak değil, dokunmadan da yanınızda taşırsınız. Elinizin altında, omzunuzun arkasında, belleğinizin kıyısında durur. Zaman geçer ama onlar oldukları yerde kalır. Çünkü artık bir eşya değil, iz…