🔴DEM Parti Milletvekili Sinan Çiftyürek, Kürt sorununun çözümünün tekçi anayasa maddelerinin değişimi, anadilde eğitim hakkı ve Ortadoğu’da Kürtlerle stratejik ittifak ile mümkün olacağını vurguladı.
“Demokratik Toplum ve Barış” süreci kapsamında Meclis çözüm zemininde yürütülen “dinleme” ve “raporlama” aşamaları, Kürt sorunu etrafında yaşanan tartışmalarla devam ediyor.
Süreci ANF’ye değerlendiren DEM Parti Milletvekili Sinan Çiftyürek, AKP, MHP ve CHP’nin sunduğu raporların çözümden uzak olduğunu belirterek meselenin özünün anayasal tanınma ve bölgesel müttefiklik olduğunu kaydetti.
RAPORLAR YENİ BİR ŞEY SÖYLEMİYOR
Sürecin birinci aşamasında akademisyenlerden, uzmanlara ve toplumsal temsili bulunan tüm kesimlerin dinlendiğini belirten Çiftyürek, Abdullah Öcalan’ın dinlenilmesinin ardından partilerin çözüm perspektiflerini sunduğuna dikkat çekerek, “Uzun uzun, 100–200 sayfalık raporlar yazmalarına gerek yoktu. Çünkü özünde geldikleri nokta değişmiyor. Meselenin adını koymaktan bile kaçınıyorlar. ‘Kürt meselesi’ diyemeyen bir aklın sunduğu metinler çözümü değil, çözümsüzlüğü temsil ediyor. Eğer Anayasa’nın 66. maddesindeki o tekçi vatandaşlık tanımı ve 42. maddesindeki anadilde eğitim yasağı korunuyorsa, yazılan yüzlerce sayfanın hiçbir anlamı olmaz. Kürtler anayasal olarak tanınmadığı sürece gerisi sadece ayrıntı olarak kalıyor” dedi.
Barışın toplumsallaşması tartışmalarında devlet ve hükümetin daha ciddi sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Çiftyürek, DEM Parti’nin miting ve halk toplantılarıyla süreci iç içe yürüttüğünü, toplumun devletten somut adımlar beklediğini söyledi. Çiftyürek, barışın hem Kürt coğrafyasında hem de Türkiye’nin batısında karşılık bulması için devletin bazı adımları atmasının zorunlu olduğuna dikkat çekerek, “Devlet, ‘Evet, Kürtlerin varlığını tanıyorum ve bunu Anayasa’da kabul ediyorum’ şeklinde irade ortaya koymazsa, ‘Çocuklar ölmesin’ söylemi slogandan öteye geçemez” uyarısında bulundu.
ANADİL VE HUKUKİ TANIM
Çiftyürek, devletin, Kürt halkının her platformda dile getirdiği talepleri dikkate alması gerektiğini kaydederek, “Kürtlerin varlığının kabul edilmesi gerekiyor. Sayısal çoğunluğumuz ne olursa olsun, ister 5 milyon ister 30 milyon olsun; mesele sayı değil, varlığımızın kabulüdür. Kürt milletinin varlığı anayasal güvenceye alınmalıdır. Eğitim ve kamusal statünün tanınması önemlidir. Kürtçenin sadece ‘helal bir dil’ olarak anılması yetmez; eğitim dili olması ve kamusal alanda resmi bir statüye kavuşması şarttır.”
Akademisyenlerden siyasetçilere kadar binlerce insanın hapiste olmasının sebebinin Kürt meselesi olduğunun altını çizen Çiftyürek, “Bugün Sayın Öcalan neden hapistedir? Kürt sorunundan kaynaklı değil mi? Binlerce insan aynı şekilde hapiste değil mi? İlk etapta Terörle Mücadele Yasası’nın esnetilmesi gerekiyor. Kayyum uygulamaları son bulmalıdır; halkın iradesi teslim edilmelidir. Siyasi sürgünler dönmeli, siyaseti engelleyen tüm yasaklar kaldırılmalıdır. Bu bir çözüm değil; sadece meselenin yarattığı tahribatın onarılmasıdır.”
Bölgesel siyaset ve Rojava’ya yönelik tehdit dilini eleştiren Çiftyürek, Türkiye’nin büyümesinin ve bölgesel güç olmasının yolunun Kürtlerle ittifaktan geçtiğini belirterek, Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın “Türkler geldiğinde Kürtler buradaydı” sözüne atıfta bulunarak, “Kürtleri stratejik müttefik olarak görmeden ne Ortadoğu’da ne de Kafkasya’da etkin bir politika yürütebilirsiniz. Kürtlerin sırtına basarak değil, Kürtlerle el ele vererek büyümek hem Türklerin hem Kürtlerin yararınadır. Sınırın ötesinde ‘terörist’ diye Kürtleri dışlamak yerine, bin yıldır birlikte yaşadığınız halkla stratejik ortaklık kurmalısınız” diye konuştu.
‘ROJAVA STRATEJİK İTTİFAK ALANI OLMALIDIR
Çiftyürek, Türkiye Dışişleri Bakanı, MİT ve Genelkurmay Başkanı’nın Şam ziyaretini Rojava’ya yönelik bir “tehdit siyaseti” olarak nitelendirdi. Kürtleri bir tehdit olarak görmenin Türkiye’yi çözümsüzlüğe hapsettiğini vurgulayan Çiftyürek, “Türkiye’nin artık Kürtlere yönelik ‘güvenlik’ ve ‘tehdit’ merkezli politikaları terk etmesi gerekiyor. Çözüm, bu bakış açısıyla mümkün değil; çözüm, kardeşliğimizi ve ortak geçmişimizi hatırlamamızla mümkündür. Olması gereken, dostluk ve birlikte büyüme anlayışıdır. Kürtler ve Türkler bin yıldır bu topraklarda birlikte yaşıyor. Bundan daha iyi bir stratejik müttefiklik olabilir mi? İşte çözüm burada başlıyor.” dedi.










