Kardeşlik, insanın doğduğu ilk sıcaklıktır. Aynı evin duvarları arasında başlar; bazen gülüşlerle, bazen küçük kıskançlıklarla büyür. Fakat hayat hızlandıkça, bu bağ yavaş yavaş çözülüyor.
Kardeşlik, artık çoğu evde bir anı gibi kaldı. Oysa kardeş, insanın ilk dostudur; çocuklukta omzuna yaslandığı, büyüyünce sırrını paylaştığı tek kişidir. Kürt kültüründe kardeşlik, “birayî”dir — sadece kan değil, yürek bağıdır.
Zor zamanlarda “emrê xwe daye li birayê xwe”, yani “canını kardeşine vermek” bir onur sayılır. Ama modern hayatın telaşı, şehirlerin soğuk duvarları, ekranların sessizliği bu bağı koparıyor. Artık çocuklar birlikte oynamıyor, anne babalar birlikte dinlemiyor.
Oysa çözüm çok uzak değil: Bir sofra, bir sohbet, bir gülümseme bile kardeşliği yeniden yeşertebilir.
Psikologlar der ki, kardeş kavgası sevginin yokluğundan değil, sevginin yanlış paylaşımından doğar. Çocuklar anne-baba sevgisini sınırlı bir şey sanır; biri biraz fazla alınca diğeri eksilmiş hisseder. Bu yüzden ebeveynlerin görevi, adil olmak kadar, her çocuğun gönlüne ayrı dokunmak olmalıdır.
Çünkü her kardeş farklı bir dildir; biri sessiz sever, diğeri sözle, öteki dokunarak.
Kardeşlik, aileden topluma yayılan bir aynadır. Evde kardeş kavgası varsa, toplumda da bölünme olur. Ailede sevgi, sabır ve empati öğretilmezse, sokakta barışı kim öğretebilir?
Bu yüzden, evde başlar barış. Bir ailede kardeşlik varsa, o evden huzur taşar; o huzur mahalleyi, köyü, şehri aydınlatır.
Somalili bir şair şöyle der: “Barış bir kandil gibidir; bir evde yakılırsa, bütün mahalleyi aydınlatır.
” Gelin o kandili yakalım. Çocuklarımızın kalbinde, evlerimizin içinde, toplumumuzun her köşesinde kardeşliği yeniden büyütelim.
Çünkü birbirine sırtını dönen kardeşler geleceğe de sırtını döner; Ama birbirine sarılan kardeşler, bir halkın kaderini değiştirir…








