Suriye’nin güneyindeki Süveyda kırsalı, aylar önce gerçekleşen ağır saldırıların yaralarını hâlâ taşıyor. Her geçen gün yeni kayıplar gün yüzüne çıkıyor. Yalnızca son dört gün içinde beş kişinin daha cenazesi bulundu. İsimleri bilinmeyen bu kurbanlar, ailelerine ancak üzerlerindeki kıyafetlerden tanıtılabiliyor.
Bu tablo, halkların çaresizliğini ve bölgede sistematik olarak işletilmeyen adalet mekanizmasını gözler önüne seriyor. Kıyafetler: kaybolan yüzlerin sessiz tanıkları Bulunan cenazeler, savaşın en çıplak hakikatiyle yüzleştiriyor bizi: kayıplar.
Bir genç, mavi pijamasıyla; bir diğeri beline sardığı kırmızı şalıyla; bir başkası askerî pantolonuyla… En son bulunan kilolu, sakallı bir erkek, üzerinde “NIKE” yazılı tişört ve “adidas” logolu eşofmanıyla teşhis edilmeye çalışıldı. Her bir parça giysi, artık kimliklerin tek izi hâline gelmiş durumda. Bu durum, insanlık onurunun nasıl yok sayıldığını en çıplak hâliyle ortaya koyuyor.
Toplu saldırılar ve mezhep temelli şiddet
Süveyda’nın köyleri, Temmuz ayında geçiş hükümetine bağlı yerel çete güçlerinin baskınlarına tanık oldu. Evler yakıldı, insanlar yerinden edildi, siviller katledildi. Bu saldırılar sadece birer can kaybı değil; aynı zamanda toplumsal hafızayı derinden yaralayan mezhep temelli bir şiddetin izlerini taşıyor. Bu topraklarda yaşananlar, ‘geçiş hükümeti’ ve daiş artığı yerel selefist cihatçıların hesap vermekten nasıl uzak tutulduğunu, halkların yaşam hakkının nasıl hiçe sayıldığını açıkça gösteriyor.
Adalet krizi ve İnsan Hakları ihlali
Tıbbi merkezlere hâlâ yeni cenazeler taşınıyor. Aileler, kayıplarını giysi parçalarından, bulanık fotoğraflardan tanımaya çalışıyor. Sıcak hava ve vahşi doğa, bedenleri hızla yok ediyor. Buna rağmen geçiş hükümetinin cihatçı çeteleri yargılanmıyor, köylerdeki yanmış evlerin gölgesinde bedenler hâlâ toprağa karışıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporları, Süveyda’daki bu süreci “toplu mezarlar ve yerinden edilmiş siviller üzerinden yürütülen sistematik bir insan hakları ihlali” olarak nitelendiriyor. Bu tanım, aslında yalnızca bir rapor değil; tarihin önümüze koyduğu ağır bir iddianamedir.
Tarihsel ve siyasal bağlam
Süveyda, Dürzî kimliğiyle ve jeopolitik kırılganlığıyla, bu saldırıların sadece yerel bir çatışma olmadığını gösteriyor. 2011’den bu yana özerklik talepleri, merkezi baskılar ve milis şiddeti birleştiğinde ortaya çıkan sonuç: kitlesel şiddet ve toplu mezarlar. Biz Kürtler olarak bu tabloyu çok iyi tanıyoruz. Roboskî’den Zîlan’a, Dersim’den Cizîr’e kadar, kendi tarihimizden bu acının dilini biliyoruz.
Kürdistan’da çatışmalı dönemde yaşamını kaybeden binlerce sivil ve savaşçının cenazeleri Türkiye ve Kürdistan’nın bir çok kentindeki isimsizler mezarlığında. Süveyda’daki kayıpların çığlığı, Kürt halkının belleğinde yankılanıyor. Kayıplarını arayan bizler ve diğer halklar için bu acılar birbirine yabancı değil; halkların ortak yarasıdır.
Ne yapılmalı? Adalet için
Toplu mezarlar bağımsız gözlemcilerce belgelenmeli, DNA testleriyle kimlikler güvenilir biçimde tespit edilmelidir. Aileler için: Yas tutma, bilgi edinme ve defin hakkı güvence altına alınmalıdır.
Toplum için:
Suriye’deki selefist çeteci güç odakların sırtını sıvazlayan, saldırı ve katliamlara karşı üç maymunları oynayan küresel aktörlerin örtbas girişimlerine karşı bölgeye uluslararası insan hakları kurumlarının erişimi sağlanmalı, hesap verilebilirlik tesis edilmelidir.
Gelecek için:
Dürzî toplumunun güvenlik ve yönetişim talepleri, kapsayıcı ve demokratik bir müzakere süreciyle ele alınmalıdır.
Son söz;
Her yeni bulunan beden, sadece bir canın kaybı değil; aynı zamanda adaletin, hafızanın ve insan onurunun kaybolmuşluğunun kanıtıdır. Süveyda’da kimliksiz bırakılan kurbanların sesi olmak, yalnızca yerel değil, bölgesel ve küresel vicdanların da görevidir. Bizler, halkların ortak mücadelesine inananlar olarak, bu kayıpların unutulmaması için sesimizi yükseltmek zorundayız. Çünkü biliyoruz ki, adalet talebi tek bir halkın değil, bütün halkların ortak mücadelesidir. Ve bu mücadele, özgür, eşit ve demokratik bir gelecek için vazgeçilmezdir.










