* Cumhuriyetin bir resmi tarihi var, bir de o resmi tarihin gizlediği, üzerini örttüğü, çarpıttığı, tahrif ettiği “öteki” tarihi var.
*Resmi ideoloji kurgulama ve tarihi buna göre yeniden yazma “bize” özgü bir şey de değil. Egemen güçlerin kendilerini “ilelebet payidar” kılabilmesi için yaptıkları bir şey.
* Türkiye’de Atatürk milliyeçiliği diye de birşey yok, bildiğimiz Türk milliyetçiliği var. Türk solu- Kemalizm ilişkisi karşılıksız bir “sevda” gibi. Tuhaf bir ilişki. Türkiye solu Kemalizmle sakatlanmıştır.
*Türkiye’de sahici ve nihai bir barış inşa etmenin olmazsa olmazı tarihle yüzleşmedir.
Araştırmacı-yazar Cafer Solgun ile geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni kitabı Resmî ve “Öteki” Cumhuriyet’i konuştuk
Nûpel: Kitabınızın adı ilginç, neden Resmi ve “Öteki” Cumhuriyet?
Cafer Solgun: Çünkü cumhuriyetin bir resmi tarihi var, bir de o resmi tarihin gizlediği, üzerini örttüğü, çarpıttığı, tahrif ettiği “öteki” tarihi var. Mesela okullarda cumhuriyeti hala “Nutuk”ta anlatılan haliyle öğretiyorlar çocuklara. Oysa Nutuk’un kendisinde (1927) çok yakın bir tarih olmasına karşın “Milli Mücadele” yılları, cumhuriyetin ilanı, meclis çalışmaları, “İzmir suikastı” davası gibi dönüm noktalarına ilişkin ciddi çarpıtmalar, tahrifatlar var. Bunu ben değil, Mustafa Kemal’in tasfiye etmediği az sayıdaki yakın çalışma arkadaşları söylüyor. Örneğin İsmet İnönü, “Yaşasa başka türlü konuşurdu” demiş. Kemalist tarih yazıcılarından Şevket Süreyya da, tarihi gerçeklerle pervasızca oynanan Nutuk için, “Keşke hiç yazılmasaydı” diye yazmıştır.
Kuşkusuz sadece Nutuk da değil, cumhuriyet tarihi deyince aklınıza ne geliyorsa, hemen bütün dönüm noktalarında resmi tarih yazıcılarının tahrif ettiği gerçekler var ve fakat Emile Zola’nın dediğince “Gerçeklerin er geç bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.”
Mesela İzmir Suikastinin (1926) iç yüzündeki gerçekleri resmi tarih anlatımlarından öğrenemezsiniz. Şeyh Said ayaklanması bahane edilerek kabul edilen Takrir-i Sükun Kanununun (1924-1929 yılları arasında yürürlükte kalmıştır, aslında sonrasında da zihniyet ve uygulama olarak hep yürürlükte olmuştur) bir Tek Adam rejimine geçiş sürecinin tamamlanması için ihtiyaç duyulan hukuki zeminini oluşturma amacı taşıdığını resmi tarih kitaplarından okuyamazsınız. Şeyh Said ayaklanmasının hiçbir mesnedi olmadığı halde “İngiliz oyunu” olduğunu düşünmeye devam edersiniz. Dersim kırımının “isyan” olduğunu ve devletin “isyanı” bastırmakta “haklı” olduğunu zannedersiniz… Örnekler çok.
Bu resmi tarih anlatılarının karşısına belgeleri, kanıtlarıyla birlikte “öteki” gerçekleri koydum. Kitabın adı da doğal olarak ortaya çıkmış oldu…
Cumhuriyetin kurucu iradesi neden bir resmi tarih yazma gereği duymuştur sizce?
Öncelikle şunu vurgulamak lazım; bir resmi ideoloji kurgulama ve tarihi buna göre yeniden yazma “bize” özgü bir şey değil. Egemen güçler, şu veya bu biçimde (darbe, devrim vb) devlet ve iktidarı ele geçiren siyasi parti veya hareketler, güç ve kudretlerini korumak, dahası sürekli kılmak isterler. Bunu gerçekleştirebilmek için de ilk işlerinden biridir tarihi bir “resmi tarih” olarak yeniden kurgulamak, yazmak ve toplumu da eğitim başta olmak üzere ideolojik manipülasyon araçlarıyla buna hazırlamak. İktidarlarını ilanihaye zorla, şiddetle, baskıyla baki kılamayacaklarını bilirler. Toplumu şekillendirdikleri resmi ideoloji zihniyeti ve buna göre, ihtiyaca binaen yazdıkları tarih, bir meşruiyet ve toplumsal kabul ortaya çıkarmak içindir.

Diktatörler, “Tek Adam” rejimlerine başka türlü nasıl “meşruiyet” kazandırabilirler? Onlar olmasa devlet çöker, toplum ve ülke batar, düşmanlara gün doğar! Yazdıkları tarihin, toplumu buna göre şekillendirmekten başka bir amacı yoktur.
Resmi ideoloji devletleri için de geçerlidir bu. O ideolojik hassasiyetlerden uzaklaştığınız zaman birlik-beraberlik bozulur! Sürekli pusuda bekleyen “iç ve dış düşmanlar” hemen harekete geçer, ülke bölünür parçalanır! Hatta kıyamet kopar!
