*İBB’ye yapılan operasyonlarda asıl amacın yolsuzluk olmadığı anlaşılıyor. Neredeyse belediyelerin çoğunda görünen yolsuzluklar nedeniyle sadece CHP’li belediyelerin hedef alınması 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yatırım anlamına geliyor.
*CHP’ye yönelik sahici bir terör soruşturmasından bahsedemeyiz. Kent uzlaşısı siyasal bir sistem ve bu sistemin seçim kazanma hedefli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şüphesiz ki Kent Uzlaşısı yargılamaları sonunda kişiler hakkında beraat kararı verilecektir. Ancak ülkede davaların 3-5 yıl sürmesi nedeniyle itibar suikastları başarıya ulaşmış olacaktır.
*Hukukta Etkin Pişmanlık, bir suçun işlenmesinden sonra failin pişmanlık göstermesi durumunda cezasının azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halidir. Etkin pişmanlık, “Konuşursan ceza almazsın” düsturu ile işleyen bir mekanizmadır. Türkiye’ de yargıya olan güvenin az olması sebebiyle insanlar bazen işlemediği suçlarda bile sırf kendilerini kurtarmak için başkaları aleyhine konuşmaktalar.
*İBB operasyonları ile KCK operasyonları içerik olarak farklı olsalar da yapılma şekilleri ve izlenen yol aynıdır. İki operasyonda da amaç adli bir işlemden ziyade iktidar adına siyasi bir sonuç elde etmektir.
*10 yargı paketinin temel hak ve özgürlüklere olumlu veya olumsuz bir etkisinin olmadığını belirtebiliriz. Bu paket kamuoyunda abartalı olarak ve gereksiz yere çok tartışıldı. Ülkede herhangi bir derde deva olmayan sıradan bir yasama işlemidir.
Nûpel Yayın Koordinatörü Filiz Deniz, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Van Şubesi avukatlarından Erhan Çiftçiler ile CHP’li belediyelere yönelik operasyonları konuştu.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Şimdiye kadar 6 operasyon yapıldı ve bugüne kadar İBB İmamoğlu başta olmak üzere bir çok belediye başkanı tutuklandı. İktidar bunu ‘yolsuzluk ve terör’ nedeniyle yapıldığını söylüyor ancak kamuoyunu ikna etmekte zorlanıyor. Halkın genel eğilimi ise bunun siyasi bir operasyon olduğu yönünde; siz süreci yakına takip eden bir hukukçu olarak CHP’li belediyelere yönelik operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP’ye yönelik operasyonlarda yolsuzluk ve terör soruşturmaları iç içe yürütülmektedir. Adliye işleyişinde terör suçlarını soruşturan savcılık ile yolsuzluk soruşturmalarını yürüten savcılık birimleri ve işleyişleri ayrı olmasın rağmen CHP belediyelerine yürütülen soruşturmaların bu birimlerce beraber yürütülmesi ise adli bir işlemden ziyade siyasi bir amacın güdüldüğünü gösteriyor.
Sürecin siyasi yönün ağır bastığı hukuki sürecin işleyiş biçimi ile kendisini belli etmektedir. Zira gözaltı süreçlerinde basına verilen teşhire yönelik görüntüler, bazı basın yayın kurumlarıyla veya kişilerle dosyada sadece şüpheli aleyhine olan hususların paylaşılması da bu savı güçlendirmektedir.
Bu soruşturmalarda belediyelerdeki genel kabul gören yolsuzluklara değinmekte fayda var. Eğer ki bu gündemde olan yolsuzluk operasyonları sadece bir partinin belediyelerine yönelik olmamış olsa idi aslında yolsuzlukla mücadele olarak kayıtlara geçerdi. Türkiye’de belediyelerin kahiri ekseriyetinin siyasi partilerin ve bazı iş adamlarının finans alanı olduğu bilinen bir gerçekliktir.
İktidar partisinin belediyelerinde yolsuzlukların daha fazla olduğu da her il ve ilçe sakinince bilinen başka bir gerçekliktir. Belediyelerin imar ve doğrudan temin ihaleleri ile kanunu dolayarak yaptıkları yolsuzluklar geleneksel ve kanıksanmış bir hal almıştır. Türkiye’ de bu yönde yolsuzluk yapmayan çok az belediye veya kamu kurumu bulunmaktadır.
