Besê Hozat: Kürt karşıtlığı Türkiye’yi Suriye’de kalıcı yapmaz

GündemPolitika

PKK’nin 12’nci Kongresi’nde alınan kararların ancak PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ile pratikleşebileceğini vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Suriye’de yaşanan gelişmeler için ise ” Kürt karşıtlığı Türkiye’yi Suriye’de kalıcı yapmaz” ifadelerini kullandı.

Medya Haber TV’de PKK’nin 12’nci Kongresi’nin toplanma şartları ve sonrasında yaşanan gelişmelere dikkati çeken Besê Hozat, “2024’ün sonunda başladı, 2025’te gelişmeler devam etti ve çok tarihi bir sürece girdik. Bölgede ve Ortadoğu’da 3’ncü Dünya Savaşı yoğunlaştı. Bölgenin dizaynı gündemde. Süreci bütün bu gelişmelerden kopuk ele alamayız” dedi.
Türkiye’nin tüm imha saldırılarına rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilemediğinin altını çizen Besê Hozat, “Bu planları boşa çıkmıştı. Çok büyük darbeler de yemişti. Hareket dimdik ayaktaydı. Bu gelişmeler ile hareketin dik duruşu, dinamik bir şekilde mücadeleyi sürdüren durumu kaygıları daha da derinleştirdi ve depreştirdi korkuları. Bu gelişmeler Önder Apo ile diyalog kurmalarına yol açtı. Devlet heyetinin tekrardan Önder Apo ile İmralı’da temasa geçmesine Önder Apo değer biçti. Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar oldu. Devlet Bahçeli devlet aklını temsil ediyor. Yüz yıllık imha ve inkar politikası Devlet Bahçeli çizgisi, zihniyetinde yürütülüyor.” İfadelerini kullandı.
Hozat’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
*Bu süreci Önder Apo değerlendirdi ve bir inisiyatif geliştirerek hareket çağrı yaptı. Hareket bu çağrıya olumlu cevap verdi. Önder Apo hareketi bundan hareketi bundan hareketle çok köklü değişim ve dönüşüm süreci içerisine koymak istedi. Buna hareketin yaklaşımı da olumlu oldu. Bunun üzerine kongre 5-7 Mayıs tarihleri arasında toplandı. Bu kongreye Önder Apo’nun önemli perspektifleri oldu. Kongreyi Önder Apo’nun perspektifleri yönetti, yürüttü ve yönlendirdi. Bizimde kongre öncesi temel talebimiz ‘Önder Apo olmadan biz bu kongreyi toparlayamayız, ancak Önder Apo toplayabilir, yürütebilir ve yönlendirebilir’ demiştik. Bu karşılık buldu.
”Kongreye Önder Apo’nun katılımı sağlandı”
* Çeşitli tarzlarda Önder Apo’nun katılımı da sağlandı. Bu anlamda Önder Apo yeterli düzeyde kongreye katıldı ve yürüttü diyebiliriz. Kongrede bu perspektifler çerçevesinde çok kapsamlı tartışmalar yürütüldü. Kongrenin en temel kararı PKK’nin feshi, silahlı mücadele dönemini sonlandırması oldu. Bu kongrenin en temel kararıydı. Bununla ilgili kapsamlı tartışmalar yürütüldü. Bu sürecin yürütülmesi, PKK’nin silahlı mücadeleyi durdurma kararının uygulanma ve pratikleşmesi de ancak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne bağlı. Önder Apo’un özgür çalışır ve yaşar koşullarının sağlanmasına ve bu anlamda bu sürecin Önder Apo’nun yürütmesi ile ancak kararların pratikleşmesi mümkün olabilir. Bu sürecin bir parçası ve gereğidir. Bu olmaz ise olmaz bir koşuldur.
‘İktidar medyasının dili süreci zehirliyor’
 * Türkiye’de yaşayan tüm kesimlerin kimliklerini tanıyan demokratik bir Anayasa’ya ihtiyaç vardır. Önderlik ‘toplumsal sözleşme’ olarak tanımladı, Türkiye’de de böyle bir gündem var. İktidar bunu hep kendine yontmaya çalışıyor. Bu konuda AKP’nin, iktidarın yaklaşımı son derece ciddiyetsiz, oyalayan, ayak direten, ipe un seren, arabayı atın önün koyan şekilde.  Zamana yayan bir yaklaşım var.
.Bu açıdan gündemi bu konuda doğru belirlemek ve tartışmak gerekir. Buda zamanın boşa harcanması anlamına geliyor. Bu zehirli dilden kurtulmak gerekiyor. Bu kadar ciddi bir sürecin içindeyiz. Bir bütün olarak Türkiye değişecek. Sadece Kürtlerde bir değişim olmayacak. Bir bütün Türkiye’nin değişmesi anlamına geliyor. Toplumu buna hazırlamak ve katmak gerekiyor. Bunda çok güçlü bir sahiplenme yaratmamız gerek. Bunu kim yapacak? Bunu siyaset, basın yapacak. Şimdi siyasetin dili de dil değil, basının dili de dil değil. Önder Apo da bu dili eleştiriyor. Basının dili savaş propagandasıdır. Sürekli savaşı kışkırtan, toplumu zehirleyen, milliyetçilik, ırkçılık harlatan, Kürt düşmanlığı yapan bir dil var. Bu dilin eşit, özgür temelde Kürt-Türk halklarının kardeşliği ile ne alakası var? Bu dil ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanamaz.
O zam
CHP’nin sürece çok daha güçlü katılması gerekiyor.
