Aziz Odabaşı: CHP ve Kürtler: Dün ne idiyse bugün de O!

Yazarlar

Bu toprakların kadim halkıyız. Zilan Deresi’nde boğazlanan çocukları unutmadık. Dersim’in mağaralarında gazla boğulan kadınları, Ağrı eteklerinde uçak bombardımanıyla yanan köyleri, Şeyh Said’in idam sehpasında sallanan cübbesini unutmadık. Unutmadık, çünkü bütün bu acıların arkasında aynı devlet aklı, aynı zihniyet, aynı “tek millet” dayatması vardı.

Bu dayatmanın mimarı da uygulayıcısı da uzun yıllar boyunca CHP oldu. Dün öyleydi, bugün de söylem dışında değişen pek bir şey yok. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin kimlik politikalarını şekillendiren kadrolar arasında Mahmut Esat Bozkurt gibi isimler vardı. Onun 1930’da yaptığı ve bugün hâlâ hafızamızda yankılanan o açıklama, bir dönemin çıplak gerçeğiydi: “Türk bu ülkenin yegâne efendisidir. Saf Türk olmayanların tek bir hakkı vardır: ”Türklere hizmetçi olmak, köle olmak.”

Bu sadece bir politik cümle değildi; Kürtlerin devletle ilişkisini belirleyen zihniyet dünyasının resmi bir ilanıydı. Bu sözün ardından yaşananlara baktığımızda, bunun bir sürç-i lisan değil, devlet ideolojisinin ana sütunu olduğu apaçık görülür. Kürt kimliğini yok sayan, varlığını dil yasağıyla, zorunlu iskânla, sürgünle ve silahla bastıran tüm düzenlemeler bu anlayışın eseriydi.

Diyarbakır ise bu politikaların laboratuvarı gibiydi. Ve bu şehrin hafızası, devletin Kürtlere nasıl baktığını gösteren en ağır sözlerden birini hâlâ taşır.

Rivayet edilir ki 1960’ların başında o dönem Türkiye Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel, Diyarbakır Ulu Cami Meydanı’nda halka seslenirken şöyle dedi: “Ben Kürdüm diyenin yüzüne tükürün!” Bu sözün arşivlerde bulunup bulunmadığından daha önemli olan, Diyarbakır halkının belleğinde yer etmiş olmasıdır. Çünkü Kürt, yıllarca devletin gözünde inkâr edilmesi gereken, kimlik değil “sorun” olarak tarif edilen bir varlık hâline getirilmişti. Cemal Gürsel’in bu sözü, o zihniyetin gayriresmî ama en dürüst ifadesiydi.

Bugün CHP, geçmişiyle yüzleştiğini söylüyor. “Demokratikleşme”, “eşit yurttaşlık”, “yerinden yönetim” gibi kavramları sıkça kullanıyor. Ama pratikte değişim sınırlı. Anadilde eğitim hâlâ tehdit olarak görülüyor. Anayasanın ilk dört maddesi hâlâ tabu. Kürt kimliği hâlâ “Türkiye milleti” kavramının içinde eritilmek isteniyor. İmralı’ya heyet gönderilmesine hâlâ karşı çıkılıyor. Kürt hakları konusunda konuşan parti üyeleri hâlâ hedef hâline geliyor. Bu nedenle CHP’nin “değiştik” söylemi Kürtlerde bir inanç yaratmıyor.

Çünkü bir halk, sadece bugünün sözlerine değil, yaralarının açıldığı dünkü politikalara bakar. Ulusal düzeyde bakıldığında CHP, hâlâ Kürt meselesini güvenlik, oy hesabı ve diplomatik denge üzerinden okuyor. Yerelde ise söylemler daha yumuşak olsa da zihniyet değişimi köklü değil. Diyarbakır’ın sokaklarında, Ulu Cami avlusunda, Silvan yolunda, Çermik’in dağlarında dolaşan o tarihî hafıza canlıdır.

Ve bu hafıza, kimin dost olduğunu değil, kimin ne zaman ne yaptığını unutmayan bir halkın hafızasıdır. Kürt gençleri bugün sandığa gidip CHP’ye oy veriyorsa bu bir umut değil, çoğu zaman bir çaresizliktir. “Belki bu sefer değişmişlerdir” değil, “başka çare yok” duygusudur. Ama unutulmasın: bir halk umudunu başka çarelerde bulmaya başladığında, siyaset de kendi kaderini bulur.

Biz Kürtler, kendi dilimizle, kendi kimliğimizle, kendi geleceğimizi kurmak istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. Adalet istiyoruz. Hafızanın kabulünü, yaraların tanınmasını, inkârın sona ermesini istiyoruz. Zilan’ın soğuk suyunda boğulan çocuklar, Dersim’in mağaralarında kaybolan anneler, Ağrı’nın eteklerinde kül olan evler bize hâlâ aynı cümleyi fısıldıyor: “Dün ne idiyse bugün de o.” Ve biz bunu unutmuyoruz…

İlginizi Çekebilir

Komisyon’da çekimser kalan Yeni Yol Grubu İmralı’ya gitmeyecek
Mansur Yavaş’tan soruşturma izni açıklaması

Öne Çıkanlar