Aziz Odabaşı: Barışı Bekleyen Halk ve Tribünlerden Yükselen Hastalık

Yazarlar

Bu ülkede bir halk uzun zamandır bekliyor. Bağırmadan, yakmadan, yıkmadan… Sadece barışı bekliyor. Silahların susmasını, kelimelerin çoğalmasını, acının yerini adaletin almasını bekliyor.

Kürtler, bu ülkenin en uzun soluklu sabır hikâyesini yaşıyor. Tam da bu yüzden, bir futbol tribününden yükselen hakaretler sıradan değildir. Leyla Zana’ya yöneltilen sözler, bir kişiyi aşar; bir hafızaya, bir kimliğe, bir halkın on yıllardır taşıdığı yaraya dokunur.

O an tribünde söylenen her cümle, barışa doğru atılmış bir adımı geriye çeker. Irkçılık bir görüş değildir. Irkçılık bir öfke anı da değildir. Irkçılık, tedavi edilmediğinde yayılan tehlikeli bir toplumsal hastalıktır.

Sessizlikle beslenir, cezasızlıkla güçlenir, görmezden gelindikçe meşrulaşır. Bugün sorulması gereken soru basittir ama ağırdır: Barışı bekleyen milyonlar varken, bu zehirli dile neden zamanında ve açık bir müdahale gelmedi?

Türkiye artık Kürt meselesinde reflekslerini geciktirme lüksüne sahip değildir. Geçmişin acıları hâlâ tazeyken, sembollere ve sözlere karşı erken duruş göstermek bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Çünkü mesele güvenlik değil; onur, eşitlik ve birlikte yaşama iradesidir. Şu gerçek görülmelidir: Kürtler barış istiyor. Ama barış, bir halktan sürekli sabır beklerken, ona yönelen hakaretlere sessiz kalınarak inşa edilemez.

Spor, toplumun aynasıdır. Tribünlerde yükselen ırkçılık, sokakta bastırılmış ama yok olmamış bir zihniyetin yansımasıdır. Bu zihniyetle yüzleşilmeden ne barış kalıcı olur ne de huzur samimi.

Ve artık şunu net söylemenin zamanı gelmiştir: Irkçılığa karşı geciken her tepki, tarafsızlık değildir; istemeden de olsa kötülüğe alan açmaktır.

Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Barış ise, en çok da hakaretin değil insan onurunun korunduğu gün başlayacaktır.

İlginizi Çekebilir

Amerika: Senato Sezar Yasası’nın yürürlükten kaldırılmasını onayladı
Sinan Dedeoğlu: TFF 2. Lig’de Utanç Haftası

Öne Çıkanlar