Behice Feride Demir: Bir Kürt Kadın Siyasetçinin Anıları

Yazarlar

20 Eylül’de Haseke’de Kürt kadınlarının organize ettiği ve 700 delegenin katıldığı kongrenin haberini okuyunca, tarihin nerede ve ne zaman kendini yenileyeceğinin belli olmadığını bir kez daha anladım. Zira bu günlerde yaşadığımız gelişmelerin çoğu böylesi sürprizlerin eseri. Kuşkusuz, kongrelere, tartışmalara ve kalabalıklara aşina bir gündemimiz var. Ama kongre Rojava’daydı ve bu, kendi başına bir yenilikti.

Yenilikti; çünkü 10-15 yıl öncesine kadar aynı tartışma ve imkânlarla geleceğimizin Kuzey Kürdistan’da şekilleneceğini düşünüyorduk. Kuşkusuz Kürtlerin yıllara dayanan mücadeleleri her defasında ayrı bir merkez oluşturma potansiyelini hep taşıyor ve bugünkü gelişmeler biraz da bunun eseridir.

Ama Kuzey Kürt hareketinin uzun zaman bir merkez olarak kalması ve birçok açıdan ulusal sınırlara oynaması, burayı kimi ilklerin odağı haline getirdi. Ancak tarihin sürprizleri bu merkezi de teğet geçmedi. Şimdi hareketin misyonu Rojava ile anılıyor ve Kürdistan’da çoğu şeyin merkezi de değişiyor.

Kadın mücadelesi bundan etkilenen güçlerden biridir ve işi de eskisinden daha zordur. Ancak yine de DDKAD’ın öncülüğünde 1979’da Bitlis’te 1 Mayıs mitingi düzenleyen, Diyarbakır zindanında zulme göğüs geren ve Kürdistan’dan Türkiye sokaklarına uzanan kuzeyli Kürt kadınlarının mücadelesi unutulamaz ve azımsanamaz.

Elbette bu bir ideolojik hırs ya da salt kadınların tercihi değildir. Bilindiği üzere kadınlar, bulundukları her yerde eşitlik ile eşitsizlik arasında yoğun bir mesai harcar. Emek geçişleri zamana yayılır ve bu çoğunlukla yarı sosyal, kişisel, ailevi, yarı da politik hikâyeler olarak hayata karışır gider.

Bu yüzden Kürt kadınlarının siyasal tarihi, her birimizin de bir yol tutma serüvenidir. Kuşaklar arası farklılık arz eden bu sorun, benim kuşağım için açıkçası idealist, doludizgin, hızlı, bireyi önemseyen, kararlı, gönüllü, bazen aşırı politik ve bazen de liberal seçimlerle geçti.

Savaşın Kürdistan taşrasında yaşanması; kır ve şehir gerillası ile bunun paralelinde oluşan kurumsal siyaset alanları kuşağımın amentüleri oldu. Bu yüzden bugün her birimizin bir siyasal seçimi, kalemi ve kitabı var. Olay, yer, zaman ve konu değişse de her kitap bir diğerinin devamı sayılacaktır.

Fatma Nevin Vargün’ün Heval, Sen Daha Özgürleşmedin mi? kitabı da böylesi bir örnektir. Kürdistan’da Kürtlüksüz büyüyen bir kadının; aile, eğitim, yazarlık, memuriyet, siyaset ve en sonunda da sivil toplum çalışmaları ile geçirdiği yıllar, finalde bir siyasetçinin anılarına dönüşmüş.

Fatma Nevin Vargün, 2000’li yıllar içinde özellikle HADEP Kadın Kolları bünyesinde faaliyet yürütenler için tanıdık bir isim. Kendi deyimiyle on yıllık dönemi (1996-2006), Heval, Sen Daha Özgürleşmedin mi? kitabıyla taçlanmış.

Kitaptaki sade dil ve kronolojik anlatım okumayı çok kolaylaştırıyor, ajitasyon ya da yakınmadan uzak durulmuş. Özellikle Kürt kadın hareketinin fikirsel hiyerarşisini düşündüğümüzde, Fatma Nevin Vargün’ün bu bariyeri aşmadaki tutumu cesurca sayılır.

Sosyal medya, internet ve ulaşım imkânlarının değişmesi örgütlenme biçimlerini değiştirirken, günümüz kitle kültürü açısından yüz yüze tartışmalar, sohbetler ve ziyaretlerin gücü gereksiz gelebiliyor. Ancak bireyden, evden ve mahalleden örgütlenmenin nasıl kalıcı sonuçlar yarattığını da yine kitabın içeriğinden görebiliriz.

