Sunu: Bu yazı, üç ilişkili ancak kendi içinde “özerk” kısmından (bab) ibarettir.
Birinci Bab: “Zamanın kimliği…”
İkinci Bab: “Talebeler…”
Üçüncü Bab: “Kısadan hisse”dir.
“Zamanın kimliği; Doğru mirası, Talebeler; Doğru örneği, Kısadan hisse; Doğru dersleri içerir.”
Her birinizin eleştirisi ya da onayı olabilir. Ben onayınızı değil, zihni uyaracak görüş ve eleştirileri yeğlerim. Eleştiri tahammülü zorlar ve Tahammül olağanüstüdür! İçinde mucizevi bulgular barındırır; paylaşarak ortaklaşmayı kolaylaştırır.
* * *
Birinci Bab: “Zamanın kimliği…”
Newton, “zaman”ı dünyadan bağımsız “bir tür varlık” olarak tanımlar. Ona göre; “evreni silseniz bile zaman kalır”. “Zaman”ın, evrenin dışında olduğu fikri doğrusu algımı zorlar; beni hayli aşar!
Adam Smith, “zaman”ı görmezden gelir. Mantıklı bulmam. Zamanı “yok saymak” hareketi yadsır çünkü… Hareket sadece varlığın değil, zamanın da kanıtıdır.
Kant, zamanı tüm deneyimi yapılandıran “sezgi biçimleri” olarak açıklar. Kant’a göre zaman içimizdedir. Bir düşünce biçimi olarak vardır, herhangi bir şeyi deneyimlemenin ön koşuludur. “Zaman olmadan dünyayı hayal edemeyiz.” “İnsanın algıladığı dünya zamansaldır.”Bu tanım, algımı zorlamaz doğru gibi gelir...
Mani, “zaman”ı “karanlığın tuzağı” olarak görür; “An”a odaklanmayı, “An”da yaşamayı önerir. “Önemli olan andır” der. Zaman tanımında daha çok Mani’ye yakınım…
* * *
“Zaman”ı yaratan harekettir ve hareket, değişimi tetikler. Durağanlık zamanı yadsır. Zaman “geçmez”, akar. “Geride kalan” zamanın dışında değildir. “An” sadece “şimdi”den oluşmaz; “geçmiş” ve “gelecek” “An”ın bütünüdür; “An”la anlamını bulur. Bu, bizi “An, tüm bir zaman-evrendir” sonucuna götürür. “Eski” ya da “yeni”yi tanımlayan, her birinin hayatımıza daha “erken” ya da daha “geç” girmiş olması değil; toplumsal hayatımızdaki önemi ve taşıdığı anlamdır. Geçen ya da gelecek olarak zaman, “eski” ya da “yeni”yi belirlemez. “Eski” ya da “yeni”yi belirleyen, tarihsel akış içinde ortaya çıkan ihtiyaçlardır. İhtiyaçlarla uyumlu olan her şey (zaman-mekân fark etmeksizin) “yeni”dir.
Devrimci, aydın ya da ilerici “An”ın değil, anda saklı tüm zamanların yaratıcı öznesidir. Zaman tanımı da budur. “An”da tüm bir zamanı yaşar. Zaman’ı “geçmiş”,“şimdi”ve“gelecek” olarak sınıflamaz; her birine farklı anlamlar yüklemez. Geçmişi “geride kalan”, geleceği “hayal”den ibaret sayan; “an”ın dolayısıyla zamanın öznesi olamaz!
Ne geçmiş “geride kalan”dır ne de gelecek “hayal”dir. Zira geçmiş ve geleceği pasivize ederseniz“an” anlamsızlaşır. “An”ın anlamsızlığı, toplumsal hafızayı da gelecek düşünü de yok eder…
Geçmişi sık sık yoklar devrimci ancak geçmişe özlem duymaz! Çünkü doğru kararlar aldıracak hafızası (geçmişi/tarihi) yürüyecek ayakları, yürütecek bilinci, yol aldıracak düşleri (hayâlleri)vardır. “Hafıza”kararlaşmanın, “Düş” hareketin/eylemin dinamik kaynağıdır. Bu kaynak olmaksızın yol bilinmez, yol alınmaz… Bilgi de Bilgelik de “geçmiş”te gizlidir. Ancak devrimci, geçmişte yaşamaz. Ağıt yakmaz, yasını tutmaz. “An” da kalır. “An”, “Şimdi” ya da “Gün” müthiş heyecan vericidir; serüvenci için haz kaynağıdır. Amin Maalouf’un, Mani’yi anlattığı “Işık Bahçeleri” gibidir. “Yarın”ı karartmamak, tanınmaz/bilinmez kılmamak içindir bu!
Geçmişi yadsıyabilir ama yok edemezsiniz. Bazen “geçmiş”i arar insan… “Zaman da kalır” ancak geriye doğru yolculuklar yapar. Doğrudur. Hafıza bir yığından ibaret değildir, insanın hazinesidir. Çözüm, bu hazinede saklıdır. Ancak arayış özlemden, ona sığınma isteğinden değildir. Yaşanmış olandan bir şeyler kapmak içindir. Aynı zamanda insanın kendini yitirmek, kaybetmek istemeyişinden… Bazen “Gün” kararınca “geçmiş” ışık tutar, kapınızı çalar durmaksızın… “Çıkış” güçleşince “geçmiş”i yardıma çağırır zihin ve geçmiş, ellerinden tutarak sırattan geçirir seni. “Geçmiş”e övgü ya da serenat değildir bu… Biz istemezsek de “geçmiş” gelir hayatımızdaki yerine oturur…
* * *
Bu bağlamda “geçmiş” sadece “yaşanmış zaman” değildir; doğru yaşanmışsa cevherdir, zengin bir mirastır. Aynı zamanda kılavuzdur, ışıktır. Doğru değerlendiril(e)mediğinde ise hapishanedir! Karanlık kuyu gibidir! Tüm bir zamanı içine alan “gömüt”tür! İnsanı içine çeker, kölesi yapar ve tüketir… Perspektiflerini kaybederek “düş yolculuğu”nu sonlandıranlar, üretme yeteneği körelmiş “mirasyediler” bu hapishanede yaşar…
Gelecek Bab: “Talebeler…”
/Kaynak: munzurpress.com/











