Kürt diaspora dünyasında on yılda yaşanan değişimi objektif biçimde anlatmak için bu başlıktan daha esnek bir ifade bulamıyorum. On yıl önce Rojava’nın yeni yeni siyasi hayatımıza girdiği eylem dizisinden bu yana Kürt diasporasının geçirdiği evreleri bu denli kapsamlı gösteren başka bir süreç olmadı. Ne hazindir ki yine Rojava sayesinde bu gözlemi yapıyorum.
On yılda dünya Heraklitos’un fragmanlarındaki gibi her şeyi ile değişim nehrine girip çıktı. Değişen her şey ise anbean kendi mobilizasyon alanlarını da üreterek kitlelere ulaşıyor.
Rojava’da yaşanan katliam ve kuşatma durumu da kitlelere doğrudan yansıyan ve kendi tepkisini yaratan örneklerden biridir.
Elbette Kürdistanlıların kalabalık bir diasporası olmakla birlikte dağınık ve ortalama bir örgütlenme tarihi var. Ağırlıklı olarak Soğuk Savaş partizanlığına ve katı merkeziyetçi kültüre dayanan bu ağların halkın dünyasına indiği de söylenemez. Özellikle Kuzey Kürdistan’da süren uzun savaşın diasporaya yüklediği yükün ağırlığı, burayı yaratıcılıktan uzak tutmuş. Bu zorakilik kadro niteliğini çok düşürürken, kurumları da hantal, içe kapanık ve birer hemşeri kulübü moduna sokmuş.
Yani dünya teknoloji, bilgi, siyaset, yönetim ve insan kaynakları transferi yaşarken, diasporadaki kurumlarımız kitlelerinden kopuk hâlde kalmış. Gençlerin pek de uğramak istemediği, uğradıklarında ise kendilerini ve fikirlerini bulamadıkları bu yerler zamanla orta yaş üstü yöneticilerin kendi bürokrasisini ve diplomasisini icra ettiği mekânlara dönüşmüş.
Siyasal olaylar sadece yeniye yer açmaz, eskinin de çöküş nedenini ifşa eder.
Rojava’nın ikinci dalga etkisi de böyledir. Kürt halkı kurumları beklemeden ve onların eskimiş yöntemlerine takılmadan sokağa indiğinde, aynı zamanda diasporadaki kitle ve kurumlar arasında açılan mesafeye de ayna tutuyor.

Kuşkusuz Rojava’da Türk devletinin yaptığı katliamla yüreği yanmayan ve ruhunda fırtına kopmayan Kürt yok. Halkın arasına katılınca bu fırtınanın etkisini görmek mümkün.
Ancak son bir haftada diasporadaki halkın yarattığı inisiyatif çeşitliliği, duygusal bağ ve siyasi sorumluluk, Kürt halkının bulunduğu tarihsel noktadan geriye düşmeyeceğinin gösteriyor. Partilerimizin kendine göre propaganda ettiği ulusal birliğin, halk nezdindeki tanımlanışı ve tamamlanışı Kürt siyaseti için yeni sabitleyici olgular içeriyor.
İdeolojik çekişmelerin işlevsiz kaldığı, ayrımcı retoriğin artık heyecan, ciddiyet, ilgi ve destek bulamayacağı bu yeni sabitlerde esas güç ise yeni nesildir.
Sanırım Rojava’nın ulusal bir sembol, sermaye ve yeni yüzler alanı olarak kendini benimsetmesinde bu yeni neslin payı yüksektir.
Yani anne babalarının yaşlanmış, kısmen başarısız kalmış, Avrupa yaşamıyla uyum sağlayamamış değer albümleri yerine, kendi gençliklerinin tanıklığı ve kavrayışı baskın geliyor.
Dünyayı tembih ve teorilerle duymak yerine, kendisinin sahip olduğu onlarca uygulama aracılığıyla dünyanın her yeriyle kontakt kuran bu nesil, kendi ideolojisini seçip kendi kimliğinin boşluklarını da doldurabilmektedir.
Bu nedenle Rojava’ya destek mitinglerinde artık partilerin ikinci planda kaldığı; yöneticilerin sadece güvenlik sağladığı, kötü müzikler eşliğinde slogan attırdığı ama kitlenin kendi beklentisini meydana yansıttığı girişimlere tanıklık ediyoruz. Bu tanıklıklarda kırgınlık, kararlılık, haklılık ve vazgeçilmezlik duyguları öne çıkarken, Kürdistanilik mitinge gitmenin acil görevi olarak belirginlik kazanıyor.
Miting alanında Grönland’dan Rojava’ya uzanan, Davos zirvesini aratmayan tartışmalara kulak misafiri olmaktan kendinizi alamazsınız. Kritik bir dönemde olduğunuzu en çok bu ikili ve üçlü mini zirvelerden anlarsınız. Türk devlet medyasının kışkırtıcı algılarının aksine Kürt halkı tarihsel gelişmeleri neden-sonuç ilkesiyle değerlendirmekte ve Rojava’ya statü talebini birbirine anlatmaktadır.
Hatta “Yek en yek e yek e Kurdistan yek e ” sloganı, diasporanın son on yıllık yaklaşımını özetleyen en somut adımdır.
Kürt halkı işlerin sözle olmayacağının artık farkındadır. Bu nedenle hızla toparlanmayı, Batı başkentlerine diplomatik baskı uygulanmasını ve Rojava’daki kuşatmanın uzama ihtimaline göre hazırlık yapılmasını bekliyor.
Miting meydanına, sosyal medyaya ve meydanların sesine baktığımızda, partiler artık halkı kendine uydurmak yerine kendini halka göre yapılandırmanın vaktinin geldiğini görmelidir.
Buna inanmayan sokağa çıksın, halkın arasına karışsın. Diaspora sokağı değişmekle kalmıyor, değiştirmeye de çok yaklaşıyor.
Kürdistanlıların bu kararlılığına saygı duymak isteyenler ulusal karşıtlıkların birliğini sağlayıp halkın her türlü farklılığını kabul ederse, Kürt güçlerine bu krizi minimize etme imkânı doğabilir.
Mevlana boşuna dememiş:
“ Cihan-ara cihan içindedir bilmezler Şu mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler..”
Yani derya millettir ve milletin desteği, her kapıyı açan en büyük ulusal ve uluslararası güçtür.