Gerek belediye ve gerek kamu kurumlarında şirketlere yüksek tekliflerle/fiyatlarla ihale kazandıran ve kamuoyunda “ihale kırpıcısı” olarak bilinen siyasi ve ya bürokrat kişiler tarafından ihale bedelinin bir kısmını sadece ilişiklileri nedeniyle kendilerine ihaleye kazandırdıkları şirketler tarafından verildiği de bilinen bir vakadır. Ayrıca muhalefet ve iktidar siyasi partileri tarafından bu durum bilinmesine rağmen zimmi bir ortaklıkla sessiz kalınmaktadır.
Özetle yapılan operasyonlarda asıl amaç yolsuzluk olmadığı, neredeyse belediyelerin çoğunda görünen yolsuzluklarda sadece CHP belediyelerin hedef alınması 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yatırım olduğunu söylemek daha doğru olur. Kaldı ki genel seçimlere hazırlanan adayların belediye kaynaklarında kişisel kampanyaları için harcadıkları tutarları ile yolsuzluk veya oy vaadiyle işe alımlarında da her belediye incelenmelidir.
Son zamanlarda medyada CHP’ye dönük ‘yolsuzluk’ iddialarına ağırlık verilse de aslında DEM Parti’yle İstanbul özelinde yapılan ‘Kent Uzlaşısı’ nedeniyle açılan ‘terör’ dosyasının olduğunu da biliyoruz. CHP’li belediyelere ve bazı DEM Partili meclis üyelerine yönelik ‘terör’ soruşturması hangi aşamada? Ve ayrıca sizce bu soruşturma nasıl bir seyir izleyecek?
CHP’ye yönelik sahici bir terör soruşturmasından bahsedemeyiz. Kent uzlaşısı siyasal bir sistem ve bu sistemle seçim kazanma hedefli olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Kent Uzlaşısı anti demokratik ve milliyetçi siyasal bir zihni taşıyan 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunda tarif edilen terör tanımına da uymamaktadır.
CHP belediyelerini PKK ile ilişkilendirmek eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Kaldı ki DEM Parti belediyelerinin yüzlercesine PKK ile ilişkili olma durumlarına ilişkin yürütülen soruşturmalarda seçilen başkanlara verilen cezalarda; PKK’ye belediyelerden herhangi bir maddi geçişin olmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla daha çok başkanların başkan olmadan önce yürüttükleri siyasi faaliyetler davalara gerekçe yapılmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Kent Uzlaşısı kapsamında Kürtlerin metropollerde örgütlenmesine dil uzatması veya buna karşı mücadeleye girişmesi, yargının iktidar partisinin belde başkanı gibi davrandığını bize göstermektedir. Şüphesiz ki Kent Uzlaşısı yargılamaları sonunda kişiler hakkında beraat kararı verilecektir. Ancak ülkede davaların 3-5 yıl sürmesi ile itibar suikastları başarıya ulaşmış olacak. Kayyum sebebiyle talan düzeni iktidar partisi tarafından daha rahat yürütülecek ve aslında bir yargılama faaliyeti değil de 3-5 yıl sürecek kayyum eksenli bir siyasi ahlaksızlığa şahit olacağız.
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda tutuklanan 114 kişiden 24’ü “etkin pişmanlık” kapsamında tahliye edildi. ‘Etkin pişmanlık’ ne anlama geliyor? Kimler bundan yararlanıyor ve nasıl uygulanıyor.
Hukukta Etkin Pişmanlık; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen, bir suçun işlenmesinden sonra failin pişmanlık göstermesi durumunda cezasının azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması halidir. Etkin pişmanlıktan yararlanan şüpheli ve sanığa aslında ilk olarak kendi menfaatini de içeren bir iş birliği önerilmektedir. “Konuşursan ceza almazsın” düsturu ile işleyen bir mekanizmadır.
