Bir siyasi analist değilim, siyaset profesörü hiç değilim ama savaşla büyümenin kontenjanından dolayı beşikten politize olanlardan biriyim. Bu yüzden, modern kimlik süreçlerini doğal şekilde tamamlamış bir Avrupalı gibi siyaset ve ülke geleceği hakkındaki tasarrufum oy vermekle sınırlı değildir. Yazmayı sadece mesleki ve melankolik bir istençle sınırlandırma romantizmine de sahip değilim. Keşke olsaydım.
Keşke partilerimiz hükümet olma, hizmet sunma ve kalkınma programlarında yarışsaydı. Adaylar bize yerelde yapacakları hizmetleri anlatsaydı ve biz de vergi, çevre, kültürel etkinlikler, milli hasıladan düşen gelir gibi tartışmalar yapsaydık. Partiler istediği kadar başarısız olsun, ayakta kalan bir devlet düzenimiz, hazır bir ordumuz ve dost ile düşmanı seçebilen bir politikamız olsaydı.Yani bugün bir Fransız veya Amerikalının sahip olduğu pek çok siyasi feragat, hiçbir Kürt bireyinde yok.
Sadece Kürt bireyinde değil, Kürt parti ve liderlerinde de yok. 79 yaşındaki Mesud Barzani neredeyse altmış yılını savaşta geçirmiş. Sırtını normal bir duvardan ziyade taşa dayamış; bugün dahi savaşçı kıyafetini çıkarmadan, gördüğü savaş ihtimalleri için bekliyor. Celal Talabani, peşmergelikten Bağdat sarayına uzanan hayatını kansere yenik düşerek kaybetti. Öcalan ise 26 yıldır Türkiye’de esir tutuluyor.
Mesud Barzani bu şartlar içinde Fransa’ya geldi. Uzun yıllardan sonra ilk kez bir Avrupa gezisine çıkan Barzani, Paris’te “Peşmerge” adını taşıyan bir sokağın açılışına katıldı. Hepimiz biliyoruz ki bu tür ziyaretlerin bir de medyaya yansımayan bir görüşme trafiği olur. Barzani’nin Paris’te kimlerle görüştüğü bilinmez ama dışarıya bilerek sızdırılan mesajları, pek de alışık olmadığımız çıkışlarla dolu. Zira KRG’nin şimdiye kadar bölgesel çatışmalara dahil olmadığı, hatta komşularının gölgesinde kaldığı açık.
Ancak Barzani, bir nevi KRG’nin suskunluğuna ve tarafsızlığına son verme çabasında. Rojava’yı koruyacağını söylemesi, SDG’nin yanında olacağını ve Arap aşiretlerle onları besleyenlere tavır koyması; nereden bakarsak bakalım, referandumdan bu yana en önemli Barzani çıkışıdır.
France 24 kanalındaki röportajı ise üzerinde konuşmayı gerektiren bir röportaj. Ve burada yine Öcalan ile ilgili sözleri çift mesajlıydı. İlki, Öcalan’ı özgür görmek istediğini söyleyip, bunun söz konusu sürecin sonunda olacağını vurgulamasıydı. Bunun nasıl olabileceğini zaman gösterecek ama söz konusu röportajın hesaplı kitaplı olduğu belli.
Kürt ulusal birliği 2013’ten beri masada ve buna dair ciddi bir mesai var. Bu mesainin yeniden formatlanarak şekil alıp almayacağını biraz da uluslararası gelişmeler gösterecek. Bu nedenle Kürt partileri isteseler de eski denge arayışını sürdüremez. Sanırım Mesud Barzani bu dengeyi bozmaya ikna olmuş ve altmış yıllık bir asker olarak Paris’te konuşma gereği duymuş.
Hepimiz biliyoruz ki dünya bir savaşa hazırlanıyor. En önemlisi de Kürtleri açlıkla tehdit edenler savaşa hazırlanıyor.
Partilerin, partililerin ideolojik farkları ve kavgaları normal. Ama normal olmayan, kavga yapacak kürsüleri olmayan partilerimizin birbirini düşman görme eğilimleridir. Öcalan, partisini feshederek bir nevi SDG’ye devri miras yaptı. Mesud Barzani ise yeniden silah kullanabileceğini söyleyerek hükümetine tarafımız belli talimatı vermeye çalışıyor.
Kürt kamuoyu bu mesajları, ayrışma ve hakaretler yerine, içine girilen zor günleri aşmanın gereği olarak görmeli. Sadece zor günlerden ve iç çelişkilerle boğuşanın biz olmadığını bilerek.
Zira Mesud Barzani’nin bu açıklamaları yaptığı başkent Paris, yeni bir hükümet krizi ve grev dalgasıyla karşı karşıya. Başbakan François Bayrou’nun hükümeti, sağ ve sol partilerin sıkıştırması sonucu güvenoyu alamadı ve dün istifa etti. Pek çok kişi bu durumu geleneksel demokrasinin bir yansıması olarak görebilir. Ancak Fransa’nın, gerek ekonomik gerekse siyasi olarak, Ukrayna savaşında Avrupa adına liderlik yapmaya çalıştığı biliniyor.
İçeriden güçsüz ve kaotik bir Fransa’nın kim ya da kimlerin işine geleceğini buradan da okuyabiliriz.
Hükümet kurma çalışmaları henüz netleşmemişken, perşembe günü bir de genel grev var. Macron hükümetinin meşgul edilmesi ve meşruiyet krizine sokulmasının, Rusya ve dostlarının işine yarayacağı da ortada. Bu konuda hibrit savaşların aldığı biçimi ve ülkelerin partiler üzerinden kontrol edilmeye çalışıldığını Amerikan seçimlerindeki iddialarda görmüştük. Fransa’nın karşısında da benzer bir durum olduğunu söylemek abartı olmaz.
Elbette dünyadaki ekonomik kriz, Irkçılık, göçmenlik ve radikal dinci akımların Fransa için özel bir sorun yumağı olduğu biliniyor. Cumhurbaşkanı Macron 2027’ye kadar görev başında ve sahip olduğu politik stratejiden taviz vereceğe de benzemiyor. Ancak Fransa’nın, tüm gücüyle Avrupa’nın savunmasına hazırlandığı ve bu tür iç çelişkiler konusunda deneyimli olduğu da hatırda tutulmalı.











