Bahçeli: SDG’nin bağımsız bir tümen olarak Suriye ordusuna katılması kabul edilemez

GündemPolitika

MHP lideri Devlet Bahçeli, “örgüt elemanlarının SDG/YPG’ye silahlarıyla birlikte katılmalarını, bu terör örgütü yapılanmasının Suriye merkezi yönetimiyle entegrasyon müzakereleri devam ederken ayrı bir tümen kurma taleplerini milli güvenliğe doğrudan bir tehdit olarak” değerlendirdiklerini vurguladı.

Bahçeli, “PKK’nın başka bir cinayet ve melanet bedene girerek varlığını sürdürmesi Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefleriyle ters düşecek, baştan ayağa çelişecektir” ifadelerini kullandı.

Bahçeli ayrıca, ”Meclis’te kurulan komisyondan seçilecek milletvekillerinin İmralı’ya gitmesi gerektiğini ve MHP, böyle bir heyete katılmaya hazırdır olduğunu” da bildirdi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Halkımızın nabzını uttuk kafalarda biriken soru işaretlerini gidermek için gayret bizden Tevfik Allahtan anlayışıyla hareket ettik. Müessir sonuçlar aldık çelişki içine sürüklenmiş vicdanları samimi temaslarla tatmin ettik. 24 Ekim’den itibaren tasanı dinlemeye kaygını anlamaya geliyoruz diyerek hayırlı günler komşum ziyaretlerini, dinlemedik dert kalmayana kadar derdin derdimizdir konulu sohbetler planladık. Ev ve iş yeri ziyaretlerimizi paylaştık. Ta köylerimize kadar her kapıyı çalacağız, her gönlü kazanacağız ya dertlere çare ya da ortak olacağız. Cumhur İttifakı’nın hedeflerini açıklayacağız, sorunları dinleyecek çözüm yolu bulmanın arayışında olacağız.  Dertleri dinlediğimiz gibi aynısıyla derman olmanın gayretinde olacağız.

“Biz her haneye huzur ve bereket penceresini açacağız. Dertler sağanak sağanak da olsa biz varız ve buradayız. Sorunlar yumak yumak olsa da gene biz varız ve her zaman milletimizin hizmetindeyiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakıyız.

“Çağımızın öne çıkan en büyük sorunu sürekli tırmanan çatışmaların hız kesmeyen ekonomik kapışmaların, devamlı genişleyen ticaret savaşlarının yol açtığı küresel huzursuzluk sarmalıdır. Coğrafyaların tansiyonu kaygı verici seviyededir. Maalesef sağduyunun saf ışığı kesilmiş haldedir. Dünya melez özellikli yeni bir ortaçağ kapanına sıkışmış vaziyettedir. İlker dürtüler dipsiz ön yargılar hegomonik dayatmalar, derinleştikçe derinleşen haksızlık ve hukuksuzluklar giderek yaygınlaşmaktadır. 2. Dünya savaşından sonra tesis edilen uluslararası düzen ve denge mekaniği her tarafından ölümcül darbeler almaktadır. Bu darbelerin neden olduğu tahribatın tamir ihtimali de gün be gün zayıflamaktadır. Sistemsel çöküş neredeyse kaçınılmazdır.

Sudan tepkisi: Sivillere uygulanan zulüm tek kelimeyle dramdır!

“(Sudan mesajı) Sudan ordusu ile çatışan hangi çevrelere taşeronluk yaptığı az çok belli olan hızlı destek kuvvetler isimli paramiliter isimli oluşumun geçtiğimiz günlerde ele geçirdiği şehirde sivillere uyguladığı zulüm tek kelimeyle dramdır. Maruz kaldıkları vahşet neredeyse Gazze’yi aratmayacak düzeydedir. Sudan’da işlenen insanlık suçlarını kınıyor, bu ülkenin birliğe dirliğe ve iç barış huzuruna kavuşmasını diliyorum.

ABD Başkanı Trump ve ABD Ankara büyükelçisi Tom Barrack’a sert çıkış!

