Kadın mücadelesinin öncülük alanları ve buna bağlı gelişmeler hepimizin etkilendiği ve tanıklık ettiği değişimler bütünlüğüdür.
Son Kürt hareketinin bünyesindeki grup çalışmalarının ordu ve yasal örgütlenmeye yönelmesi Kuzey Kürdistan’daki kadınlar için tarihi hızlandırıp pek çok mücadelenin iç içe yürümesini sağladı. Botan Mirliğinin yıkılmasından sonra saltanatçı ve ittihatçı çevrelerin Kürt toplumsal ve ulusal birikimini yok saymak için durmaksızın inkarcı ideoloji ve dinsel müdahaleler tasarladığı bir atmosferde Osmanlının başkentinde Kürt kadınları teali cemiyetinin kurulması(1919) gözden kaçırılmayacak kadar moral vericidir. Yine Kemalist rejime karşı Kürdistan’ın Başkenti Amed’ te DDKAD’ın (Dr. Şivan hareketinin desteği ile 1977) kurulması Kürt kadınlarının ayrı ulusun temsilcileri olarak gösterdikleri direnç bugün dahi cesaretlendiricidir. Bu iki yapının birbirini tamamlama mesafesi uzun olsa da Kürt kadınlarının Doğu Kürdistan’da Mehabad (1946) Güneyde KDP (1952) ve 1989’da YNK’ye bağlı kurulan Kürdistan Kadınlar Birliği ‘nin de benzer kültürel, eğitsel kısmen politik faaliyetler yürüttüğünü biliyoruz.
Ancak kuzeyli kadınların 1990’da 3.kez dümenin başına geçip özgürlüğe yelken açışları dört parça içinde ve dışında milletçe egemenlerin pusulasını şaşırtmamıza neden olacaktı. Bu yolculuk bazen korkunç bilançolara bazen kimi sosyal ve politik kalıpları kırdığı için takdir edilesi oldu. 1993’ten itibaren Türk MGK kararıyla başlatılan köy yakma, boşaltma ve insan kaynağının Türk metropollerine zorla sürülmesiyle Kürt kadınlarını da kendiliğinden siyasetin sürpriz kilit oyuncusu haline getirdi. Bilhassa Refah partisi ile HEP’in mirasçısı olan partilerin Kemalist sistemi zorlayan aksiyonlarında farklı yelpazelerde örgütleyen, seçen ve seçilen kadınların rolü yadsınamaz.
Bunu takiben Kürdistan’da HEP’le verilen start HDP’deki standart arayışı; birebir kazanma, komisyon, teşkilat, kollaşma ve en sonunda yüzdelik kota, kadınlar için sosyal ve politik talepleri sağlamlaştırdı. Uluslararası görüşmelerde kadınların aktör olarak masada olması bu nedenle tesadüf olmayıp, bu kaplam ve konvansiyonelin yansıması olarak kabul gördü. Bu kabuller Kürt toplumunu sömürgeci odaklar karşısında devrimci kılarken aynı zamanda egemen rejimlerin Kürdistan’da yaptıklarının boyutlarını da açığa çıkardı.
Ancak Kürdistan meselesinin kuzeyde yerel yönetimlere sıkışıp kalması, istihdam alanın azlığı, devletin baskısı, kadroların 2010’dan itibaren seçime odaklanması kadın mücadelesini bir söylem tekrarına boğdu.
Rojava’nın yükselişi ve HDP’ye yapılan devlet darbesiyle kuzeydeki kadın hareketi bir süre sonra bu söylem gücünü de yitirip sadece kontenjan hakkı ile sınırlandı. Yani legal kadın mücadelesi öncesi olmakla beraber ( Hadep kadın kolları) radikal bir şekilde 2016’da devlet tarafından durdurulup sonrasındaki muadillerinin de önü kapatıldı.
Ancak yine de Rojava’da ortaya çıkan ve fazlasıyla kadınların emek ve eylem sahibi olduğu DeFacto durum bu zararın fazlalaşmasını erteledi. Bunda Rojava’nın hareket tarafından dünyaya bir model olarak sunulmasının ve iradesinin kadın devrimi olarak tanımlanmasının payını unutmamak gerekir.
Kuşkusuz bu tanımlama Kürt kadınları için geri dönülmez bir eşiktir. Kürt kadınları Ulusal ve neo modern kimlik arayışlarını bu kazanımla daha da pekiştirme potansiyeline çokça sahiptir. Ne yazık ki Rojava ayakta kalmaya çalışırken Kuzey ve diasporadaki yapılar bunu daha da geliştirmek ve desteklemek yerine atıl kalıyor. Rojavalı kadınların etrafındaki gericilik yumağına rağmen bu mirası korumaya çalıştıkları ortada.
Özellikle 6 ocakta Türk devletinin desteklediği Halep saldırısı ve akabinde Rojava deneyiminin daraltılması kadın hareketinin 36 yıllık mücadelesini bir sınıra getirmiş durumda. Yani esin kaynağı Kuzeyli kadınların oluşturduğu, dağlardan, hapishanelerden ve kentlerden başlatıp dünyaya açılan kondisyonel süreç 3. Devrini de tamamlamak üzere.
Bu tamamlamaya ana hareketin yaptığı eksen değişimini eklediğimizde bu hinterlandın yeni bir öncülük alanına ihtiyaç duyduğu muhakkak.
- Yüzyıldaki despotik rejimlerin ilk örneklerinden olan Türkiye’deki iktidar ve onun beslemesi olan radikal dinciliğin Suriye’ye el koymasını hesaba kattığımızda çoğulcu, gerçekten çok sesli, insan haklarını yeniden tanımlayan ve yükselen faşist çürütme karşısında ulus ve cinsiyet eşitliği mücadelesinin hangi parçada bayrağı devr alacağı hepimiz için önemli bir sorudur.
Sorudur çünkü Kürt kadınları radikal Arap ve Türk milliyetçiliğinin emperyalist saldırganlığı ile çevrelenmiş durumda. Rojava’nın kendini sağlama alacağı ve Rojhılatın kurban olamayacağı alternatif yeni ulusal programla hem Rojava’yı hem de Rojhilatta sahiplenmek zorundayız.








