“- Geçmiş günleri mi özlüyorsun? – Hayır, o günleri değil, yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum…”[1] “Üç şey birlikte doğdu: İnsan, özgürlük ve ışık,” der ve ekler Anatole…
“Gerçek bir söz söylemek, dünyayı dönüştürmektir.”[1] “Gerçek sözü söylemek” eyleminin yazar için “olmazsa olmaz” ollduğundan şüphe duymuyorum. “Yollar kesilmiş alanlar sarılmış/ Tel örgüler çevirmiş yöreni/ Fırıl fırıl alıcı kuşlar…
“Yaşamak; Teslim olmadan, Boyun eğmeden, El etek öpmeden yaşamaktır.”[1] Özgürlüğün ve umudun örgütlü (TKP) komünist şairiydi; 61 yıllık yaşamının 12 yılını hapiste, 12 yılını sürgünde göğüslemişti. ‘Otobiyografi’sinde, “1902’de doğdum…
“Sanatın bugünkü görevi, düzene kaos getirmektir.”[2] “İnsanı sanatçı yapan şey yalnızlıktır,”[3] türünden saptamaları ciddiye almayıp; “Sanatın gücünü bildiğimiz içindir ki, sorumluluğumuz büyük” diyen Anna Seghers gibi düşünenlerdenim… “Sanat daha önce…
“Bir hikâyenin başı, ortası ve sonu olmalıdır, ancak bu sırayla olması gerekmez.”[2] Nikolay Gogol’ün, “Bu dünya en çirkin saçmalıklarla dolu. Bazen pek mümkün olmadığını düşündüğünüz şeyler olur” ya da…
“Okumayı ve yazmayı öğrenmenin insana ne faydası var ki, düşünmeyi başkalarına bıraktıktan sonra.”[1] Coğrafyamızda eleştiri ya heptir ya da hiç! “Heptir”, her şeyi yerle yeksan eder. “Hiçtir”, susar görmezden…
“Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmazsa.”[1] Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de…
“Emekçi insanlığını, ancak burjuvaziye nefret ve isyanla kurtarabilir.”[1] Eduardo Galeano’nun ifadesiyle, “Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmi birinci yüzyıl da, önceki yüzyılın izinden gitmekte”yken; BBC’ye bile, “Kıyamet filmlerinden…