“Ateşkes kararının alınmasından bugüne kadar 254 savunmasız insan hayattan koparılmıştı. ABD Başkanı’nın Gazze’deki ateşkesle ilgili kırılgan değil çok sağlam sözleri de gerçeklerle bağını koparan hayal alemine dalan keyfi ve tarafgir konuşan bir siyasetçinin bitmek bilmeyen hezeyanıdır. Madem ateşkes kırılgan değildir o halde 20 günlük zaman diliminde 254 Filistinlinin kanını döken soykırıma devam eden deccal ülkenin hunhar saldırıları nasıl izah edilecektir? İsrail’in ateşkes kararını paravan gibi kullanarak saldırganlıkta ısrar etmesi iki yüzlülük, kalleşlik, fırsatçılık ve insanlık düşmanlığıdır. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’a Bahreyn’in başkentinde Türkiye ile İsrail arasında Hazar Denizi’nden Akdeniz’e kadar iş birliği göreceksiniz beyanatı görev yaptığı ülkeye politik rota çizme densizliğine heves eden bir sefilin ileri düzeyli akıl tutulmasıdır. Ülkemizde görev yapa dış misyon görevlilerinin yerini yurdunu bilmesi lazımdır. Hudut aşımına asla girmemeleri asıldır, kaçınılmazdır!

“Önümüze çıkan engelleri teker teker aşacağız”

“Kapalı devre siyaset ve düşünce içinde çırpınarak sonunda durgunluğa boyun eğenlerin temasları, anlayışları, anlatımları, sorun çözme iştahları, münasebet ağları ve empati bağları zayıftır, bu nedenle peşin hükümlerin tutsağı olmaları bir hayat gerçeğidir. Biz doğru yerden, doğru mevziden bakarak, ne gördüğümüzü ve nasıl gördüğümüzü peşin yargıların çekim alanına kapılmadan söylüyor ve paylaşıyoruz. Baktığımız yer milletimizin engin bakış noktası, haysiyet ve hassasiyet çizgisidir. Bugünden gördüğümüz, ayrıca tarihin yaşanmış gerçeklerden damıtarak gösterdiği hakikat ise huzurlu, umutlu, güvenli, gelişmiş, barışçıl ve refah içinde serpilen büyük ve süper güç Türkiye’nin mimarisidir. Bu mimarinin inşa ve ihyası yalnızca siyasi sorumluluğumuz değil, gelecek nesillere, geleceğin ümidi olan torunlarımıza vefa borcudur. Türk yönetim tarihinin ve geleneğinin akla dayandığı bilinmektedir. Aklın hayal kırıklığını önlediği, toplumun umutlarına nitelik, devletin hedeflerine içerik kazandırdığı hep söylenegelmiştir. Biz aklımızı kullanarak, inancımızın ve irademizin bayraktarlığı altında toplanarak, doğruya bağlılığımızı uzlaşmanın bereketiyle temellendirip önümüze çıkan engelleri teker teker aşacağız. Özellikle ifade etmek isterim ki, aynı yerde bulunmak, aynı nitelikte olmanın göstergesi değildir.

“Bizim zehirle işimiz yok, balın peşindeyiz”

Hz.Musa ile Firavun, Hz. İbrahim ile Nemrud, Hz. Muhammed ile Ebu Cehil aynı suyu içtiler. Ne var ki aynı suyu içen arı bal verirken, yılan zehir döktü. Bizim zehirle işimiz yok, balın peşindeyiz, biz huzurun müdafisiyiz, biz milli birlik ve beraberliğin kıyamete kadar varlığını sürdürmesinin azim ve kararlığındayız. Hayat ve siyaset adeta kafa karıştıran ters akıntılarla dolu bir denizdir. Sabır, sebat, metanet, muhabbet ve olgunluk ise akıl çelen arsız köpükleri göğüsleyen birer yalçın kayalıktır. Yılan, yorulan, ürken, sinen, korkan, kaçan, saklanan değil, sorunlara meydan okuyan cesaret ve dirayetle yalçın kaya gibi duracağız. Başka gemilerin dümen suyuna kapılmadan, Alabora olmadan, Fırtınalı denizleri birer birer aşmanın, kalıcı barış ve huzuru sağlamanın şaşmaz ve sarsılmaz amacındayız.

