Zaman zaman doktor, öğretmen, yazar, gazeteci, mühendis, küçük işletme sahibi ve ev kadını olan birkaç arkadaşımla yaptığımız sohbetlerde, çoğumuzun bir miras payı anısı olduğunu görüyorum.
Yaşları, yaşam tecrübeleri, sınıfsal, eğitsel ve siyasal kökenleri farklı olan bizlerin; dünden bugüne ve muhtemelen yarına kalacak olan tek ortak noktası, miras dağıtımında karşılaştığı ayrımcılıktır.
Her birimizin kendini ifade etme, yaşamını kurma, bir siyasi kimlik edinme, ekonomik özgürlüğünü kazanma konusunda hiçbir korkusu olmamış ve olmayacaktır.
Hayatlarının bir döneminde baba evine ekonomik destek ve emek veren; ulusu için işkence gören, hapis yatan, sürgüne çıkan; sosyal ve kültürel parkurunu seçip en az bir üniversite bitiren bu kadınların durumu, tarihimizin bir datası sayılır.
Anne, baba, kardeş, amca, dayı; bazen din adamları, bazen de kolektif kararların meşrulaştırdığı miras dışı bırakılma, miktar ve taşınmaz olarak az olsa da adalet, saygı ve eşitsizlik açısından kocaman bir sorundur.
İlk etapta maddi ve aile içi görünen bu yaklaşım; evden sokağa, okuldan inanç merkezine, adliyeden belediyeye, toplumsal ilişkilerden anayasal güvencelere en sonunda da kadın-erkek eşitliğinin kaynağındaki tarihsel algılara kadar uzanmaktadır.
Kız ve erkek evlatlar arasında eşit değer paylaşımı yapmayan ve yaptırmayan ebeveynler, çocuklarının tek ve çiftler olarak yakınları, arkadaşları ve toplumla eşit, saygın ve medeni tutumlar edinmesine ket vurup, onların kişiliğini zedelediğinin farkında değildir.
Her ulusta olduğu gibi, Kürdistan’da da kadın-erkek eşitsizliği bir sorundur ve bu siyasal sorunların kronikleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Şiddet, travma, yozlaşma ve yabancılaşmanın körüklediği ulusal meselenin kapsamından dolayı bu sorunun yarattığı aksilikler gölgede kalsa da, toplumsal dinamiklere olan etkisi bazı durumlarda kendini göstermektedir. Arazi kavgaları, sözde namus cinayetleri ve kan davaları bunlardan bazılarıdır.
Kuşkusuz elimize geçen kaynaklar, sözlü tanıklıklar, kısmen gelenekler ve büyüğümüz olan kadınların ikinci sınıf olmayı reddeden cesur ve kendinden emin anlatıları olsa da bu, toplumun genelini ifade etmiyor. Ve tarihlendirilmemiş milyonlarca eşitsiz hayat halini ortadan kaldırmıyor.
Bugün bile bunu doğrulayan farklı emareler, eylemler ve bunlarla olan mücadeleleri görüyoruz.
Ne yazık ki ulusal davanın merkezinde olan siyasi partilerimizde bile eşitliğin nedenleri ve gerekleri için köklü bir talep ve eşitsizlik özeleştirisi yok. Hatta aydın ve entelektüel ortamlarımızda, toplumda görünürlük kazanmaya çalışan erkeklerimizde bile eşitsizlik kültürü tavan yapıyor.
Bir yanda ulusal davada Kürt kadınları için maziden pembe bir tablo çizip kadın haklarını ev içi bir mesele sayanlar; diğer yanda maziyi mezarlık olarak niteleyip sosyal ve kültürel birikimlerden ezbere çıkarımlar yapan bir siyasi ortamımız var.
Kadınların eşitliğini hem ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında hem de bireysel eşitlenme olarak görmeyi ihmal eden bu bilinçaltı, cinsiyet eşitliğine yer ve zaman tayin edebilecek kadar da nobran.
Kuşkusuz, Kürdistan bir kez daha uluslararası sömürge olmanın en sarsıcı döneminden geçiyor. Dünya düzeni kendini aradıkça, Kürdistan’daki artçı sarsıntıları da durmayacak. Ve bizler de eşit bir yaşam düzeni için her türlü mücadeleyi vermeye devam edeceğiz.
Ancak savaş devam ederken toplum büyüyor ve gençleşiyor. Nüfus hareketliliğinin hızlı olduğu ve üstelik egemenlerin aç kurtlar gibi cirit attığı bir yerde; eğitim, kültür, bilinçlendirme ve kimlikli şahsiyetler yetiştirme görevi ebeveynlere düşüyor.
Kadınları mirastan mahrum bırakmak ve ayrımcılık hedefi haline getirmenin hiçbir ekonomik ve dini açıklaması olamaz.
Hırsızlığın, rantın, fundamentalizmin, otoriterliğin, cehaletin, yoksulluğa teşvikin, sömürgecilerin yaydığı hurafeleri ve cinsiyet eşitliğini gereksiz gösteren zihniyetlerin çürümüş bedelini gençler ödememeli.
Egemenlerin aksine, mirastan pay alma hakkı Kürdistan’da anayasanın değişmez maddeleri arasına alınmalı. Sömürgecilerin ailelerimizi, iletişimlerimizi ve ilişkilerimizi düzenleme ve bunu işlerine geldiği gibi kullanmalarına dur denilmeli.
Çağdaş, özgür bir millet ve güvenilir bir sosyal düzen ancak eşit miras bırakabilen ebeveynlerle kurulur ve korunur.
Evinde ve ruhunda eşitlik duygusu olmayanın, geleceğe kalma şansının olmayacağını hayatın kanunu göstermiştir.
İyi haftalar!








