Behice Feride Demir: Aynur’un Sandalyesi ile Dilar’ın Hücresi

Yazarlar

30 yıl ve iki seferlik ertelemenin ardından tutuklu bir Kürt kadını daha özgürlüğüne kavuştu. Tarihe 30 yıllıklar olarak geçecek kişilerden biri olan Aynur Epli, aynı zamanda bir ressam. Gıyaben bir sergi açacak kadar içeride eser üretmiş. Ancak Epli’nin cezaevinden çıktıktan hemen sonra verilen bir mola esnasında sandalyede otururken çekilen kısa videosu, içeride geçen yılların özeti gibiydi. Epli’nin geceyi izleyişi, cep telefonu ile ilk konuşması ve akrabalarının ona bakışı dokunaklıydı.

Zira bekleyen ile beklenen tartıya konulursa, bekleyenlerin acısının daha ağır bastığını düşünüyorum. Hele Kürdistan davasının kapsamına bakarsak, ailelerin evlatlarından daha fazla trajedi yaşadığı muhakkak. İçerideki kişi davasının kaderi ve kurallarıyla özdeş bir ruh hâline bürünürken, dışarıdakilerin o kişinin yokluğunu sindirmesi pek mümkün olmuyor. Yani tutsaklık sadece içeridekinin değil, dışarıdakilerin de huzurunu çalıyor.

Bu nedenle, bir sayı gibi dizdiğimiz yıllarda binlerce ailenin hayatı var. Üstelik yaşam hakkı ihlali olan uzun tutukluluk hem bu hikâyeleri hem de halkımızın geleceğini tehdit ediyor. 1990’dan itibaren bir Kürt öğütme makinesi gibi çalışan, Nusret Demiral ve Nuh Mete Yüksel’li DGM sisteminde binlerce Kürt genci özellikle fazla cezalara çarptırıldı. Otuz yıllıklar bu mahkemelerin kurbanı.

Kürtlerin mücadelesi o kadar yıpratıcı, unutkan ve kesintisiz bir olay örgüsüne sahip ki, durmaksızın her en son olayın büyüklüğü ile geçmişi unutturulmakla yüz yüze bırakılıyor. Örneğin 1990’dan itibaren DGM ve OHAL sistemi devlet politikası olarak uygulanırken, Kürtler DDKO ve Diyarbakır işkencehanesindeki yargılamalarının hesabını soramadı. Sorgusuz sualsiz olay biriktirmek devletin işine gelen bir yöntem. Yani devlet bir yandan bilerek tutukluyor, bir yandan unutturuyor, bir yandan da pazarlık kozuna çevirerek masaya güçlü gelmeyi başarıyor.

Ne yazık ki bu taktiğe karşılık, bizim de uluslararası hukuktan faydalanma ve her yolu deneme konusunda gerekli kurumsal dakikliğe sahip olduğumuz söylenemez. Hukukun siyasileşmesi bizde de geçerli. O kadar geçerli ki, yoksul ailelerin, ağır ceza alanların, uzak yerlere sevk edilenlerin takibinin yapılabildiği, uluslararası standartlara uygun kurumlarımız yok.

Hapishanelerin yalnızca İHD ve tutuklu yakınları derneklerine bırakılması bu ilgisizliğin bir diğer kanıtıdır. Bu konuda özel bir hassasiyet gösterilmediği takdirde aynı akıbeti yaşayabilecek onlarca kişi içeride beklemeye devam edecek. Örneğin 29 Ekim’de hikâyesini yazdığım Dilar, yani Türkan İpek’in durumu da böyledir. İpek, Nisan 1991’de Diyarbakır kırsalında esir düşüyor. 34 yıldır içeride ve buna rağmen durumu hiç merak edilmiş değil. Öğrendiğim kadarıyla Dilar, cezası idamdan ağır müebbete çevrilen dört kişiden biri olarak içeride ve sağlığı ciddi zarar görmüş. Eğer genel bir af ya da özel bir düzenleme çıkmazsa dışarı çıkma ihtimali en az olanlardan biri.

Hikâyesinin detaylarını öğrendikçe Dilar’ı yazmaya devam edeceğim. Zira o,1980 sonrası Avrupa’da başlayan kültür-sanat faaliyetlerinin bir aktivisti ve Koma Berxwedan’ın umut vadeden solistlerinden biriydi. Almanya, Beka, Diyarbakır kırsalı ve çeşitli cezaevleri arasında geçen 34 yıl, bu sessizlik sürdüğü sürece devam edecek. Kurd Archive’nin 27 Ekim’de yayınladığı kısa bir Dilar videosu onun hikâyesinin ortaya çıkışına giden yolu açtı benim için. 29 Ekim’de Nupel’deki “Gelo Kî Dîlarê Nas Dike: Ew 34 Sal e Girtî ye” adlı kısa makale ile durumu anlatmaya çalıştım. Daha sonra sevgili Bedran Dere, aynı yazımı referans göstererek unutulmaz bir program yaptı. Program şimdiye kadar 31.126 kişi tarafından izlenmiş; 2.300 beğeni ve 115 yorum almış. Kürd Arşiv’deki klip ise 8.400 kişi tarafından izlenmiş, 21 yorum ve 311 beğeni almış. Elbette bu tür şeyler Dilar’ın davası ve hayatının karşılığı değildir. Yine de, 34 yıldır her türlü insan hakkına aykırı şekilde tutuklu olan Dilar’ın son iki haftada en az 50 bin kişi tarafından yeniden dinlenilmesi, hatırlanması ve ekranda görülmesi onu kurtarmaya vesile olabilir.

Kim bilir, 10 veya 20 yıl önce biraz gündeme getirilseydi belki de sağlığı daha iyi olacaktı. Dinleyicisi olarak yaşadığını bilmek bizi mutlu etse de içeride unutuluşu da bir o kadar hazin geliyor. Zira o ve selefi Nudem Durak hâlâ içerideler.

Diyeceğim o ki, ne Aynur’un sandalyesi ne de Dilar’ın hücresi gelecekteki Kürt gençlerinin ve sanatçılarının kaderi olmasın artık.

 

İlginizi Çekebilir

Belçika’da Ezidi soykırımı davası: IŞİD’li teröriste gıyabında müebbet verildi
Dava açıldı: Gemini tüm yazışmaları ve görüntülü görüşmeleri gizlice izliyor

Öne Çıkanlar