“Ok yaydan çıkmış kutlu hedefe kilitlenmiştir; Terörsüz Türkiye, ayağındaki paslı zincirleri kıran muktedir Türkiye’dir”

Maksadı bulanık, bakışı dağınık, iradesi çarpık, iddiası güdük, itibarı sönük kimi çevrelerin “Terörsüz Türkiye” hedefini sabote etme çabası, duygusallıkları kaşıyarak provokasyonlara teşne olma gayreti bizim nazarımızda yok hükmündedir. Terörle anılan bir ülke olmaktan hızla kurtuluşun adım adım ilerlediği şu günlerde “Terörsüz Türkiye” seferini durduracağını zannedenlerin, buna dair siyasi plan yapanların üzerinde durdukları zemin kaydıkça daha çirkefleşmeleri beklenen ve öngörülen bir durumdur. Bilhassa değinmek isterim ki, Osmanlı İmparatorluğu’nda düzen bozucu faaliyetlere fesat çıkarmak denirdi. İşte bu fesat zihniyeti yeniden hortlak gibi dolaşmaya başlamış, terörü adeta geçim ve ümit kapısı olarak telakki ettiklerini utanmadan, sıkılmadan, hiç de yüzleri kızarmadan teyit etmişlerdir. Fitnenin, fesadın borusunu çalanlar aynı zamanda terörün yanında yöresinde kurnazca hizalanan aymazlar ve ahlaksızlar korosudur. Ok yaydan çıkmış kutlu hedefe kilitlenmiştir. Terörsüz Türkiye, ayağındaki paslı zincirleri kıran muktedir Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye, huzur ve barış içinde yaşayan mutlu Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye, muazzam bir kardeşlik ve kucaklaşma sahnesi olacak muvaffak, muzeffer ve muteber Türkiye’nin nişanesidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarının sonuna gelmiştir. Bu komisyon 5 Ağustos 2025 tarihinden bugüne kadar gayet verimli, yapıcı, sorumlu ve iyi niyetli toplantılarını gerçekleştirmiştir. Ümit ediyorum ki, bu kapsamda belirlenecek ve çerçevesi çizilecek yol haritası mucibince hukuki, siyasi ve demokratik atılımlar geniş ve gerçekçi bir mutabakat düzleminde temin edilecektir.

“İmralı ile Edirne ihtilafı”

Elbette PKK’nın kurucu önderliğinin son düzlükteki görüş, düşünce ve kanaatleri alınmalı, konuyla ilgili günlerdir yapılan kısır tartışmalar sonlandırılmalıdır. İmralı ile Edirne ihtilafı çıkarmanın, “Terörsüz Türkiye” hedefini baltalamanın arayış ve anlayışında olan bazı medya kuruluşlarının, sipariş ve sivri görüşleri seslendiren sözde uzmanların nereye hizmet ettiklerini çok iyi biliyoruz. Hem Öcalan’ın hem de Demirtaş’ın arasına mayın döşemek suretiyle Terörsüz Türkiye adımlarını kösteklemeye çalışanların potansiyel hazımsızlıklarını görüyor, hiç kimsenin de bu oyuna gelmeyeceğini değerlendiriyoruz. Atatürk’ün partisini Ankara’da uzaklaştırıp önce Saraçhane’ye, sonra Silivri’ye, ardından batı başkentlerine telkin ve tembihlerle ite ite sürükleyen, hatta hapseden cahil, köksüz, kimliksiz ve işbirlikçi güruhun kurguları ve kumpasları şüphesiz boşunadır. Sosyalist CHP’yi ikna edebilirler, ama Türkiye’yi ikna edemezler, karşımızda asla duramazlar.

“Milletvekilleri İmralı’ya giderek ilk elden ihtiyaç duyulan mesajları alması süreci çok daha güçlendirecektir”

Bir kez daha ve ısrarla söylemem lazım gelirse, Meclis’te kurulan Komisyon’dan seçilecek milletvekillerinin İmralı’ya giderek ilk ağızdan ve ilk elden ihtiyaç duyulan mesajları alması süreci çok daha güçlendirecektir. Milliyetçi Hareket Partisi böylesi bir heyete katılmaya hazırdır.

