Behice Feride Demir: Türk medyasında Ertürk Yöndem yöntemleri

Yazarlar

Araştırmacı yazar Rohat Alakom, Twitter sayfasında zaman zaman Türkiye’deki tek partili dönemin gazetelerinden örnekler paylaşıyor. Kürt kültürü ve şahsiyetleri konusunda geniş araştırmalarıyla bilinen Alakom, cumhuriyetin ilk yıllarında medyada Kürtlere dair yazılıp çizilenleri kayıt altına alırken bizi de geçmişten haberdar ediyor. Alakom,(30 Kasım 2025) en son “Karaköse (Agirî) sokaklarında Kürdçe konuşanlar” başlığı ile çıkan 8 Ağustos 1938 tarihli Son Posta gazetesinin bir nüshasını paylaştı. Bu paylaşımda da gördüğümüz gibi, cumhuriyetin Kürtlere bakışı baştan beri etnik inkara dayanıyor. Bu inkarın; akademi, aydınlar, gazeteciler ve devlet erkanı arasındaki milli menfaat gereği meslek etiğini, uluslararası hukuku, insan haklarını hiçe sayışını ve diğer milletlere hakareti nasıl normalleştirdiğini kolaylıkla görebiliriz.

Alakom’un paylaştığı örnekten de anlaşıldığı üzere, Türkiye’de medyanın bir devlet manipülasyon merkezi olarak çalıştığı açıktır.

Peki, bu durum bizler için bir şaşkınlık sebebi mi? 

Elbette hayır.

Zira Kuzey Kürdistan’daki son Kürt mücadelesinin karşısında ciddi bir medya savaşı da vardı. Bu güç iki tarafta farklılık gösterse de Türk medyasının özel taktiklerle bu son savaşı çoklu bir kandırmacaya dönüştürdüğüne tanığız. MGK’nin sübvanse ettiği bu kandırmacada tüm medya birimleri  zamanla yerini aldı. Ancak yine de TRT’nin Anadolu’dan Görünüm ile Güntaç Aktan ve Perde Arkası ile Ertürk Yöndem’in muhbir muhabirliği ayrı bir role sahiptir.

Emin Çölaşan, Oktay Ekşi, Melih Aşık, Mehmet Barlas, Hıncal Uluç, Nazlı Ilıcak, Ertuğrul Özkök, İlhan Selçuk gibi aklımda kalan isimler, bu rol dağılımının çok partili hayattaki kalemleri olarak  yıllarca savaş propagandası yaptı. Anti demokratik kültürle eğitilen bu simalar zamanla yerlerini alacak sayısız gazeteci de yetiştirdi. 2002’de devletin ılımlı İslama geçişiyle birlikte yetişen bu kuşağın Gülen cemaati, Erdoğan ve Kemalist medya içindeki dağılımı da çok eskiye dayanmıyor.

Gülen cemaatinin tasfiyesi, medyanın tekelleşmesi alanı daraltsa da  dijitalleşme ile beraber bireysel etkinlik artıyor. Kişisel bloglar  ve YouTube kanalları medyanın niteliğini yenilese de, Kürtlere bakış bu dönemde de değişmedi. Öyle ki Kürt hareketinin Türkiyelileşmeyi öne çıkarması, medyasının büyük bir kısmını Türklere açması, hatta siyaset ve kültür dünyasında Türk kökenlilere iltimas geçmesi bile Türk medyasındaki bu algıyı kıramadı. Hatta fırsatını buldukça Kürt liderlere, partilerine, dünya görüşlerine, sanatçılarına ve değerlerine küçümseyici bakmaktan ve aralarını bozmaktan kaçınmıyorlar.

17 Ekim’i 7 Ekim’le değiştiren yeni şartlarda  Kürtler, mağduriyetlerine rağmen sadece güvenlik, aidiyet hakları ve kalkınma eksenli arayışlara yönelirken, Türk tarafı inkar ve asimilasyon manevraları ile ilerlemeye çalışıyor. Bahçeli’nin global faşist bloka erişme hayali için Kürt hareketi ve Öcalan’a geçici hitabı bile Türk medyasında infiale yol açtı. Kürtler ise 14 aydır hem geçmişin hem de şimdinin aşağılayıcı yaklaşımlarını es geçerek sadece barış için bekliyor, dinliyor ve bazı şeyleri görmezden geliyor. Hatta yetmiyor, Kürtler adına siyaset yapanlar Türk medyasına derdini anlatmak için sıraya giriyor; Türk medyası ise işine geldiği kadar ve istediğini istediği konuda konuşturabilecek kıvamda gördükçe yer veriyor.

Melayê Cizîrî’nin Kürt kimliğini yasaklayan siyasi ve kültürel bir ortamda olmanın utancını tartışmak yerine, Kürdistan’ın tarihî, sanat ve ilim şehrinde yapılan bir kültür etkinliğine katılan bir liderin korumasına hakaret etmekte yarışan gazetecilerle karşı karşıyayız. Aylardır Kürtlere sözde kardeşlik masalı satan Bahçeli’nin hakaretlerine cevap veren PDK Başkanlık Ofisi’nin açıklamasına Bahçeli Öcalan’a selam verdi diye diş bileyenler, birden Bahçeli’ye cevap veren Kürdistanlı yetkililere hakaret etme yarışına girdiler.

Oysa yapılan açıklamanın doğruluğu tam da burada. Anlıyoruz ki kuzu postuna giren sadece siyaset değil; postun kuyruk kısmında, “Öcalan’a başıbozuk paşası unvanı verilsin” diyen Mümtaz’er Türköne (Akşam Gazetesi 21 Ekim 2009) General Mazlum’un generallik unvanını tırnak içine alan Ruşen Çakır, Kürtleri devleti ile kıskandıran  Nevşin Mengü, Bahçeli’ye selam çakan Murat Yetkin, Roboski katliamıyla dalga geçen Yılmaz Özdil, Baas hayranı Hüsnü Mahalli, mürekkebi kinle karıştıran Nedim Şener ve Ergenekon lordu Soner Yalçın gibi gazeteciler bir hafta boyunca Kürde hakaret yarışında epeyce ter döktüler.

Türkiye’nin talihi odur ki tüm kamu ve sivil otoritesi birlik olmayı her zaman biliyor. Kürtlerin talihsizliği odur ki birliğin dışardan gelebileceğini  sanmasıdır.

İlginizi Çekebilir

Nizamettin Kabaiş: Rojin’in başına gelenler tecavüze ve cinayete işaret ediyor
Ali Engin Yurtsever: Hukuksuz Barış …

Öne Çıkanlar