Üç bölüme ayrılan konular aslında kadın mücadelesinin kısa bir envanteri olmuş. Zira benim için Kürdistan kadın hareketinin Cumhuriyet dönemi ve çok partili hayat sonrasındaki gelişimi; İlerici Kadınlar Derneği ile Devrimci Demokrat Kadınlar Derneği arasında gah bölünen, gah da çeşitlenen arayışların toplamıdır.

12 Eylül ve 1990 sonrasında ise bu toplam, Kürt hareketine demirleyerek bir nevi bugünün lojistiğini oluşturdu.

Yani Vargün’ün İlerici Kadınlar Derneği ile HADEP Kadın Kolları arasında gördüğü, tanımladığı, eleştirdiği ve takdir ettiği durumlar, Kürt kadınlarının farklı süreçlerde aştığı güçlüklerin de kendisidir.

Kitapta köy yakmaları sonrası metropollere sığınan kadınların yaşadığı dil, ekonomik eşitsizlik, eğitim, güvenlik ve karşılaştığı hukuksuzluklar, Vargün’ün gözlem ve tanıklıklarına dayanıyor. Yani bir koldan sokaktaki mücadeleyi, bir yandan devletin baskılarını, diğer yandan da siyaset bürokrasisinin kadınlara çıkardığı engelleri bir bilenden okuyoruz.

Yine Vargün, HADEP’te komisyondan kollaşmaya giden çalışmaları ve kadınların bu süreçteki rolünü tarihî bir eşik olarak Kürt siyasetini içten içe değişime zorladığına dikkat çekiyor.

Örneğin, bana göre Kürdistan’dan çıkan ve hareketin çıkış kodlarıyla büyüyen kadroların tasfiyesi olan kadın kollarının reorganizesi, Vargün’e göre sol ve feminist damarın ayıklanması olarak görülüyor.

Vargün, 227. sayfada bu durumu şöyle yorumluyor:

“Fakat bu değişimler normal bir şekilde işlemedi. Büyük bir tasfiye yaşanmaya başlandı. İki yıl kadar süren bu süreçte DTP hareketi çalışmalarına hızla geçildi. Bu değişimler çok hızlı ve acımasız oldu.”

Bu belirleme, tasfiyenin kadın hareketinin geleceğini değiştirdiğine dair haklı bir eleştiri ve tarihteki yerini alması açısından da olumlu.

Yine Kürt siyasetinin gelenek hâline getirdiği değişim-dönüşüm anlarındaki birikim savurganlığı; kadın hareketinin güç bela kat ettiği aşamalar, kadro kıyımı ile darbelenirken, 228. sayfadaki:

“Herkes evlendi, evine döndü ve çok büyük zorluklar çekti.” analizi, onlarca kadının sitemine tercümanlık ediyor.

Vargün’ün bildiği ve tanıdığı sayıdan hareketle not ettiği bu kıyım hâlâ bir özeleştiri bekliyor.

Yine, özellikle HDP’de zirveye ulaşan kadın örgütlülüğü zemininin eski dönemin eseri olduğunu ayrıca eklemek istiyorum.

Kitapta şahsi deneyim, duruş ve iş yapma konusunda Vargün’ün kendini de katarak bir fotoğraf çektiğini söylemek mümkün.

Hatta Vargün’ün kendini “tepede gören” tutumuna yaptığı samimi eleştiri; hem teoride hem de pratikte bir kadın hakları savunucusu olması, onu birkaç konuda da farklı tespitler yapmaya götürmüş.

Kitap, Kürdistan kadın mücadelesini yakından tanımak, hayati süreçlerini, kadro yapısını ve genel siyasetin kadınlarla kurduğu eşitlik vaadinin neden ve nasıl şekil aldığını bilmek isteyenler için önemli bir çalışma.

Elbette ne Fatma Nevin Vargün, ne onunla beraber çalışanlar, ne de sonrasında kadro, halk ya da seçmen kategorisindeki tüm kadınlar için yazılacaklar, söylenecekler bitmez.

Belki de bu kitap başka kitapların yazılması, verilen emeklerin kaybolmaması için teşvik edici bir adım sayılır. Öncesinde yazılanları doğrulayan, sonrasında yazılması gerekenleri destekleyen.

Galiba “Heval, sen daha özgürleşmedin mi?” sorusuna verebileceğimiz tek cevap:

Evet heval, biz daha özgürleşemedik, olacak.

 

İlginizi Çekebilir

Veysi Dağ: Kürtlerin Türklerle barışmasının yolu İsrail düşmanlığından geçmiyor
Anayasa Mahkemesi cenazesi 7 gün yerde kalan Taybet İnan için yapılan başvuruyu reddetti

Öne Çıkanlar