PKK’nın Türkiye’den çekilmesi: Bugüne kadar İmralı sözünü tutmuştur; umutlu olmamız için pek çok sebep var

Korkuya, kaygıya, çekinmeye, çelişkide bocalamaya gerek yoktur. Bugüne kadar İmralı sözünü tutmuş, açıklamalarının arkasında durmuştur. Nitekim 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum çağrısının hitamındaki gelişmelere dikkatle bakılırsa ne demek istediğim gayet berrak şekilde idrak edilecektir. En son olarak 26 Eylül 2025 tarihi itibariyle bir grup PKK’lının ülkemizden ayrılması, münfesih örgütün tamamen çekildiğini duyurması Terörsüz Türkiye hedefinde kayda değer gelişmelerin tezahür ettiğini gözler önüne sermiştir. Umutlu olmamız, gelecekten heyecan duymamız için pek çok sebebimiz vardır ve ortadadır. Biz bardağın dolu kısmına bakıyor, eften püften, sudan ve kıytırık bahanelere sığınarak acaba sorusunu kafamızda tutmuyor, kuşkulu bir pozisyon almıyoruz. Doğru sözlü, iyi fikirli, yüce gönüllü, yumuşak huylu ve ağır başlı hareket ederek anlamsız ve içi boş güç ve enerji kaybına göz yummuyoruz. Ancak temkin ve tedbiri de elden bırakmıyor, ihtiyatlı iyimserliğimizi sonuna kadar muhafaza ediyoruz.

“Örgüt elemanlarının ayrı bir tümen kurma talepleri milli güvenliğimize doğrudan bir tehdit!”

Bölücü terör örgütünün örgütsel varlığı lağvedildikten sonra örgüt elemanlarının SDG/YPG’ye silahlarıyla birlikte katılmalarını, bu terör örgütü yapılanmasının Suriye merkezi yönetimiyle entegrasyon müzakereleri devam ederken ayrı bir tümen kurma taleplerini milli güvenliğimize doğrudan bir tehdit olarak değerlendiriyoruz. PKK’nın başka bir cinayet ve melanet bedene girerek varlığını sürdürmesi Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefleriyle ters düşecek, baştan ayağa çelişecektir. Türkiye’mizin ve Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne karşı oluşacak yakın tehlikenin bire bir takibiyle birlikte sahada önüne geçilmesi akut bir ihtiyaç olarak karşımızdadır.

Beklenen Cumhur İttifakı açıklaması geldi: “Terörsüz Türkiye hedefi etrafında” vurgusu dikkati çekti

Şunu da herkesin bilmesinde yarar görüyorum; Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur ittifakı arasında Terörsüz Türkiye hedefi etrafında ne bir görüş ayrılığı ne de siyasi bir ihtilaf asla, kat’a söz konusu değildir. Ne tuhaf bir garabet haldir ki, Cumhur İttifakı’nda sürekli kriz izi sürüyorlar. Çatlak var demekten bıkmadılar, cam çerçeve kırıldı demekten usanmadılar, koptu kopacak, bitti bitiyor yalanlarından hiç dönüş yapmadılar.

Biz çeliğe su verdikçe, biz vatan ve millet aşkında tek yürek oldukça, CHP’sinden diğer muhalefet partilerine, yarım porsiyon aydınlardan fikri saplantı içinde sarkaç gidip gelen fuzuli yorumculara, bir kısım köşe yazarıyla sosyal medya tetikçilerine kadar niyet okuyucuları papatya falı açıyorlar. Çünkü 15 Temmuz’un karanlık gecesinde kutup yıldızı misali parlayıp meydanlarda anıt gibi kurulan böylesi ahlaki ve fazıl bir siyasi ittifaka bünyeleri alışkın değil, akılları almıyor, seciyeleri bir türlü yetmiyor. Eniği cücüğü, ipsizi sapsızı, yandaşı yoldaşı Cumhur İttifakı çöktü çökecek derken ne hikmetse yorgunluk emaresi göstermediler. Cumhur İttifakı’nı oluşturan partilerin tüzel kişiliği, dünya görüşleri, siyasi mazileri, küresel gelişmeleri ve Türkiye’yi yorumlama biçimleri tabiatıyla faklıdır, bu da son derece doğaldır. Fakat Cumhur İttifakı’nın hepsinden önemli, belki de inatla üzeri örtülmek istenen bir özelliği ise Türkiye ve Türk milleti sevdasının aşılmaz kalesi, hesabi değil hasbi ve harbi birlikteliğin serdengeçti iradesi olmasıdır. Cumhur İttifakı bayraktır, vatandır, millettir, dünyayı Türkçe okuyan, ihanete ve zulme kahramanca direnen Kızılelma ruhu, İ’la-yı Kelimetullah şuurudur.