Bizdeki durumun mantığı da bu örneklerden çok farklı değil. Kurucu iradenin kendini “ilelebet payidar” kılabilmesi için toplumun resmi ideolojiye biat etmiş bir “kitle” olması gerekiyordu. Sağcı, solcu, dinci, dinsiz her ne olursanız olun, önce Kemalist olacaksınız. Bir de Kürt olmaktan vazgeçeceksiniz. Devlet, bir Türk Devleti çünkü. Ona göre. Yoksa “mutlu” olamaz, çile çekersiniz…
Kitabınızda tartışma yaratacak görüşleriniz de var. Mesela “Atatürk milliyetçiliği” konusunda…
Evet. Bu kavram tespit edebildiğim kadarıyla 12 Eylül darbesinden sonra “keşfedilmiş”, geliştirilmiş bir kavram. En azından 80’li yıllardan itibaren revaçta olduğunu gördüm araştırırken. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının “farklı bir milliyetçilik” iddiası yok aslında, doğrudan doğruya Türk milliyetçisi olmak iddiası var. (Söz Mustafa Kemal’e ait. Nutuk’ta söylüyor: “Biz doğrudan doğruya Türk milliyetçisiyiz.”)
Peki nereden icap etti? Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi gibi resmi ideolojiyi canlı kılmakla mükellef kurumlardan atıfla vardığım sonuçlara kitabımda yer verdim. Şu kadarını söyleyeyim: Gerçeği eğip bükmenin kimseye faydası yok, Atatürk milliyeçiliği diye bir şey yok, bildiğimiz Türk milliyetçiliği var. Şahitlerim ve kaynaklarım da bizzat resmi tarih yazıcıları, savunucuları…
Kemalizm ve Türk solu ilişkisini “platonik bir aşk hikayesi” olarak nitelendirmişsiniz?
Çünkü öyle. Karşılığı yok. Karşılıksız bir “sevda” gibi. Tuhaf bir ilişki. İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere az sayıdaki istisnai görüş ve duruş bir yana neredeyse bir bütün olarak Türkiye solu Kemalizmle sakatlanmıştır. Bu, maalesef demek gerekir, bugün de böyledir.
Bu, öncesi de olmakla beraber esas olarak Türkiye solunun TKP ile başlayan hikayesinin özetidir ve henüz iktidar olmuş Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) ve onun hamilik ettiği Komintern’in anlayış ve tutumuyla doğrudan bağlantılıdır.
Bakın Komintern’in izni ve onayıyla, Lenin’le Mustafa Kemal arasındaki yazışmaların ardından Mustafa Suphi ve arkadaşları milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geldiler ve linç edilerek öldürüldüler (28 Ocak 1921). Bu olayın üzerinden iki ay geçmeden Moskova ile Ankara arasında “Dostluk anlaşması” imzalandı. (Mustafa Suphi’nin eşi Maria’nın başına gelenleri ne o dönemin ne de sonraki dönemlerin TKP’leri gündeme dahi getirmediler! Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesinin Ankara’nın talimatıyla gerçekleştiğini, uzun yıllar boyunca gündeme getirmedikleri gibi…)
En ufak bir örgütlenme çabasında kafasından sopa eksik edilmeyen TKP’nin yurt içindeki politbüro üyeleri 1927 yılında itirafçı olup Kemalist oldular. Tipik bir itirafçı psikolojisi: İltihak ettikleri Kemalizmi bir “ideoloji” olarak kurgulamaya, teorik olarak dayanaklar icat etmeye, devlete hizmet etmek için mesai yapmaya başladılar…
Kafasından sopa eksik edilmeyen TKP’nin yayınlarında Kürtlerin maruz kaldıkları kırım harekatları, “Feodalitenin başı eziliyor! Devrimci Kemalist hareket feodallerin direnişini eziyor” türü söylemlerle desteklendi. Dilinin ucuyla Kemalizmin yedeği olmak tavrını eleştirenler partiden ihraç edildi, dönemin SBKP’sinin “resmi ideoloji” hassasiyetlerine uygun olarak Troçkist ilan edildi. Bunlardan biri de Nazım Hikmet idi. Belge ve detaylarıyla kitabımda var.
Neden böyleydi? Tabii ki nedenleri var ve bu ve benzer soruların cevaplarına kitabımda etraflıca yer verdim…
— Son olarak… Kürt sorununun barışçıl çözümü adına yeni bir “süreç” var. Bu konuda düşünceniz nedir?
Bu “süreç” umut edildiği gibi bir “barış” ve “çözüm” süreci midir? Yoksa sadece PKK’nin tasfiyesiyle mi sınırlıdır? İkisi farklı şeyler. Devlet sözcüleri bu iki durumu birbirine karışırıp PKK’nin tasfiyesi ve Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” tanınmasıyla Kürt sorununun tamamen çözülmüş olacağı gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. PKK’nin feshedilmesi ve silahlı mücadele dönemine son verilmesi, doğru hamleler. Ama bununla “sorun” çözülmüş olmuyor.
Kimsenin barış ihtimaline dair iyimserliğini bozmak istemem ama kitabımda sadece bazı yönleriyle ayna tuttuğum bu tarihle gerçek manada yüzleşmek, sahici ve nihai bir barış inşa etmenin olmazsa olmaz gereğidir düşüncesindeyim…
— Teşekkürler.
Kitabın künyesi
Resmî ve “öteki” cumhuriyet.
Cafer Solgun
Telakki Yay. Şubat 2026
458 sf.