*Muhalefetin tavırları süreç karşısında çok olumsuz değil. Fakat daha cesur, radikal bir siyaset yürütebilir. Kürt sorununun çözümü, demokratik siyasete dönük daha güçlü bir yaklaşım ortaya koyabilir. Pratik adım atabilir. CHP, Meclis’te yetkilendirilmiş bir komisyonun kurulması, bu sorunu gündeme alan komisyonun kurulması için daha pratik adımlar atabilir. Kürtler Önder Apo’yu baş müzakereci ilan etmiş, kabul etmiş. Kürtlerin baş müzakereci olarak kabul ettiği Önder Apo’yu CHP muhatap olarak kabul etmezse, özgür çalışır ve yaşar koşullarının yaratılmasına destek vermez ise CHP bu süreci ne kadar doğru sahiplenir? Katılımı bu açıdan eksiktir. Açıklama ve tutum olumlu ama çok yetersizdir. Bu konuda daha cesur olabilir. Sürecin gelişmesi en fazla CHP’ye, muhalefete fayda sağlar.  CHP samimi bir şekilde bu değerleri savunuyorsa sürece çok daha güçlü katılması gerekiyor.
Kadınlar bu sürecin öncüsüdür
*Bu süreç gerçekten kadınların sürecidir. Barış ve Demokratik Toplum süreci kadınların kendi yaşamını kurduğu bir süreçtir. Demokratik Toplum; binlerce, on binlerce yıllık kadınların yarattığı kominal değerlerin günümüzde toplamıdır. Demokratik Toplum kadın toplumdur. Kadınların binlerce, on binlerce yılda yarattığı değerlerin toplamı, birikimi, yaşamıdır. Kadın bir bütün olarak bu sürecin merkezinde, kalbinde, yüreğindedir. Kadınlar bu sürecin merkezindir, bu sürecin öznesi, motor gücüdür. Bu konuda kadınalar, gençler, Aleviler, demokrasi güçleri, demokratik toplumun temel birleşeni, öznesidir. Bu yaşam onların, halkların, kadınların, gençlerin, emekçilerin yaşamıdır. Bunun içinde tüm kesimler bu sürece güçlü sahip çıkması gerek. Bu sürecin başarıya ulaşması için herkes seferber olmalı. Bunu iktidardan beklemek doğru değil. Onlar oyalama peşindedir. Bu süreç halklar açısından iktidara bırakılmayacak kadar kıymetli bir süreçtir.  İktidara bırakılırsa bu süreç heba olup gidecek. Buna yol vermemek için tüm toplumsal güçlerin birlikte hareket etmesi gerekir. Bu mücadele ile olur. Beklemek ve izlemek ile olmaz.
”Almanya başından beri Türkiye’ye savaş için  destek verdi”
*Almanya’nın da politikaları benzerdir. Almanya baştan beri NATO’nun temel gücüdür, Türkiye’nin verdiği savaşta da baştan beri yer aldı. Her türlü destek verdi. Rojava işgal saldırılarından Almanya’nın ciddi destekleri oldu. Almanya’nın tankları Êfrîn’e, Serêkanîyê’ye girdi. Bakûr ve Başûr’da da durum böyle. Almanya baştan beri Kürtler dönük kötü bir politika uyguluyor. Almanya bundan vazgeçmeli. Böyle bir süreç olurken sivil bir kitle örgütünün temsilciliğini yapan Yüksel Koç’un tutuklanması yanlış. Demokratik bir yaşam için mücadele eden birini tutuklamak ne anlama geliyor. Sürekli Türkiye’yi istikrarsızlık içinde tutarak, istikrarsızlık yaratarak kendi politikalarını dayatıyorlar ve kabul ettiriyorlar. Türkiye’den sürekli taviz alarak kendilerini ayakta tutuyorlar. Bunu görmek gerekiyor.
”Kürt karşıtlığı Türkiye’yi Suriye’de kalıcı yapmaz”
*Türkiye Suriye’deki dizayn içinde olmak istiyor. Bunun için çalışıyor. Şara ile peş peşe görüşülüyor, Şam’a sefer üstüne sefer oluyor, Şam’da Ankara’ya sefer üzerine sefer yapıyor. Bu dizaynda yer almak için elinden geleni yapıyor. Türkiye Kürtlere dönük Kürt düşmanı politikalarını sürdürdükçe, Suriye’de de bu Kürt düşmanı politikaları sürdürdükçe Suriye’de yeri olmaz. Türkiye Suriye’de yer almak istiyorsa Suriye’deki Kürtlerin haklarını tanımak zorundadır. Yol oradan geçer. Kürt karşıtlığı Türkiye’yi Suriye’de kalıcı yapmaz. İstediği kadar çırpınsın, istediği kadar Şara ile görüşsün Suriye İsrail’in hegemonyası altın kalacak. İsrail bölgede hegemonyasını artıyoruz ve batı bloku bunu destekliyor. Türkiye kendini kandırmasın. Şu anda ABD ve İngiltere İsrail’in Suriye’de ve bölgede hegemonyasını tesis etmek için çalışıyorlar. Suriye’ye dönük politikaları budur. Türkiye gerçekten akıllı olmalıdır. Bu Kürt düşmanı politikalarından vazgeçmeli. Kürt düşmanlığı üzerinden Suriye’de bir çok Türkmen yaşıyor onların da haklarının önüne geçiyor. Kürtler Suriye’de kimlik sahibi olmasın diye Türkmenlerin haklarını inkar eden bir siyaset yürütülüyor. Türkiye Kürt düşmanı politikasında ısrar ederse Suriye’de ve bölgede en büyük kaybeden güç Türkiye olacak..”
/Mezopotamya Ajansı/

İlginizi Çekebilir

Gazeteci Furkan Karabay hakim karşısına çıkacak
İBB’ye 4. dalga operasyonda 25 kişi tutuklandı

Öne Çıkanlar