29 Ekim ve Kıbrıs iddialarına ilişkin açıklama

29 Ekim tarihinde Anıtkabir’e niye gitmemişim, Külliye’deki Cumhuriyet resepsiyonunu neden protesto etmişim. Yok Kıbrıs politikasında derin anlaşmazlık varmış, yok gözünün üstünde kaşın varmış, yok öyleymiş yok böyleymiş. Geçiniz beyler geçiniz, iddia sahiplerinin hepsi çuvalladı, yine ters köşeye yattı, zahmet olmazsa sahte ve kaotik görüşlerinizi Cibali Karakolu’na gidip anlatın. Galata Köprüsü’nü satarken yakayı ele veren Sülün Osman hayatta olsaydı bu kadarına da pes doğrusu diyerek tasını tarağını topladığı gibi terki diyar eylerdi. 29 Ekim’de Anıtkabir’e gitmemizin nedeni insani bir halden kaynaklanmış olamaz mı? O gün için özel bir durumla muhatap kalmamız ihtimal dışı mı? Bundan dolayı belki de turnusol kağıdı gibi kimin kiminle iş çevireceğini, ne söyleyeceğini, kafasının içindeki spekülasyonların deşifresi için bir imtihan vesilesi, bir test vetiresi, bir öğrenme veçhesi olarak görmüş ve düşünmüş olamaz mıyız? Anıtkabir’e haydi gidemedik, peki resepsiyona katılınca bu defa da Anıtkabir’i protesto etmiş gibi takdim edilmeyecek miydik? Anıtkabir’deki törene gitmeyince resepsiyona katılmak ne kadar doğru, dengeli ve isabetli bir davranış olarak değerlendirilirdi? Peki Anıtkabir’e gitmeyip de koşa koşa resepsiyona katılanları, boy boy fotoğraf karesi servis edenleri görmemek ayıplı ve alçalmış bir çifte standart değil midir? Ben az söyledim, tezvirata ve tefrikaya yatırım yapan güruh çok anlasın, eğer anlayabilirse, eğer takatleri yeterse. Tilkiye sormuşlar, seni tavuk çiftliğine müdür yapalım mı? “Güleceğimi tutamıyorum, maaş falan da istemem, gönüllü çalışırım” diye cevap vermiş.

“AK Partiyle aramızda bir hadise değil iki tarafı sımsıkı saran ve kuşatan bir hakikat vardır”

Malum ve mahut çevrelerin 29 Ekim’deki tablodan mütevellit zannederim güleceklerini tutamadıkları da aşikârdır. Tıynetini çok iyi bildiğimiz bir gazeteci, merhum Server Yesari Bey’in Hisarbuselik şarkısını dinlemeye ne derseniz diyerek, arada hadiseler var, MHP ile AK Parti’nin bağı kopar mı başlıklı bir köşe yazısını geçen pazar günü kaleme almış. Detaya girmeden şunu söylemeliyim ki, AK Partiyle aramızda bir hadise değil iki tarafı sımsıkı saran ve kuşatan bir hakikat vardır, akıl ve vicdanları ipotekli olanların bunu anlaması ise mümkün değildir.

Bahçeli’den de FETÖ vurgusu geldi: Şimdi birileri kulağını açıp dinlesin, gök girsin kızıl çıksın.

Dedikodunun gönüllü havarilerine, fesadın canlı cesetlerine, FETÖ’cü hainlerin yalan ve iftira dolu sözlerine eyvallah edersek, Türk ve Türkiye Yüzyılından dönersek, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulan Türk milliyetçiliğinden ödün verirsek, şimdi birileri kulağını açıp dinlesin, gök girsin kızıl çıksın. Cumhur İttifakı yoluna devam edecek, tarihi mücadelesini sürdürecek, yeni yüzyılın çatısını el birliği, güç birliği, hedef birliği, inanç birliği, ülkü birliği eşliğinde imanla örecektir.

/Kaynak: t24/

 

İlginizi Çekebilir

Bahçeli: Demirtaş’ın tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır
CHP’den AİHM kararı çağrısı: ‘Demirtaş ve tutuklu siyasetçiler derhal tahliye edilmelidir

Öne Çıkanlar