Türkiye’ de yargıya olan güvenin az olması sebebiyle insanlar bazen işlemediği suçlarda bile sırf kendilerini kurtarmak için başkaları aleyhine konuşmaktalar. Özetle itirafçı ceza tehdidi altında beyan vermektedir. Beyanlarına tam ve şüphesiz olarak destekleyen yan deliller bulunmadıkça itibar edilmemelidir. Zira itirafçı ceza tehdidi altında bulunması ve kendisine vaatler verildiği için beyanları tek başına hükme esas alınmamalıdır. Uygulamada yargı makamlarının itirafçı beyanlarına güvendiği ve olduğu gibi kabul ettiklerini görmekteyiz. Hele ki bu ve benzeri siyasi operasyonlarda; yargıda makamlarınca itirafçının kıymete bindiği, konuşsun da doğru yanlış çok önemli değil, sanığı cezalandıracak veya içeride tutacak bir şeyler söylesin de bize yeterlidir anlayışı bulunmaktadır.
Şimdiye kadar özellikle Kürt siyasi yapılanmasına yönelik çok sayıda siyasi operasyon yapıldı. Bunlarda en önemlilerinden biri de 2012 yılında gerçekleşen KCK Operasyonu oldu. KCK Operasyon’da “Etkin Pişmanlık Yasası’ndan yararlanan oldu mu? İBB operasyonu ve KCK operasyonunu karşılaştırırsanız neler söylemek istersiniz?
İBB operasyonları ile KCK operasyonları içerik olarak farklı olsalar da yapılma şekilleri ve izlenen yol aynıdır. İki operasyonda da amaç adli bir işlemden ziyade iktidar adına siyasi bir sonuç elde etmektir. Bu operasyonlarda teşhir amaçlı oldukları, gerçekler ile algıların karıştığı, algıların daha önem kazandığı, siyasi rakiplerin gerçek dışı ithamlara maruz kaldığını görmekteyiz. Bu operasyonlarda hukuki bir menfaatten bahsetmek mümkün değildir. Bu soruşturmalarda kararları mahkemeler değil de siyasi iktidarın verdiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak İBB operasyonları KCK operasyonlarından farklı olarak daha öncesinde değindiğimiz üzere Türkiye’de nerdeyse tüm belediyelerde olan yolsuzlukları da içermektedir.
Ancak DEM Parti siyasi geleneğine sahip belediyelere yönelik yapılan KCK operasyonlarının da salt siyasi amaçla yapıldığı, Kürtlerin örgütlenmesi veya kazanımlarının hedef alındığı ortadadır. Bu davalarda hiçbir şekilde bir yolsuzluk belirtisi olmadığı açıktır. Yolsuzlukla ilgili en ufak şüphe olsa bile bunun kamuoyunda mahkemeler aracılığıyla ifşa edileceğine de şüphe yoktur.
KCK soruşturmalarında etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler olmasına rağmen yolsuzlukla ilgili herhangi bir beyanları olmaz iken ancak hayali söylem ve olmamış ilişkileri olmuş gibi yansıtan ve yan delillerle desteklenmeyen beyanlar ile insanlara yüzlerce yıl ceza verildi.
Son olarak Meclis’ten geçen 10. Yargı Paketi sormak istiyorum. 10 Yargı Paketi’ni CHP’li belediyelere yönelik operasyon arasında bir bağlantı var mı? Paketin 2023 yılından sonraki suçları ve yargılamaları kapsamaması iddia edildiği gibi CHP’li belediyelere dönük operasyonla mı alakalı? Hem bu konuyu hem de paketi bir bütünden bir hukukçu gözüyle genel olarak nasıl değerlendirirsiniz?
10 yargı paketinin devam eden soruşturmalara bir etkilerini olduğunu söylemek doğru olmaz. Yargı paketi kapsamı dar olan AYM’nin iptal kararlarından sonra düzenlemesi gereken yasaları içermekle ve kısmı olarak TCK ile İnfaz Kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Temel hak ve özgürlüklere olumlu veya olumsuz bir etkisinin olmadığını belirtebiliriz. Bu paket kamuoyunda abartalı olarak ve gereksiz yere çok tartışıldığı, ülkede herhangi bir derde deva olmayan sıradan bir yasama işlemi olduğunu, siyasi iktidar tarafından infaz kanununa ilişkin kamuoyunda umut yaratıldığı ancak vaat edilen infaz düzenlemelerini içermeyen bir yasal düzenleme olmuştur.











